Sinemada şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinemada şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2015

Bir Zamanlar Sinema öneriyor - #25 Straw Dogs


Sinemada şiddet temasını derinlemesine işleyen en iyi iki filmin de 1971 yapımı olması güzel bir tesadüf.  Biri Stanley Kubrick'in başyapıtı A Clockwork Orange diğeri ise Sam Peckinpah'ın en iyi işi diyebileceğim Straw Dogs (Köpekler). Hollywood'un yeniden çevrim furyasının son kurbanlarından olan filmin yeni versiyonunu izlemediyseniz, hala şanslısınız. Yönetmenin eskimeyen klasiği sizi bekliyor. Ülkesinde yasaklanan ve pek çok tartışma koparan filmi keşfetme zamanı...

Straw Dogs'da şiddet olgusu masaya yatırılıyor. Film, şiddetten uzak duran, uygar, kentli ve tabi pısırık bir adamın mecbur kaldığında şiddete başvurmasını ele alsa da genel anlamda ne kadar kaçmaya çalışsak da insanoğlunun doğasında vahşi bir yanın, şiddetin varolduğunun altını çiziyor. Peckinpah, şiddeti en saf-yalın haliyle perdeye taşıyor. Zaten Straw Dogs'ın şiddeti günümüz korku filmlerindeki bol kanlı, istismara yakın duran şiddet sahnelerinden çok farklı. Daha çok şiddetin doğası üzerine denilebilir. Peckinpah'ın şiddetin yanı sıra bireysel adalet kavramını eşelediğini de söyleyebiliriz.  Filmdeki kırılma anı ana karakterimiz David'in yanlışlıkla bir genç kızı öldüren akli dengesi bozuk bir köylüyü evine alması ve peşindeki kızgın köylü gruba teslim etmemesi diyebiliriz. Böylece film boyunca sürtüşen karakterlerimizin savaşı başlamış oluyor. Evinde kendi kurallarını uygulamakta kararlı bilimadamı ile adaleti kendi elleriyle uygulamak isteyen kaba saba taşra insanın savaşı başladığında ilginç bir şekilde aradaki statü farkları ortadan kalkıyor. Peckinpah, son yarım saatlik dilimi uzun zaman unutulmayacak bir şiddet gösterisine dönüştürüyor.

Evet, karşımızda oldukça zengin bir klasik var ama eş rolü biçilen Amy'nin tecavüze uğradığı sahne kopardığı fırtınayla filmin önüne geçmiş durumda. Elbette bu sahnenin sinema tarihinde bir benzeri daha olmadığını düşündüğümüzde önemi artıyor. Kadının başta dirense de tecavüzden zevk alması, bunun normal bir cinsel ilişkiye dönüşmesi ve sahnenin devamında yaşananlar Peckinpah'ın kadın düşmanı olarak yaftalanmasına kadar çeşitli tepkilere sebep oldu.

27 Mart 2015

Üç perdelik şiddet gösterisi: The Passion of the Christ


Mel Gibson’ın üçüncü yönetmenlik çalışması The Passion of the Christ, gösterime girdiğinde içerdiği yoğun şiddet sebebiyle büyük tartışmalar koparmıştı hatırlarsanız. Üzerinden 10 yıl geçen filmi tekrar gördüğümde, düşüncelerimi yazma ihtiyacı hissettim. Ve açıkça söylemek istiyorum ki; Gibson’ın Hz. İsa’nın son 12 saatini ele aldığı The Passion of the Christ, sinema tarihinin en gereksiz uyarlaması.

İyi fikirlerle yola çıkılmış oysaki

Hz. İsa, sinemaya sayısız kez konuk oldu. Dini epik dediğimiz türün en önemli figürüydü. Hala da öyle.. İsa filmleri Jesus Christ Superstar ve The Last Temptation of Christ gibi ayrıksı filmler dışında büyük oranda İncil’e sadık uyarlamalarla çıktı karşımıza. Buradan baktığımızda Gibson’ın İsa’nın son 12 saatini anlatma girişimi takdir edilesi. Filmin süresini de hesaba katınca detaylara inme şansı yakalanacağını düşünmemiz olası. Son 12 saatin flashback sahneleriyle desteklenmesi de kağıt üzerinde iyi bir fikir gibi görünmesine karşın uygulamada filme pek bir katkısı olmadığını söyleyebiliriz.

Gibson, filmi ‘Zeytin Dağı’nda Dua’ sahnesiyle açıyor. Burada diğer uyarlamalardan hemen ayrılıyor. Şeytan’ın ortaya çıkışı, dua eden İsa’ya yanaşması ikonografinin dışına çıkılması bir artı diyebiliriz. Tarihi veya dini epiklerde İngilizce konuşulması da eleştiri konusudur. Bu açıdan The Passion of the Christ’te karakterlerimizin Aramice konuşması anlamlı. Ama Ne var ki, kullanılan dil, sanat ve görüntü yönetimi gibi teknik ayrıntılar, Gibson’ın az sonra üzerinde duracağımız tutumu nedeniyle okyanusta bir damla olmaktan öteye gidemiyor.

3 perdelik şiddet gösterisi

Gibson, filmin açılışında Yeşaya’dan yaptığı “Günahlarımız için o yaralandı. Suçlarımız yüzünden ezildi.” alıntısı ile hazır olun mesajı veriyor adeta. Şiddet, İsa’nın yakalanma anından başlıyor. İsa’nın suçlanma sürecinde, Vali Pilate’in onu önce suçsuz bulması, halkın baskısı sonucunda ağır kırbaç cezası vermesi, filmin şirazeden çıkmasına sebep oluyor. Öncelikle, bu uzun kırbaçlanma sahnesi nasıl peydah oldu? Pilate’in İsa’nın hayatta kalmasını sağlamak için bazı adımlar attığını biliyoruz. Ve bu adımlar arasında kırbaçlama cezası da olabilir pekala. Diğer uyarlamalarda bir iki kırbaçla geçiştirilen veya hiç gösterilmeyen sahnenin varlığını, İsa'nın son 12 saatinin anlatılıyor oluşuyla açıklamak mümkün değil. Sadist Romalı askerlerin kahkahaları eşliğinde, halkın önünde önce ince-uzun sopalarla ardından da ucu kancalı bir kırbaçla cezalandırılan bir İsa izliyoruz. Eğer amacınız kırbaçlandığını göstermekse bunu ivedilikle yapabilirsiniz. Buradan varacağımız nokta ise Gibson’ın filmini şiddet gösterisine çevirerek, çarmıha giden yolu istismar ederek; sansasyon yaratıp maddi kazanç sağlama amacıyla kullandığıdır. Daha da ileri gidip, Gibson'ın işkenceyi neredeyse bir şova dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. “İsa, bizim günahlarımız için acı çekti” söylemini tam anlamıyla istismar etmiş. Bunu filmin her anında görmek mümkün. İsa’nın başına dikenli taç takılma sahnesi de oldukça acımasız. Zaten filmin tamamı tahrik edici ve inanç meselesine olabildiğince uzak.

İsa’nın çarmıhını sırtlanıp Golgota’ya yaptığı yolculuk için şiddet gösterisinin ikinci perdesi diyebiliriz. Yürümeye mecali kalmamış İsa, düşe kalka yoluna devam etmeye çalışıyor. Gibson yine sahneyi uzatmak için elinden geleni ardına koymuyor. Seyirci de artık, İsa’nın çarmıha gerilip, ölmesi ve filmin de bitmesi için yalvarır hale geliyor. Üçüncü perdede ise çarmıhta mızraklanarak karnı deşilen bir İsa izliyoruz. Bir Tarantino filmindeymişçesine İsa’nın bedeninden fışkıran kanlar, Gibson’ın nefretini kusmasından başka bir şey değil.

Yahudilerin rolü üzerine...

Öncelikle Amerika gibi Yahudi lobisinin çok güçlü olduğu bir ülkede böyle bir film çekilmesinin şaşırtıcı ve aynı zamanda cesaret isteyen bir iş olduğunu söyleyelim. Ancak cesaretinden dolayı Gibson'ı takdir edecek değiliz. Şimdi Hristiyanlar ile Yahudiler arasında asırlardır süregelen teolojik anlaşmazlıkların çıkış noktasının çarmıh olayı ve Roma İmparatorluğu'nun Hristiyanlığı kabul etmesi sonrasında yaşanan süreç olduğunu biliyoruz. Peki, İsa'nın suçlanması ve onu çarmıha götüren süreçte hangi taraf suçluydu veya daha suçluydu? Araştırmalara baktığımızda çarmıhın Roma usulü bir ceza yöntemi olmasından tutun söz sahibinin ve uygulayıcının Roma olması gibi etkenler ışığında cevabın netleştiğini görüyoruz. Filme dönüp baktığımızda Yahudi Ruhban sınıfının asıl sorumlular olarak gösterildiğini, daha da ileri gidilerek tüm Yahudi ırkının hedef tahtasına yerleştirildiğini söylersek abartmış olmayız. Özetle Hristiyanların, Yahudilerin İsa'yı öldürdükleri tezinin kendilerine göre haklı gerekçeleri olabilir ancak koyu bir Hristiyan olduğunu bildiğimiz Gibson'ın böylesine hassas ve de kesinliği olmayan bir tarihi olayı taraflı ve kötü niyetli bir yaklaşımla seyircinin gözüne sokarak işlemesi bir cesaret göstergesi değildir. Amacın sanatsal bir üretim olmadığı açıktır.

Son söz: Kimse Mel Gibson'ı ve filmi savunmaya geçmesin! Sahi istismar filmleri ne zamandır savunuluyor ki? 1\10

15 Mart 2012

A Hıstory of Violence


2000'li yıllarla birlikte David Cronenberg sinemasında bariz bir değişim gözlenmekte. Cronenberg, klasik temalarından vazgeçmese de sanırım yaşının verdiği olgunlukla dramatik yapısıyla öne çıkan daha uslu başlı filmlerle çıkıyor karşımıza. 2002'de 'Spider', 2005'de yazımızın da konusu olan 'A History of Violence', 2007'de 'Eastern Promises' ve ustanın 2011 yapımı son filmi 'A Dangerous Method' bahsettiğimiz durumun örnekleri.

A History of Violence'nin konusu şöyle: Tom Stall, küçük bir kasabada karısı ve iki çocuğuyla mutlu ve sakin bir hayat sürdürmektedir. Tom, bir gece restoranında gerçekleşen soygun girişimini engeller fakat kendini savunurken iki kanun kaçağını öldürür ve kahraman ilan edilir. Medyanın yoğun ilgisiyle karşılaşan Tom'un sakin hayatı allak bullak olur. Şöhretten rahatsız olan Tom, normal yaşamına dönmeye çalışırken karşısına gizemli ve tehditkar bir adam çıkar.

Cronenberg, küçük bir kasabada orta sınıf bir Amerikan ailesinin üzerinden şiddet temasını el alıyor ve şiddetin her bireyde doğası gereği bulunduğunu ve bundan kaçışın olmadığının altını çiziyor. Cronenberg, Şiddetin Tarihçesi'ne sert bir açılış sekansı ile girerek seyircisini hazırlıksız yakalıyor. Küçük bir kız çocuğunun öldürülüşünü resmediyor. Sinemada çocukların hunharca öldürüldüğünü göstermek tabu gibi bir şeydir ve kolay kolay cesaret edilmez. Sergio Leone, John Carpenter gibi isimlerden sonra David Cronenberg de cesur sinemacı kimliğinin hakkını veriyor bu filminde. Filmde ana karakterimiz Tom Stall, kan ve şiddetle örülü kirli geçmişini silip bir aile kurmuş, uygar bir insan olmak için yoğun çaba sarf etmiş ve bunu başarmış. Gelin görün ki, siz ne kadar uzak durursanız durun, bunu ailenizden çevrenizden hatta kendinizden bile saklasanız da gün gelir şartlar sizi mecbur kılar, içgüdülerinize yenik düşersiniz. Cronenberg, tüm filmi baştan sona bir şiddet senfonisine şeklinde tasarlamış. Filmde kafanızı nereye çevirseniz şiddetin insan üzerinde yarattığı etkileri açıkça görüyorsunuz. Misal, Tom Stall'ın ergen oğlu Jack pısırık bir çocuk. Okulda sürekli tartaklanıyor ama şiddete şiddetle cevap vermiyor veremiyor. Ta ki babası bir kahramana dönüşene dek. Tom Stall özüne dönünce Jack rol modeli olan babası gibi doğasındaki şiddeti açığa vuruyor ve orantısız güç kullanıyor.

Ustanın eski filmlerine oranla daha az rahatsız edici bir film bu. Kanlı sahneler ve cinsellik, hikaye gereği yine var ama dozu kaçırılmamış. A Hıstory of Violence için western öğeleri de içeren gerçekçi bir suç draması veya suç gerilimi tanımlamasını yapabiliriz. Bana sorarsanız A Hıstory of Violence, Cronenberg'in yönetmenlikte ulaştığı son noktayı göstermesi açısından ayrı bir önem arz ediyor. Film için yönetmenin ustalık eseri diyebiliriz. Bir başyapıt...