Parodi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Parodi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2015

Bad Taste


Bugün tüm dünyanın tanıdığı bir yönetmen olan Peter Jackson, bu şöhretini Yüzüklerin Efendisi üçlemesine borçlu. Artık stüdyoların peşinden koştuğu bir isme dönüşen Jackson’ın ilk yönetmenlik deneyimini gerçekleştirdiği 1987 yapımı Bad Taste, katıksız bir b filmi. Ve ayrıca Jackson’ın kat ettiği mesafeyi, yaşadığı zorlukları ve amatörce çektiği ilk filmiyle bile yeteneklerini sergileyebildiği önemsenmesi gereken bir bilimkurgu filmi bu. İlk filmi Bad Taste’yi imkansızlıklar nedeniyle ancak dört yılda tamamlayabilen Jackson, senaryosuz başladığı bu maceradan, nasıl oldu da zamanla kültleşen bir film çıkarabildi ona bakacağız. Ama gelin öncelikle bu absürd filmin hikayesine bir göz atalım.

Fast food işinde yükselmek için yeni bir tada ihtiyaç duyan bir grup uzaylı, aradıkları tadı (insan eti) dünyamızda bulur. İnsan kılığına girerek küçük kasabalardan et temin eden fast foodçular, çok geçmeden karşılarında hükümet için çalışan eli silahlı görevlileri bulacaklardır.

Peter Jackson, henüz ilk filminde türlerle hınzırca oynamış. Uzaylı istilası alt türüyle akrabalık kurabileceğimiz bir hikayeyi olabildiğince absürt bir biçimde hayata geçirmiş. İnsan formuna bürünen uzaylı düşüncesi ve dolaylı yoldan ulaştığımız uzaylı istilası filmi şablonu (eğer insan etleri fast food ürünlerinde sevilirse geri gelecekler), zombi filmleriyle çiftleştiriliyor. Korku ve bilimkurgu sinemasının bu gözde iki alt türü baştan sona mizahi bir bakış açısıyla ele alınıyor. Hatta Jackson’ın parodi yapmaya giriştiğini de söyleyebiliriz. Bad Taste hem zombi filmi parodosi hem de uzaylı istilası parodisi olarak okunabilir. Belirtmekte fayda var ilk filmini çeken yönetmenlerin ilginç buldukları her fikri filmlerine yedirmeye çalışmaları Jackson’ın da düştüğü bir tuzak olmuş. Ama şansı yaver gitmiş ve filmde havada kalan bir şey olmamış.

Bad Taste’yi dönemine göre değerlendirirsek 80’li yıllar korku filmlerinin özellikliklerini bünyesinde taşıdığını söyleyebiliriz. Özellikle 70’li yılların şiddetin ön planda olduğu sert korku filmlerinden sonra komedi ağırlıklı hafif seyirliklerde ciddi bir artış oldu. Bununla birlikte gore sahnelerde iyice arttı (The Evil Dead, Evil Dead 2 en önemli örnekler). Gençlik dönemi 80’li yıllara denk düşen Peter Jackson da bu dönemin korku filmlerinden fazlasıyla etkilenmiş. Filmde türlü iğrençlikler mevcut. Midesi sağlam olmayanların kaldıramayacağı sahnelerle dolu.

Zombi mevzusuna dönersek 80’li yılların The Return of the Living Dead serisinde komediyle iç içe geçirilen ve bayağı kaçan filmlerin izinden gittiğini söyleyebiliriz Jackson’ın. Tek fark kendi yolunu çizip oradan yürümesi. Bunun anlamı da esnek bir zombi filmine imza atmış olması. Uzaylılarla zombilerin aynı filmde bir araya getirilmeleri Ed Wood’un Plan 9 from Outer Space’ine kadar uzanıyor elbette ama burada daha enteresan bir uygulama var.

Peki nasıl kült oldu derseniz, cevabı 80'li yılların kültleşen pek çok filmi gibi Jackson'ın türlerle kafasına göre oynaması ve parodi yaklaşımında aramak gerekir. Özellikle arkadaş ortamında doyumsuz bir eğlenceye dönüşeceğini düşündüğüm Bad Taste, tüm iğrençliğine rağmen, sona erdiğinde ağızda hoş bir tat bırakan filmlerde olmayı başarıyor.

10 Ağustos 2013

The Dark Knight Rises (Parodi)

Bruce Wayne, batmancilik oynamaktan sıkılmış ve bu işlerden elini eteğini çekmiştir. Münzevi bir hayatı tercih eden Bruce, malikanesinde verdiği bir partide ultra çekici bir kadınla kesişir. Tanışırlar ve sohbet koyulaşır.
-Selina: ..Bunun üzerine babam şöyle dedi " Ben sana Kedi Kadın olamazsın demedim, kedi-"
-Bruce: (Selina'nın lafını keserek) Ya onu boşver de kendimi "Bir kedi gördüm sanki" esprisini yapmamak için zor tutuyorum biliyor musun? Hahaha
-Selina: Sen hala çizgi film mi izliyorsun?
-Bruce: Ee emeklilik ne yapacaksın?
1 Hafta sonra
Bane denilen yüzü maskeli bir terörist şehri ele geçirmiştir. Bruce ve Alfred olayı televizyondan takip etmektedir.
-Alfred: Sanırım yemininizi bozma vaktiniz geldi
-Bruce: Hangisini?
-Alfred: 8 yıl oldu ve artık halkın Batman'e ihtiyacı var görmüyor musunuz?
-Bruce: Ya ama cübbeli hoca yemin bozmak günah dediydi. Yok kabul edemem.
-Alfred: Çok fena trip atarım bak!
-Bruce: Of senin tribin de hiç çekilmiyor be Alfred! Peki peki nasıl olacak bu iş?
Alfred mutfağa kadar gider ve elinde bir bütün ekmekle döner
-Bruce: Kendine hiç bakmıyorsun Alfred, kuru ekmek filan nedir ya! 
Alfred, ekmeği Bruce'un kafasının üzerinde ikiye böler
-Bruce: N'apıyorsun Alfred hey!
-Alfred: Yemini bozma işlemi tamamdır efendi Bruce, Kara Şovalye yükselebilir artık
-Bruce: He! Yemin bozma mıydı bu? Pekala
-Alfred: (ekmekten bir ısırık alır) Ekmek de fena değilmiş denemek ister misiniz?
-Bruce: (odadan çıkarken) Ya bırak allahını seversen!
-Alfred: Ta Trabzon'dan getirttiydim ama
Kedi Kadın, Batman'i Bane'e götürür.
-Bane: Bakın kim gelmiş! Gözüm yollarda kaldı
-Bruce: Şükür kavuşturana. Ortalığı boş buldun şehrin anasını.... neyse yeminimi bozmıcam Bane efendi. Küfürü bıraktım da..
-Bane: Yeniden başlamak için doğru adrestesin. (Batman'e yaklaşır) Bu biraz canını yakacak
Kapışırlar. Bane, Batman'i havaya kaldırır ve belini kırar.
Batman önce çığlığı basar ardından da küfürü
-Batman: Hay ben senin ananı avradını yedi sülaleni................................ gelmişini geçmişini...........
-Bane: Ahaha heh şöyle!
Bruce, gözünü Bane'in ölüm çukurunda açar
-Bruce: Nerdeyim ben?
-Bane'in hapishanesi burası, bizler de mahkumlarıyız
-Bruce: En azından havadarmış
Bruce nasıl bir yerde olduğunu anlamaya çalışır
-Bruce:Vaay! Televizyonumuz da varmış. Hem de LDC. Çok takdir ettim Bane'i. Ah bir de belimi kırmayaydı iyiydi. Digitürk de var mı bunda? 
Bir kaç gün sonra
-Bruce: Beyler kırıkçı çıkıkçı var mı aranızda? Bi onu deyin hele
-Şurdaki bunak bir şeyler yapar belki
Bruce, adamdan yardım ister. Yaşlı adam, Bruce'un kırık belini iki dakikada halleder.
-Bruce: Bu bir mucize.. Ver elini ayağını öpeyim. Dur hatta heryerlerinden öpeyim!
-Yaşlı adam: Çüşş deyyus!
-Bruce: Şimdi sıra geldi burdan çıkmaya
-Yaşlı adam: Sadece bir kişi kurtulabildi bu çukurdan. 
-Bruce: Beyler pardon da ben Batman'im yani. 
Bruce ilk iki denemesinde başarısız olur. Üçüncü denemesinde mahkumlardan inanılmaz bir tezahürat yükselir. 
-Bruce: Valla bu tezahüratla Himayalara bile tırmanırım ben. Acayip gaza geldim.
Bruce, ölüm çukurundan kurtulur ve Gotham'ı kurtarmak için harekete geçer
Bruce, şehri kurtarmak ve rövanşı almak için Bane'in karşısına çıkar. 
-Bane: Nasıl buldun çukurumu? Bir dakka ya! Hayır, olamaz.. Belini kırdıydım senin
-Bruce: Hahah içerde bi amca var 2 dakkada hallediverdi. Nefesi de pek kuvvetli hani
-Bane: Bende de fıtık var biliyon mu? Bıçak altına yatmak istemiyorum şöyle 3-5 dakkada halledecek birini arıyodum
-Bruce: Gökte ararken yerde buldun birader. Önce bi hesaplaşalım sağ çıkarsan görünürsün amcaya
-Bane: Sen adamı fıtık edersin
-Bruce: E olmuşsun zaten
Tekrar kapışırlar. Bu kez Batman galip çıkar.
-Bruce: Son bir sözün var mı Bane efendi?
-Bane: Tayyip yine ulusa sesleniyor. TRT'yi aç da dinleyek
-Bruce: Te allam ya!

30 Temmuz 2013

Truva: Part 1 (Parodi)

Hector ve Paris, gemileriyle Truva'ya doğru hareket eder. Paris, Helen'i gemide saklı tutmaktadır.
-Paris: Abi doğru söyle beni seviyor musun?
-Hector: Seviyom n'olcak?
-Paris: Peki beni düşmana karşı korur musun?
-Hector: Sen yine ne haltlar karıştırdın? Benle en son böyle konuştuğunda 14 yaşındaydın ve Hattori Hanzo'nun kılıcını çalmıştın. Yine ne çaldın?
Paris, abisine Helen'i gösterir
-Paris: Tanıştırayım geçen yılın kainat güzeli Helen. Artık yengen olur yalnız!
-Hector: Nee? Ama ama nasıl? Aramızda koca bir deniz var nasıl tanıştınız? 
-Helen: Paris, face'de dürtüp duruyordu ben de ekledim
-Hector: İyi halt ettin! Kaçmaya nasıl ikna etti peki?
-Helen: Dün gece bir film izletti bana neydi adı heh Titanic hem de 3D biliyon!
-Hector: Ulan Paris! kimden öğrendin bunları bilmiyom. Barış n'olcak şimdi hiç düşündün mü?
-Paris: Hiç savaş olmadan barış olur mu abi? Sonra şu güzellik için savaşılmaz mı bi baksana!
-Hector: Sen savaşmaktan ne anlarsın! Söyle bakayım hiç adam öldürdün mü?
-Paris: Öldürmedim
-Hector: Hiç ölü gördün mü?
-Paris: Görmedim
-Hector: Peki, ölüm döşeğinde birini gördün mü?
-Paris: Yoo
-Hector: Ölmek isteyen birini?
-Paris: Maalesef. Mezar taşı yapan bi tanıdığım var o olmuyo mu?
Hector başını iki yana sallar
-Paris: Bi sefer de ölü helvası yemiştim o da mı olmuyor?
Hector yine başını iki yana sallar
-Paris: Aa! bak şimdi hatırladım geçen hafta bir kurt öldürmüştüm
-Hector: Bi elma kurdu olmasın!
-Paris: Yo yo gerçek kurt aynı Tarkan'ınkinden
-Hector: Bu da bir şeydir. Nasıl öldürdün onu anlat?
-Paris: Köftelerin içine bastım fare zehrini..
-Hector: Sana daha bir şey demiyom Paris! Hadi yıkıl karşımdan!
-Paris: Ya olaya bir de iyi tarafından baksana!
-Hector: İyi tarafı mı?
-Paris: Evet, yarın tüm gazeteler bizi yazacak! Manşetleri görür gibiyim
-Hector: Asla böyle bir şey olmayacak! Gizli tutacaz bunu
-Paris: Ah çok geç abi?
-Hector: Ne demek çok geç?
-Paris: Az evvel konuyla ilgili ilk twitimi attım. Senin anlayacağın Twitter bu haberle sallanıyor şu an
-Hector: Büyük bir savaş başlattın Paris! Bakalım Part 2 de neler olacak?...


9 Temmuz 2013

Fight Club Poster Collection

Fight Club'ın birbirinden güzel alternatif posterlerini paylaşmak istedim. Ve ayrıca daha önce kaleme aldığım Fight Club parodisine de buradan ulaşabilirsiniz.










2 Mayıs 2012

Fake Evolution


Bir kilo baklava çaldığı için 40 yıl dondorulmuş olarak bekleme cezasına çarptırılan Behçet, geleceğin Türkiye'sinde uyandırılır.

-Behçet: Nerdeyim? Hangi yıldayız? 3. Dünya Savaşı çıktı mı?
-Fazıl: 2052 yılındayız ve savaş filan çıkmadı. 
-Behçet: Sen de kimsin?
-Fazıl: Adım Fazıl, doktorunum. Nasıl hissediyorsun söyle bakalım
-Behçet: Kış uykusuna yatmış bir ayıdan farkım yok
-Fazıl: Tetkiklerinde herhangi bir terslik çıkmadı ancak bir süre gözetim altında tutacağız seni. Bak bu özel hemşiren Ahu. Senle o ilgilenecek
Behçet: Ceylan gibi mübarek!
-Ahu: Pardon anlamadım.
-Behçet: Şey tuvalete gitsem iyi olacak
-Ahu: Nasıl kullanacağını biliyor musun?
-Behçet: Peh! İdiot değiliz herhalde. Sen tarif et yeter
-Ahu: Önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa dön karşındaki ilk kapı

Behçet, tuvaletten döner

-Behçet: Bu kadar lüks bir tuvalette neden tuvalet kağıdı olmaz?
-Ahu: Tuvalette neden kağıt olsun ki? Temizlik için deniz kabukları var ya!
-Behçet: Ben onları akvaryumuma koyarım diye aldım. Kıçımı silecek değilim ya!
-Ahu: Kıç silmek ne demek?
-Behçet: Kafa bulma benle!
-Ahu: Gerçekten ilk senden duyuyorum bunu
-Behçet: Ne günlere kaldık ya! Deniz kabuklarından belli zaten. Ahucum ben nerde kalacağım şimdi sen ondan haber ver.
-Ahu: Daha önce kimse bana Ahucum dememişti
-Behçet: Dur ben sana daha neler diyecem.
-Ahu: Benim ev müsait bu arada
-Behçet: Sahi mi? Babanla papaz olmayalım sonra
-Ahu: Çok garip cümleler kuruyorsun ama merak etme

Ahu'nun evine varırlar

-Ahu: Hadi geç karşıma da sevişelim. Al şu hapı da
-Behçet: Bak bunu beklemiyordum işte! Ee! Niye oturdun öyle?
-Ahu: Eski usüller kullanılmıyor artık. Geç karşıma da göstereyim
-Behçet: Nasıl olcak bu iş aklım ermedi!
-Ahu: Hapı yuttun mu?
-Behçet: Yuttuk be! Ne boka yarayacaksa!
-Ahu: Gözlerini kapat ve yaptığımızı düşün
-Behçet: Ben zaten düşünüyordum ki! Bir de gözlerimi mi kapatacam?

Behçet, Ahu'yu öpmeye yeltenir

-Ahu: (Behçet'i iterek) Dur ne yapıyorsun? Hayvan gibi
-Behçet: Çattık ya! 40 yılda nasıl bu kadar değişebildi her şey anlamıyorum
-Ahu: Nasıl oldu anlatayım istersen
-Behçet: Anlat. Belki hala yapacak bir şeyler vardır.
-Ahu: 2025'te Dünya'da yeni bir teknolojik devrim yaşandı. Bu, öncekilere benzer bir şey değildi. Her ülke yapay bir zeka tarafından yönetilmeye başladı. Bu sistem Türkiye dışında tüm ülkelerde başarılı oldu. Gündemi her gün değişen ülkemiz sıradanlığın esiri oldu. Gün geçtikçe halk heyecanını kaybetmeye başladı. Yapay Hükümet, bir de kırmızı eti yasaklayınca değişim hızlandı. Kurban Bayramı eski önemini kaybetti. Mangal yapmak tarih oldu. Ve en önemlisi her Türk vatandaşına yılda 60 kitap okuma zorunluluğu getirilince zamanla diğer milletlerden farkımız kalmadı. Yapay Zeka yanlış bir şey yapmadı. Tabi bizim Türk olduğumuzu unutmak dışında...
-Behçet: Peki kimsenin aklına Yapay Hükümeti devirmek gelmedi mi?
-Ahu: Herkes mutluydu; işsizlik yok, yoksulluk yok, toplumun yarısı sanat düşkünü oldu. Bienaller, sergiler dolup dolup taştı. Hala da öyle
-Behçet: Güzel şeyler de yaşanmış ama bu böyle gitmez-gidemez
-Ahu: Gördüğün gibi her şeyin bir bedeli var
-Behçet: Basbayağı evrim geçirmişsiniz işte! Sen bana bu Yapay Hükümet nasıl bir şey onu anlat. Anlat ki anasını belleyeyim!
-Ahu: Bellemek mi? Ya hiçbir şey anlamıyorum ki!
-Behçet: Şu iş bi bitsin hiç merak etme uygulamalı olarak anlatacam ben sana
-Ahu: Peki. Yapay Hükümet dediğimiz şey son teknoloji 12 bilgisayardan oluşan bir sistem. Devre dışı bırakmak için hard disclerini sökmen yeterli
-Behçet: Düşündüğümden daha kolay olacak

Behçet, Yapay Hükümeti devirir. Eski alışkanlıklar geri döner ve tersine bir evrim süreci başlar. Geri dönüşün ilk somut belirtisi bir vatandaşın yere tükürmesi olur. 3 ay sonra mecliste eskiden olduğu gibi hararetli tartışmalar yaşanır. Dönüşümün son evresi ise kırmızı etin tekrar sofralara dönmesiyle gerçekleşir.

-Ahu: Helal olsun Behçet büyük iş başardın
-Behçet: Evet büyük iş başardım ama senle şu yarım kalan işi yoluna koyamadık
-Ahu: Ha o mu? Evlenmeden olmaz Behçetcim
-Behçet: Ne oldu o eski Ahu'ya?
-Ahu: Ahu eski Ahu da Türkiye değil! Çaktın!

Not: "Demolition Man" parodisidir.

14 Nisan 2012

3 film 1 sahne...

Büyük Rus sinemacı Sergey M. Eisenstein'ın 1925 tarihli filmi Potemkin Zırhlısı, 'Potemkin Zırhlısı Ayaklanması' adlı gerçek bir olayı anlatır. Sinema tarihinin en önemli yapımlarından olan filmin en önemli özelliği kurguya getirdiği yenilikçi tavrıdır. Film, sinema sanatının gelişiminde kilit bir rol oynamıştır.
Odessa Merdivenleri Sahnesi
Odessa Merdivenleri, filmin en meşhur sahnesidir. Sayısız kez gönderme yapılan bu sahnenin önce orjinaline sonra da parodilerine bakacağız. Woody Allen da 1971 tarihli komedi filmi Bananas da bu sahneye bir gönderme yapmıştır ancak sahnenin görselini bulamadığım için o sahneyi değerlendirme dışında tuttum.


Sahnenin orjinali
Çar'ın askerlerinin isyan eden halkı şehrin ünlü Odessa Merdivenlerinde katlettiği bölümdür. Mahşeri bir kalabalık ve yaşlı, çocuk demeden bir bir öldürülen insanların görüntüsü kesintisiz bir müzik eşliğinde akıp gider. Halk, ölüm korkusuyla merdivenlerden aşağıya doğru hızlıca koşarken kucağında hasta çocuğuyla korkusuzca askerlere doğru ilerleyen bir anne öne çıkar. Bu sırada merdivenlerin tepesinde bebek arabasıyla askerlerden kaçan başka bir anne kadraja girer ve oracıkta vurulur. Bebek arabası merdivenlerden aşağıya doğru inmeye başlar ve sahne tamamlanır. Tamamı belgeselci bir üslupla çekilen Potemkin Zırhlısı'nın Odessa Merdivenleri bölümü; gerçekçi yapısı, etkileyici anlatımı ve bir halk için ifade ettikleriyle unutulmazlar arasında yerini aldı.

O an
The Untouchables
Brian De Palma'nın 1987 tarihli gangster filminde Odessa Merdivenleri sahnesine açık bir gönderme mevcut. Tren istasyonunda geçen bölüm De Palma'nın bir çok filminde olduğu gibi 'slow motion' çekilmiş. Yine merdivenler, bir anne ve bebek arabası var sahnede. Filmde Odessa Merdivenlerindeki mahşerimsi kalabalık yerini tekinsiz bir sessizliğe bırakmış. Anne, bebek arabasını zorlukla merdivenlerden yukarı çıkarmaya çalışmaktadır ve Kevin Costner'ın canlandırdığı federal ajan Eliot Ness de ona yardım eder. Çocuk ağlamaya başlar ve Eliot etrafının gangsterlerce sarıldığını fark eder. O anda silahlar patlar


Silahına sarılan Eliot farkında olmadan bebek arabasını elinden bırakır ve Al Capone'ın adamlarını öldürmeye başlar. Bebek arabasının merdivenlerden aşağıya doğru gitmekte olduğunu gören anne çaresizce haykırır. Çatışma devam eder, Eliot durumun farkına varır, yaşadığı tereddütün ardından bebeği kurtarmak için hareketlenir. Bebek arabası çatışmanın ortasında kalmış ve kurşunlara hedef olmuştur. Eliot, yardımcısının da yardımıyla bebek arabasını yakalamayı başarır. Bebek gülmektedir şimdi. Bebeğin kurtarılmasının ardından son bir çatışma anıyla sahne sonlanır.

Hitchcock filmlerine yaptığı göndermelerle tanınan De Palma'nın Potemkin Zırhlısına yaptığı gönderme kendi sinemasının da alametifarikalarından. Odessa Merdivenleri nasıl Potemkin Zırhlısı'nın en göze çarpan sahnesiyse Tren İstasyonu sahnesi de The Untouchables'ın en unutulmaz en heyecanlı sahnesidir.

The Naked Gun 3: The Final Insult (1994)
Çıplak Silah serisinin son halkası serinin en zayıfı elbette ama filmin açılış sekansı unutulmaz bir komedi şöleni. Sahnenin komikliğinin yanında önemi de var. Şöyle ki: film, hem Potemkin Zırhlısı'nın Odessa Merdivenleri sahnesinin hem de The Untouchables'in Tren İstasyonu sahnesinin parodisini yapmakta. The Naked Gun'daki durum için 'suyunun suyu' diyebiliriz. Zekice bir hamle bu ve bir benzeri daha yok. The Naked Gun'ın polisiyelerin parodisini yaptığını düşünürsek bu sahnenin daha çok The Untouchables'in parodisi olduğunu söyleyebiliriz. Mekan The Untouchables'da olduğu gibi bir tren istasyonu ve tekinsiz bir atmosfer var. Bir anne bebek arabasını merdivenlerden çıkarmaya çalışıyor ve deneyimli polisimiz Frank Drebin ona yardım ediyor.


Bir anda yan merdivenlerde başka bir anne beliriyor iki bebek arabasıyla. Fotoğrafta görülen kendini kamufle etmiş diğer polisimiz de ona yardım ediyor. O sırada merdivenlerin tepesinde bir kadın ve bir bebek arabası daha beliriyor. Gangsterler sahneye çıkıyor, çatışma başlıyor bebek arabaları da yuvarlanmaya. O an bir çim biçme makinesı kadraja giriyor. Ardından korumalarıyla önce Amerikan başkanı sonrada Papa çatışmanın içinden geçiyor ve komedi had safhaya ulaşıyor. Sahne, bunun Frank Drebin'in rüyası olduğunu anladığımızda son buluyor. Absürd mizahtan hoşlananlar ve parodi severler için tadına doyulmayacak bir sahne.

25 Şubat 2012

Planet of the Apes (Parodi)

5 kişilik mürettebatı olan uzay mekiği bir gezegene düşer. Şakir, hayatta kalmayı başarır. Mekiğin gösterdiği tarih 3797'dir. Şakir etrafı kolaçan ederken maymunlar tarafından yakalanıp hapse atılır.
-Şakir: Bu maymunlara ne olmuş böyle ya! (Diğer hücrelerdeki insanlara seslenir) Hangi gezegendeyiz? Ne oluyo burda anlatsanıza be! Dilinizi mi yuttunuz?
Zoe adlı dişi bir maymun şaşkın şaşkın Şakir'e bakar. Ona yaklaşır
-Zoe: Sen konuşabiliyorsun, bu- bu inanılmaz!
Maymunun konuşmasıyla Şakir de şok geçirir.
-Şakir: Ben kesin öldüm
-Zoe: Şaşkınlığımı mazur görün lütfen. ilk kez konuşabilen bir insanla karşılaşıyorum da!
-Şakir: Hadi ordan be! Senin bu dediğine kıçımla gülerim ben!
-Zoe: Adım Zoe, doktorum ben
-Şakir: Doktor mu? Ben de komedyen sandıydım
-Zoe: Stand-Up gösterilerim de var ama hobi olarak yapıyorum.
-Şakir: Ne yapıyorsun gösterilerinde şaklabanlık mı?
-Zoe: Yok benim mizahım absürd'dür. Absürd olduğu kadar da entelektüeldir. Entelektüel olduğu kadar da-
-Şakir: Kes be kes! Töbe töbe! 
Zoe, önlüğünden bir muz çıkarıp Şakir'e uzatır.
-Zoe: Al bakim. 
-Şakir: (parmaklıklara yapışarak) Dalga mı geçiyon layn! Burdan bir çıkayım bak neler yapacam sana! 
-Zoe: Ailende hiç sinir krizi geçiren biri var mıydı?
-Şakir: Ya bi git Allahını seversen!
-Zoe: Konuşmayı nasıl öğrendin peki?
-Şakir: Bu soruları benim sana sormam lazım
-Zoe: Nedenmiş o?
-Şakir: Bak güzelim ben bi astronotum, uzay mekiğimiz bu gezegene düştü ve şu an bir hayvanla konuşuyorum daha ne olsun!
-Zoe: Hayvan senin babandır!
-Şakir: Çüşş!
-Zoe: Çüşş hayvana derler
-Şakir: Delircem ya!!
-Zoe: İlk tespitlerime göre sen zaten bir delisin. Sende şizoik paronoid transfargumatik le figaro hastalığı var.
-Şakir: Hemen yetkili kimse onla görüşmek istiyorum
-Zoe: Kralımızı görünce çok şaşıracaksın
-Şakir: Ona şüphe yok!
Zoe, muhafızları çağırır. Şükrü kafesten çıkarılıp krala götürülür.
Şakir, kralın karşısına çıkar
-Şakir: Anaa! King Kong lan bu!
-Kong: Bu güzeller güzeli de kim?
-Şakir: Ne oluyo be güzel olan kim?
-Zoe: Kralımız sarışınlardan pek hoşlanır. Sarışınlığının yanında saçlarını da uzatmışsın üff! Ona Şükriye diyebilirsiniz Kralım.
-Şakir: Ben erke-
-Zoe: Şiişşşt! Ölmek mi istiyorsun!
-Kong: Ben galiba aşık oluyorum.
-Zoe: Tebrik ederim Kralımızı kendine aşık etmeyi başardın
-Şakir: Saçmalama ya! Erkeğim ben elbet öğrenecek
-Zoe: Merak etme hiçbir zaman öğrenemeyecek.
-Şakir: Yok ya! Nasıl olacak o?
-Zoe: Sana uzmanlık alanımdan bahsetmemiştim di mi? Estetik Cerrahım ben. Cinsiyetini değiştireceğim ilk kişi sen olacaksın. Bayan Frankeinsten olacağım ahaaha!
-Şakir: Asla böyle bir şey olmayağğğzzz
Zoe, o sırada şırıngayı Şakir'in koluna saplar. Şakir yere yığılır. 
1 hafta sonra
Şakir, Şükriye olarak uyanır. King Kong'la düğünü 40 gün 40 gece sürer...




19 Ocak 2012

Terminatör 3: Makinelerin En Güzeli

Annesi kene ısırması sonucu ölen John Connor koca delikanlı olmuştur. küçük bir motorsiklet kazası geçiren John, soluğu en yakındaki veterinerde alır. Güzel veteriner Katherine, John'un yarasını temizler. O anda içeriye bordo deri kıyafetiyle güzeller güzeli genç bir kadın girer.

-T1200: John hanginiz?
-Katherine: Ben olacak değilim herhalde
-John: John benim
-T1200: Ben T1200 son duanı et!
-John: Eyvaah! Son duam yerine son dileğimi yerine getirsen adettendir.
-T1200: Benim için fark etmez
-John: Söz mü?
-T1200: Söz
-John: Gel senle arka tarafa geçelim orda söyleyecem.

John ve T1200 şeyederken T800 odanın duvarını yıkarak içeri dalar.

-John: Anaa! T800!
-T800: Dönecem demiştim di mi? Hadi çabuk ol
-John: Sıranı bekle
-T800: Öyle değil ya! Peşine yine makine taktılar. Bu sefer ki kadın bir de! İnan onla tanışmak istemezsin
-John: Ohoo! Biz çoktan tanıştık görmüyon mu?
-T800: Bu o mu?
-T1200: T800 kardeş yanlış anlama John'ın son isteğini yerine getiriyorum. Bilirsin bir robot söz verdi mi o sözden dönüş yoktur.

Katherine odaya girer

-Katherine: Tüüü! Rezil kepazeler! (eliyle gözlerini kapatır) Bu dükkandan daha hayır gelmez. Çabuk gidin burdan şimdi polis çağırıyorum.
-John: Tamam be işim bitti zaten!

John üstünü giyinirken T1200 kolunu bir çeşit silaha dönüştürür. T800 üzerine atılarak John'ı kurtarır.
T800, Katherine ve John'ı alarak oradan uzaklaşır. Katherine bağırır

-Katherine: İmdaaat! Böbreğimi çalacaklaaarr! İmdaaat!

Bir araç çalıp yola koyulurlar

-John: T800 kızı niye yanımıza aldık ki? Bana özenip kötü bi şey yapmıcan inşallah
-T800: Bir görevim de onu korumak
-John: Kim ki o?
-T800: Katherine Brewster gelecekteki karın
-John: Karım mı?
-Katherine: Daha neler! Bu sapıkla evleneceğime bi robotla evlenirim daha iyi
-T800: Sahi mi?
-Katherine: Sana n'oluyo be!
-John: O bi robot hala anlamadın mı?
-Katherine: Kafa mı buluyon sen benle?
-John: T800, senin şu eski numarayı yapsana

T800, elinin derisini keser. Metalik iskelet ortaya çıkar. Katherine'nin gözleri yuvalarından fırlar. John olup biteni açıklar.

-Katherine: O zaman sen benim gerçekten kocamsın
-John: En kısa zamanda nişanı yapalım
-Katherine: Olmaz ben sana kızgınım. Aldattın beni
-John: Daha birbirimizin adını bile bilmiyorduk. Yapma böyle
-John: T800, bu makinelerle insanlık arasındaki savaşı durdurmanın bir yolu yok mu?
-T800: Savaş kaçınılmaz skynet 4 saat sonra savaşı resmen başlatacak.
-John: Yürüyün o zaman Skynet'i kapatmaya gidiyoruz.
-T800: Olmaz sizi güvenli bir yere götürmek zorundayım
-John: Hani sen her dediğimi yapmak zorundaydın
-T800: Hayatını tehlikeye atacak bir şey yapamam

John, T800'ün belindeki silahı kapıp kendi başına dayar

-John: Dediğimi yap yoksa öldürürüm kendimi
-T800: Kendini öldürme olasılığın % 0,1
-John: Nerden biliyon?
-John: Bak John, ayrı kaldığımız zaman içinde iki üniversite bitirdim ben. Doktora bile yaptım biliyor musun? Doktora tezimin konusu neydi bir tahmin et!
-John: Makinelerde Holiganizm
-T800: Yok o değil
-John: Küreselleşen Dünyada Makinelerin Yeri
-T800: O da değil
-Katherine: İnsan Psikolojisi
-T800: Bingo! O yüzden tetiğe basmayacağını biliyorum John. Ayrıca sana niye tetiğe basmayacağını söyleyeyim. Bir, T1200'ü aklından çıkaramıyorsun. İki, her 9 dakika da bir aklına Katherine ile ilgili yeni fanteziler hücum ediyor. Üç, T1200'ü evcilleştirip metresin yapmayı düşünüyorsun.
-John: Sonuncusu hiç fena fikir değilmiş aslında
-Katherine: Bana bak John, O  robotu aklından çıkarmazsan ben çıkarırım ona göre. Hem sen söyle bakayım şu 9 dakika olayı doğru mu?
-John: O süre daha kısa biliyon mu?
-John: T800, sana bir teklifim olacak. Bizi Skynet'i kapatmaya götürürsen bu iş bittiğinde söz T1200 ile aranızı  yapacam.
-T800: Gerçekten yapabilir misin?
-John: T800, sen yokken ben de boş durmadım. İki kitap yazdım. Şimdi de sen tahmin et bakalım adlarını
-T800: Bir kadının nesi var iki kadının sesi var
-John: Doğru valla! Ya diğeri?
-T800: Kadın dediğin sarışın olur
-John: Valla o da doğru! T800 n'aptın oğlum sen bilgisayarı mı yeniledin yoksa?
-T800: Eski bilgisayarı verdim onu 1600 TL'ye saydılar üstünü de tamamlayıp yeni bir model aldım.

T800, John ve Katherine, Skynet'i kapatmak için geç kalmış ve T1200 orayı yerle bir etmiştir. John, T1200'ü ikna etmeyi başarır. T1200, davasından vazgeçer. John ve Katherine hemen evlenir. John'ın makine-insan ilişkilerini anlattığı son kitabı büyük yankı uyandırır. T800 ve T1200 ise Amazon Ormanlarında sessiz bir hayat sürmeyi tercih ederler...

18 Ocak 2012

Temel İçgüdü (Parodi)

Catherine Trammel gerilim romanları yazan seksi bir kadındır. Son romanındaki cinayetlerle aynı şekilde öldürülen bir adamın davasını araştıran yakışıklı dedektif Nick Curran, onu sorgulamak üzere merkeze götürecektir. 
Sabahın erken saatleri Catherine evindedir. Kapı çalar. Catherine kapıyı açar. Karşısında yakışıklı bir adam görünce dibi düşer.

-Catherine: Ouğwç! 
-Nick: Havuç mu?
-Catherine: Sabah sabah karşımda yakışıklı bir beyefendi görünce verdiğim tepkidir ouğwç
-Nick: Catherine Trammel
-Catherine: Evet benim
-Nick: Özel dedektif Nick Curran, benimle merkeze kadar gelmeniz gerekiyor
-Catherine: nickname'inizi boşverin de gerçek adınızı söyleyin bir zahmet
-Nick: Nick benim gerçek adımdır. 
-Catherine: Pekala

Sorgu odasında Nick, ortağı ve komiser vardır. Catherine bacak bacak üstüne atar, sigarasını ağzına koyar. Nick sigarayı yakar

-Catherine: Bakın ben yanlış bir şey yapmadım tamam mı?
-Komiser: Sorguya başlamadan önce yaptığınız yanlışları sayayım isterseniz. Bir, burada sigara içmek yasak ve cezası 70 TL'dir lütfen söndürün. İki, siz hiç iç çamaşırı giymez misiniz? lütfen giyin. Üç, etrafa hep böyle seksi bakışlar mı atarsınız? lütfen atmayın. Gördüğünüz gibi 3 yanlışınız var.
-Catherine: Sigara içiyorum diye beni hapse atacak değilsiniz ya! Hem sizin iç çamaşırı giydiğiniz ne malum!
-Komiser: Öhö öhö! Catherine hanım! siz hiç aile terbiyesi denen bir şey almadınız mı?
-Catherine: Bir dakka çantamda olacaktı!
-Komiser: Laubaliliğin lüzumu yok. Her neyse konumuza dönecek olursak; dün gece son romanınızda tasvir ettiğiniz gibi bir cinayet gerçekleşti. Refik Pekgüdük adlı bir vatandaşımız buz kıracağını önce televizyonun anten girişine sonra da prize sokarak intihar etti. Romanınız da evinde bulundu. Buna ne diyeceksiniz bakalım!
-Catherine: Ne yani beni intihara sebebiyet vermekle mi suçluyorsunuz? Şimdi Refik kardeşin intihar etme sebebi çok açık
-Komiser: Yapma ya! Neymiş?
-Catherine: Adamın soyadına bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız

O sırada içeriye bir polis girer. Elindeki notu komisere uzatır. Komiser notu herkesin duyabileceği şekilde okur

Not: Arkadaşlarım hayatım boyunca hep benle dalga geçti. Kız arkadaşım ise soyadımdan yola çıkarak imalı imalı konuştu. Derin mevzulara indi. Ben de daha fazla dayanamayarak kendimi intihar etmeye karar verdim. Ölümümle Catherine hanımın bir ilgisi yoktur.
-Komiser: Valla ne diyeceğimi bilemiyorum. Kusura bakmayın sizi buralara kadar yorduk. Nasıl affettirebiliriz kendimizi?
-Catherine: Nick beni eve bıraksın
-Komiser: Tabi ne demek! Nick hadi bakayım

Nick ve Catherine yola koyulurlar. Yolda sohbet koyulaşır.

-Nick: Helal olsun sana bizim komiseri iyi kandırdın.
-Catherine: Nasıl yani?
-Nick: O notu senin yazdığın gün gibi ortada
-Catherine: Aşk olsun sana be Nick! Eğer o notu ben yazmış olsaydım hiç kendimi intihar etmeye karar verdim diye yazar mıydım? Koskoca bir yazarım ben bir daha duymayayım sakın.
-Nick: O da doğru ya! Benim de kafam karıştı. Bu arada seni eve bırakmamı neden istedin?
-Catherine: Seni daha yakından tanıyabilmek için
-Nick: Peki neden iç çamaşırı giymedin?
-Catherine: Niyetimi daha iyi anlayabilmen için
-Nick: Çakmağın olduğu halde sigaranı neden benim yakmamı bekledin?
-Catherine: Senin niyetini daha iyi anlayabilmek için
-Nick: Peki, komisere sizin iç çamaşırı giydiğiniz ne malum derken neden bana öyle baktın?
-Catherine: Gerçekten giyip giymediğini merak ettiğim için.
-Nick: Desene bu gece uzun olacak. Bir şey daha var yeni romanının konusu ne olacak?
-Catherine: Sürekli soru soran yakışıklı bir dedektifin esrarengiz ölümü üzerine desem
-Nick: Okumak için sabırsızlanıyom biliyon mu?
-Catherine: Çok da meraklanma bence ölümlü dünya biliyon...

2 Ocak 2012

Kuzuların Sessizliği (Parodi)

Cemile; genç, güzel ve acemi bir dedektiftir. Ona verilen İlk görev ise sapık bir seri katili yakalamaktır. Katili yakalayabilmek için hapishanede özel bir hücrede tutulan Hannibal Lecter adlı başka bir suçludan yardım almak zorundadır. Cemile, Hannibal Lecter ile ilk görüşmesini yapmak üzere hapishaneye gelir.

-Cemile: Ben özel dedektif Cemile Yıldız
-Hannibal: Doktor Hannibal Lecter
-Cemile: Doktor mu dediniz?
-Hannibal: Yamyam olmam doktor olamayacağım anlamına gelmez sevgili Cemile
-Cemile: Tabi ki Doktor bey! Ben zaten öyle demek istememiştim. Şaşırdım sadece. Uzmanlık alanınızı sorabilir miyim?
-Hannibal: Kulak, burun, boğaz
-Cemile: Hem de üç tane. Doktor benim de boğazlarım ağrıyo biliyonuz mu?
-Hannibal: Boğazım demek istedin herhalde
-Cemile: Şey, evet
-Hannibal: Yaklaşın bakayım. Aç ağzını da. Hımm! Akşam bi ıhlamur kaynat bir şeyciğin kalmaz
-Cemile: Sağ olun Doktor bey
-Hannibal: Kızım sen muayene olmak için mi gelmiştin yoksa?
-Cemile: He! Yok ben şey için geldiydim. Bir seri katil var da onu yakalayabilmek için yardımınıza ihtiyacım var.
-Hannibal: Bi düşüneyim
-Cemile: Öncelikle kişisel olarak size sormak istediğim bazı şeyler var. Tabi sizi için bir mahsuru yoksa
-Hannibal: Sonra da ben soracağım ama
-Cemile: Kabul. Sorum şu: Doktorluk gibi toplumca saygıyla karşılanan bir mesleğiniz varken nasıl oldu da yamyam oldunuz?
-Hannibal: Bu çok eski bir hikaye dinlemek istediğinden emin misin?
-Cemile: Sabırsızlandığımı söyleyebilirim
-Hannibal: Bundan 20 yıl önce Sevtap adlı çok seksi bir kıza aşık oldum. Şu işe bak ki en yakın arkadaşım Hamit de ona aşık oldu. birimizin aradan çekilmesi gerekiyordu senin anlayacağın. Sevtap öyle kolay kolay vazgeçilebilecek bir kadın değildi. İlk önce Hamit'le düelloya tutuştuk ama bir sonuç alamadık. Rus Ruleti oynadık yine olmadı. Sonra öğrendik ki Sevtap'ın bir de manitası varmış. Deli gibi kıskandık o herifi, öldürmek istedik. Hamit'in ısrarı üzerine bir plan yapıp öldürdük üstelik. Elbette öldürmek bir çare olmadı. Yine birimizin aradan çekilmesi gerekiyordu. Hamit ortaya bir iddia attı. Kim adamın etinden çiğ çiğ yerse o Sevtap'ı alacaktı. Hamit ne kadar uğraştıysa da yiyemedi. Benim içinse neredeyse çocuk oyuncağıydı.
-Cemile: Sonra Hamit aradan çekildi. Siz de Sevtap'ı kaptınız öyle mi?
-Hannibal: Hamit sözünde durmadı. Bana da yapacak tek bir şey kaldı haliyle
-Cemile: Siz mi çekildiniz yoksa?
-Hannibal: Yok canım! Hamit'i yedim. Bu kez pişirerek yalnız. Pek de tatlıydı namussuz!
-Cemile: Ve Sevtap'la evlendiniz?
-Hannibal: Maalesf kız lezbiyen çıktı.
-Cemile: Ama nasıl olur? Ya öldürdüğünüz çocuk?
-Hannibal: O aslında erkek değilmiş biliyon mu?
-Cemile: Vay be Doktor! Ne hikaye ama!
-Hannibal: Soru sorma sırası bende şimdi
-Cemile: Tabi lütfen
-Hannbal: Sana bakınca ne görüyorum Cemile biliyor musun?
-Cemile: Ne görüyorsun doktor?
-Hannibal: Bir köylü kızı görüyorum. Ayakkabılarım Mahmutpaşa'dan alınma sanırım. Saçlarını da Hacı Şakir'le yıkadığına bahse girerim. Doğru muyum?
-Cemile: Doğru da asıl öğrenmek istediğiniz nedir?
-Hannibal: Çocukluğunu anlat bana, neler yapardın o köyde? Baban döver miydi seni?
-Cemile: Bizim köy kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeydi. Ne elektriğimiz vardı ne de suyumuz. Bir tek koyunlarımız vardı. Babam her gün onları yaylaya götürürdü. Bazen ben de onla giderdim. Çimlerde kuzularla oynamaya bayılırdım. Neyse bir gece kuzulardan gelen çığlıklar üzerine fırladım yatağımdan, koştum ahıra bir de ne göreyim!
-Hannibal: Baban koyunun biriyle işi pişirmiş doğru muyum?
-Cemile: Nasıl bildiniz?
-Hannibal: Doktorum ben unuttun mu? Eee sonra?
-Cemile: Ağlayan kuzulardan birini alıp kaçtım o köyden. Bir daha da dönmedim. O gün bugündür kuzuların çığlıkları kulaklarımdan hiç gitmiyo biliyonuz mu?
-Hannibal: Peki bi Dokto-
-Cemile: Ohoo! Beni ne doktorlar istedi de varmadım.
-Hannibal: Yok ben bi doktora göründün mü diyecektim
-Cemile: Ha! Bugüne kısmetmiş
-Hannibal: Bak cemile eğer burdan kaçmama yardım edersen kuzuların sesini tamamen kesecem. Sonra o katili yakalamana da yardım edecem. Var mısın?

Cemile, kısa bir süre düşündükten sonra

-Cemile: Varım

Cemile, Hannibal Lecter'ın kaçmasına yardım eder. Hannibal sözünde durur. Önce katilin yakalanmasına yardım eder. Sonra da Cemile'nin problemini halletmek için kolları sıvar. Birlikte Cemile'nin köyüne giderler. Orda bir kuzu çevirme yaparlar. Cemile bir daha kuzuların çığlıklarını işitmez...

27 Aralık 2011

Star Wars ilk üçleme (Parodi)

Anakin, Darth Vader'a dönüşmüş ve kötülüğüyle nam salmaktadır. Obi-Wan ise Anakin'in ikiz çocukları Leia ve Luke'u kainatın iki farklı köşesine yerleştirir. Leia prenses gibi yaşarken Luke, Obi-Wan'ın akrabalarınca büyütülür. Kader onları bir araya getirir. Luke ve Leia nikah masasındadır. Obi-Wan düğünü basar.
-Obi Wan: Durun bu nikah kıyılamaz. Sayın Belediye Başkanım, Luke ve Leia kardeş hem de ikizler. Çok şükür ki yetiştim yoksa bir facia olacaktı.
-Luke: Çok geç kaldın birader. Biz evleneli bir 6 yıl oluyor.
-Leia: Bakın iki tane de çocuğumuz var. Hiç geçinemiyorlar ama biliyon mu? Sürekli kavga sürekli kavga, üçüncü de yolda bu arada
-Obi Wan: Hay allah! Ee nikah masasında ne işiniz var o zaman?
-Luke: Nikah tazeliyoruz
-Obi Wan: Bir şey anladıysam arap olayım
-Luke: Bunda anlamıyacak ne var yahu?
-Obi Wan: Ne mi var? Birincisi birbirinizden o kadar uzağa yerleştirdim ki bir araya gelmenizi aklım almıyor. İkincisi daha 20 yaşındasınız ya, ne zaman evlendiniz de üçüncü çocuğu bekliyorsunuz?
-Luke: Başkan üç çocuk istedi, biz de durmak yok yola devam dedik heheh
Obi-Wan, Luke ve Leia ile düğün salonundan ayrılır ve çiftin evine misafir olur.
-Obi Wan: Bakın çocuklar, babanızı öldüren adamı tanıyorum ben. Adı Darth Vader
-Luke: Daha ne bekliyoruz o zaman?
-Obi Wan: Luke eğer Darth Vader'ı alt etmek istiyorsan bir Jedi olman lazım. Bunun için de sıkı bir eğitimden geçmen gerekecek.
Obi-Wan ve Luke yola koyulur.
-Luke: Kollarını kesecem onun!
-Obi Wan: Merak etme zamanında ben ikisini de kestiydim
-Luke: O zaman ben de bacaklarını keserim!
-Obi Wan: Şey! Biliyon mu ben onları da...
-Luke: Ohoo! Sen de bize hiçbir şey bırakmamışsın Obi Wan.
-Obi Wan: Sen bunları düşünme ilk önce eğitimini tamamlaman lazım. Yoda adlı bir abimiz var kendisi hocaların hocasıdır. Seni ona götürüyorum. Ha! Bu arada şu iki robotu da yanına al. Küçük olan konuşamıyor ama altın sarısı olan onun dilinden anlıyor.
-Luke: Adları ne bunların?
-Obi Wan: Küçük olan R2-D2, altına bandırılmış olan c3po
Obi Wan ve Luke Yoda'nın yanındadır.
-Obi Wan: Hocam nasılsın görüşmeyeli?
-Yoda: İyi olmak ben. Tüyü bitmemiş bu çocuk da kim?
-Obi Wan: Bu çocuk var ya bu çocuk! Cumhuriyetin kurucusu olacak. Tabi sayende. Hadi ben kaçtım artık eti senin kemiği benim
-Luke: Hocam merakımı bağışla sen burda yalnız mı yaşıyon? Anan baban yok mu senin?
-Yoda: Anam kötü yola düşmek. Babam da öleli çok olmak. Caninin teki olmak o. Kime sorsan bilmek onu
-Luke: Hadi ya! Bir adı var mıydı?
-Yoda: Hitler denmek ona
-Luke: Hittir git ordan ya! Dalga mı geçiyon sen benle. Hadi hangi hareketten başlıyoz?
-Yoda: Önce bulaşıkları yıkamak sen
-Luke: Hocam sende bunama belirtileri görmek ben. Ben var Cumhuriyeti kurmak Understand?
-Yoda: Sen hiç Karate Kid'i izlememek
-Luke: Ha! Şimdi anladım. Cilala parlat diyosun
-Yoda: Sonunda anlamak sen
-Luke: Hocam sen Türkçe'yi Mars'ta falan mı öğrendin?
-Yoda: Sen nasıl bilmek bunu?


Luke 3 hafta boyunca bulaşıktan tuvalet temizliğine, inek sağmaktan kapıcılığa kadar bir çok ayak işini yapar. Eğitimini tamamlayan Luke, Yoda ile vedalaşır.
Luke, Darth Vader'ın karşısına çıkar
-Vader: Ben de seni bekliyordum Luke
-Luke: Sadece sen mi? Bütün Kainat bu karşılaşmayı bekliyo, hatta yüzyılın derbisi diyollar.
-Vader: Yalnız dikkatini çekerim seyirci avantajı bende 12. adam yani
-Luke: Derbilerin favorisi olmaz
-Vader: Luke, çarpışmamız gerekmiyor aslında biz aynı taraftayız
-Luke: Yok ya! Babamın katilisin sen!
-Vader: Nee! Ben senin babanım. Obi-Wan demek böyle kandırdı seni
-Luke: Yalancının...
-Vader: Ta ebesini...
-Luke: Ama Obi-Wan dediydi ki-
-Vader: Bak Luke, Obi-Wan benim hocamdı. Sever sayardım kendisini ama bir gün bir seçim yapmam gerekiyordu. Bende senin ananı-
-Luke: Asıl ben senin ananı!
-Vader: Dur bi dinle ya! Öyle değil. Bende ananı kurtarmayı seçtim. Sonrasını biliyon zaten benim kollar bacaklar gitti.
-Luke: Peki 20 yıl boyunca insan bi arayıp sormaz mı?
-Vader: Aramak ne kelime oğlum. Kainatın altını üstüne getirdim. Hadi artık öp elimi de barışalım.
-Luke: Yalnız ben buraya Cumhuriyeti kurmak için geldim. Nolcak?


-Vader: Ya! Yemişim Cumhuriyetini! Senle el ele verdik mi üüf!
-Luke: Ya Palpatine! Onu unuttun galiba
-Vader: Basarız tekmeyi götüne! O kadar basit
-Luke: Baba, bir şey daha var
-Vader: Çocuğun mu var derdin var. Hadi söyle bakalım.
-Luke: Yüzyılın maçı nolcak? Kainat bu maça kilitlendi. Ayıp olmasın sonra
-Vader: Doğru diyon oğlum. biz de gösteri maçı yaparız.
Vader ve Luke bir gösteri maçı yapar. Maç tüm zamanların en büyük reytingini yapar.
-Luke: Baba hadi bize gidelim. Sana bir sürprizim var.
Luke'nin evine gelirler
-Luke: Baba bak bu ikiz kardeşim Leia
Vader ve Leia kucaklaşır
-Luke: Kendisi aynı zamanda karım olur
-Vader: Ne diyon lan sen? Elimden bi kaza çıkmadan çabuk anlatın şu işin aslını
Luke anlatır da anlatır. Vader biraz yumuşar
-Luke: Hadi çocuklar öpün dedenizin elini
-Vader: Pek tatlılarmış be!
-Luke: Sesleri de çok iyi
-Vader: İyi iyi aferin
-Leia: Baba üçüncü de yolda biliyon mu?
-Vader: Ulan Luke! Sen de hiç boş durmamışın. Kime çektin bilmem
-Luke: Baba şimdi konuşturma beni. Senin şu hareminin ünü Fizan'a kadar ulaştı.
Darth Vader bir daha kötülük yapmadı. Tövbe etti. Luke ve Leia mutlu bir hayat sürdü. Üçüncü çocukları bekledikleri gibi kız olunca adını Madonna koydular. Palpatine sürgüne gönderildi. Obi-Wan'ın hayalindeki Cumhuriyet asla kurulamadı. R2-D2 ve c3po da açlık grevine başladı. Grevin sebebi hiçbir zaman anlaşılamadı...

24 Aralık 2011

Terminatör II Aşure Günü

-T800: Sen Can Kanır mısın?
-Can: Evet de sen kimsin?
-T800: Hayatın tehlikede benimle gel
Tenha bir yerde T800, olan biteni Can'a anlatır.
-Can: Sen robotsun ve kendimi kurtarmak için seni gelecekten bugüne gönderdim öyle mi?
-T800: İnanmayacağını söylemiştin. T800, cebinden bir çakı çıkarır, elinin derisini keser ve deriyi söker. Metal el ortaya çıkar.
-Can: Ana! Essahmış! Peki şu Aşure Günü'nü tekrar anlatsana
-T800: 2040 yılında insanlık makinelerle girdiği savaşı kaybetmek üzereydi. Bir gün sen evinde aşure yerken bir robotun saldırısına uğruyorsun. Elindeki aşure kasesini robotun suratına fırlatıyorsun ve robot anlaşılmaz bir şekilde imha oluyor. Sonra anlaşılıyor ki, aşure makineleri kullanılmaz hale getiriyor. Makineler de savaşı kazanabilmek için geçmişe T1000 model çok gelişmiş bir robot yolluyorlar.
O sırada T1000 ortaya çıkar ve otobanda amansız bir kovalamaca başlar.
-Can: Bu nasıl robot ya! Kılıktan kılığa girdi
-T800: Cıvadan yapıldı o. Son teknolojidir.
-Can: Biz Türküz koçom. Hava cıva gelir bunlar bize. Bir plan yapmalıyız yalnız
-T800: Olumlu
-Can: Konuşmanı biraz düzeltmemiz lazım. Biriyle konuşurken robot olduğun anlaşılmasın. Mesela plan yapmamız lazım dediğimde sen şöyle diyeceksin: "Tamam abi yapalım" ya da " Sen yeter ki plan iste planın Allahını yapayım sana" Anladın mı?
-T800: Eyvallah!
-Can: Heh! hemen de kavradın olayı
-Can: Bu arada anamı bi akıl hastanesine kapattılar. Hadi kurtaralım onu
Can ve T800, bir araba çalıp yola koyulurlar.
-T800: Annen ölmüş olabilir
-Can: Ne diyon sen T800?
-T800: T1000'in diğer hedefi de annen Sara kanır
-Can: Dua et de akıl hastanesine önce biz varalım
-T800: Ben dua bilmem ki!
-Can: Kafam kadar bilgisayarın var. Bak da öğren!
Bir süre konuşmadan yola devam ederler. Can ağlamaya başlar
-T800: Ne oldu Can? Gözünden akan ne?
-Can: Ağlıyorum. şimdi sana bunu da açıklamam gerekecek. Bak bir şeye üzüldüğün zaman ağlarsın. Bazen de mutluluktan ağlarsın tabi anladın mı?
-T800: Bir şey anladıysam Arap olayım. Gerçi bunun da ne demek olduğunu anlamadım ya! Neyse
Can, radyoyu açar Ferdi Tayfur'dan acıklı bir şarkı çalmaktadır.
-Can: Mesela bak bu seni ağlatır tamam mı?
-T800: Şimdi ne demek istediğini anladım.
Can, radyoyu kapatır ama Ferdi'nin şarkısı çalmaya devam eder.
-Can: Allah Allah! Radyo kapanmıyo!
-T800: Radyo kapalı. Şarkıyı ben söylüyorum.
-Can: Nasıl ya! Ama Ferdi'nin sesi
-T800: T1000 nasıl her istediği insanın kılığına bürünebiliyorsa ben de istediğim herkesin sesini aynen taklit edebiliyorum.
-Can: Şunu daha önce niye söylemedin abi ya! Bütün bu işler bittikten sonra napçaz biliyon mu?
-T800: Biliyom tabi! Ben Michael Jackson'ın sesini taklit edicem. sadece sesiyle de kalmıcam. onun o meşhur moonwalker dansını da öğrenicem. sonra senle turneye çıkacaz, bütün Dünya'yı dolaşıp voliyi vurucaz.
-Can: Vay canına! Kafan- şey yani bilgisayarın müthiş çalışıyor. Nerde üretildin sen?
-T800: Çorum
-Can: Ulan insan gelirken leblebi getirir be!
-T800: Bak yol tıkanmış


-Can: Bülent Ersoy değil mi o?
-T800: T1000 o. Yine kılık değiştirmiş
Can ve T800 başka bir yoldan hastaneye ulaşmayı başarır. O sırada T1000 de gelir. Bizimkiler yine kaçmayı başarır.
-Sara: Can, ben bu teneke yığınına hiç güvenmiyom söyleyeyim. Sen doğmamıştın. Ta o zamanlar bu soysuz peşimdeydi. Ayrıca babanın katilidir tanıştırayım.
-Can: T800, doğru lan bunlar?
-T800: Yok ya! O ben değildim ki! Fiziken öyleydim de sen beni yeniden programlayınca her şey değişti.
-Sara: Öyle olsun bakalım. Eee! Şimdi ne yapıyoruz?
-Can: En yakın Demir-Çelik fabrikasına
-Sara: Ne işimiz var oğlum orda?
-Can: Sen merak etme anne.
Demir-Çelik fabrikasına ulaşırlar. T1000 de peşlerindedir. T800 ve T1000 Fabrikada kapışırlar. T1000, T800'ün önce bir kolunu koparır sonra da etkisiz hale getirir onu.
Can ve Sara da fabrikada birbirinden ayrılırlar.
-T1000: (Sara Kanır olmuştur) Can nerdesin?
-Can: Burdayım anne
Can, tam annesine doğru hareketlenir. O sırada annesinden bir tane daha çıkar karşısına. Can şimdi ikisinin ortasındadır.
-Can: Bi dakka! Hanginizin annem olduğunu anlamak için bir test yapacam. Annem bunu kesin bilir. Asgari ücret ne kadar?
-Sara: Eee! 715 TL
Can, annesine koşarken diğer Sara da cevap verir
-T1000: Brüt 837 TL
-Can: O da doğru. Peki en sevdiğim şarkı?
-Sara: Asla Vazgeçemem
-Can: Kimden vazgeçemem?
-Sara: Scarlett Johansson
-Can: Neyinden vazgeçemem?
-Sara: Etinden sütünden töbe töbe!
-Can: Tamam annem sensin
Can, annesine sarılır. O anda T800 ortaya çıkar. Elinde pompalı tüfeği vardır.
-T800: Ah yanar döner A'acayipsin! T800, bu sözlerin ardında silahını ateşler. T1000 lavın içine düşer. 
-T800: Can, güvenliğiniz için benim de o lavın içine girmem gerekiyor.
-Can: Valla bırakmam. Hani Dünya'yı dolaşıp voliyi vuracaktık?
T800, bir zincire tutunarak yavaş yavaş lavın içine doğru iner
-T800: I will be back
-Can: Küfür etme lan çarpılcan!
-T800: Yok be oğlum geri dönecem diyom.
-Can: Haa!