7 Aralık 2011

Antichrist ve Melancholia üzerine

Lars Von Trier son iki filmi Antichrist (Deccal) ve Melancholia (Melankoli) ile büyük fırtınalar kopardı sinema dünyasında. 2009 yapımı Antichrist; Kendi ihmalleri yüzünden çocukları Nick'i kaybeden evli bir çiftin bir dağ evine yerleşmesi ve sorunlu bir yas dönemi geçiren eşini tedavi etmeye çalışan psikiyatrist kocanın hikayesini işliyordu. 2011 yapımı Melancholia ise ablasının malikanesinde evlenen bir çiftin düğününe götürüyor bizleri. Birbirinden oldukça farklı iki kız kardeşin hikayesini izliyoruz. Trier'ın odaklandığı nokta Dünya'nın sonu yaklaşırken iki kız kardeşin bu durum karşısındaki tepkileri. Justin'in kadere boyun eğişi ve soğukkanlılığının yanında Claire'nin git gide arta paniği.

Olabildiğince karamsar iki hikaye var önümüzde. Bugüne kadar pek de neşeli filmler yapmamış olsa da Antichrist ve Melancholia Trier'ın geçirdiği depresyonun bir tür dışavurumu. Bu depresyon beraberinde çokça tartışılan iki büyük film getirirken Trier sinemasında biçimsel anlamda bir takım değişiklikleri de getiriyor. Trier'ın Antichrist ve Melancholia'da slow motion olarak çektiği açılış sekansları bu değişimin en bariz göstergesi. Antichrist'in prolog'u; mistik müziği, siyah-beyaz görüntüleri, akıllara seza yönetmenliği ve film içinde bir kısa film gibi duran yapısıyla Trier sinemasının doruk noktasını oluşturuyor. Melancholia'daki açılış sekansı çok daha uzun. Bu sefer filmin farklı parçalarından oluşturulmuş bir prolog izliyoruz. Yine benzer bir müzik eşliğinde. Trier, Antichirst'te dijital kamerayı tercih ederken neyse ki Melancholia'da bunu tekrarlamıyor. Diğer yandan Trier, filmlerini parçalara bölerek anlatma eğilimini sürdürüyor. Antichrist 6 bölümden oluşurken Melancholia'da bu sayıyı üçe indiriyor Trier: Prolog, Justin ve Claire.

Antichrist
Ele aldığı derin mevzuları yoğun bir cinsellik ve bolca şiddet içeren sahnelerle anlatmayı tercih eden Trier'ın seyri en zor filmi oldu Antichrist. Benzerine pek de rastlamadığımız bir "Dünyanın sonu" hikayesi olan Melancholia ise özellikle zor ve zor olduğu kadar da sarsıcı finaliyle unutulmayacak bir deneyim yaşattı biz sinamaseverlere. Film görsel olarak da bir hayli etkileyiciydi. İki filmin ortak noktalarında biri de Trier'ın oyuncularından aldığı üstün performanslar olsa gerek. İki  filmde de yer alan Charlotte Gainsbourg gösterdiği performansla adını altın harflerle yazdırdı zihinlerimize. Gainsbourg'un Antichrist'teki oyunu bir oyuncu sanat için ne kadar ileri gidebilir sorusuna verilmiş bir cevaptı adeta. Keza Melanchola'daki performansı da unutulacak gibi değildi. Kirsten Dunts'ın da alkışı fazlasıyla hak ettiğini belirtelim.

Melancholia
Son derece sert, cesur ve kötücül filmler Antichrist ve Melancholia. Bilhassa Antichrist. Film mimlendi adeta. Lars Von Trier, kadın düşmanlığıyla bile suçlandı. Film ülkemizde makaslanmış haliyle vizyona girdi ve o haliyle de yeterince tartışıldı. Benim içinde olduğum azınlığı fazlasıyla memnun ederken nefret edenler ve Trier'ı karşısına alanlar çoğunluğu oluşturdu. Gelin görün ki Melancholia bu kötü havayı dağıtmış görünüyor. Rahatsız edici filmler listelerine sıkı bir giriş yapan Antichrist ve Melancholia'yı hala izlememiş olanlar vardır eminim. Onlara diyeceğim şu ki: Zor filmleri sevmiyorsanız uzak durmanız sizin yararınıza olur. 

2 yorum:

  1. daha önce Lars von Trier filmi izlemedim hangi 2 filmle başlamam doğru olur ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trier filmlerinin hemen hepsi zor filmlerdir . Müzikal filmleri seviyorsanız Karanlıkta Dans olabilir. Melancholia başlangıç için iyi olur. Bir de eskilerden Europa'yı önerebilirim. başlangıç için ideal :)

      Sil