22 Eylül 2014

Evrime bir de burdan bakın: Lucy


Sinemada türler dönem dönem yeni temalar açtığında ya da iyi bir damar yakaladığında Hollywood başta olmak üzere sektör bilinçli olarak bunun üzerine gider. Bilimkurgu sineması özelinde bakarsak; 50’lerde istila filmleri, 70’li yıllarda post apokaliptik filmler, 80’lerde siberpunk’ın doğuşu ve yükselişi, 90’lı yıllarda sanal gerçekliğin ivme kazanması ve internete bağımlı yaşadığımız şu dönemde deyim yerindeyse patlaması iyi birer örnek teşkil ediyor. Son dönem bilimkurgularına baktığımızda da karakterlerin bilgisayar ve intenete bağlanmaları gibi filmlerin de iyiden iyiye birbirlerine yaklaştığını söyleyebiliyoruz. Luc Besson’ın son filmi Lucy’i bu bağlamda incelemeye çalışacağım; ne yapmaya çalıştığını, ne kadarında başarılı olabildiğini irdeleyeceğim.

Limitless ile karşılaştırmak kaçınılmaz

Sıradan bir adamın bir hap alarak beynini tam kapasiteyle kullanmaya başlamasını ele alan Limitless, ortaya attığı soru, fikir ya da teoriye gerçekçi bir yaklaşımla sarılarak seyircinin takdirini kazanmıştı. Lucy’nin senaryosunu da kaleme alan Besson, Limetless’ın “beynimizin tamamını kullanabilseydik ne olurdu?” sorusunu alıp, Limitless’ın aksine kendisine sınır çizmeden; nereden geldik?, nereye gidiyoruz?, amacımız nedir? gibi sorularla ilgilenmeyi tercih ediyor. Limitless’ta Eddie bilhassa bu amaçla üretilmiş bir hapla sınırlarıı aşarken, Lucy sentetik bir uyuşturucunun yüksek dozda vücuduna karışmasıyla o yola giriyor. Ama temelde ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Labaratuvarda üretilen bir madde üstün insanı yaratıyor veya insanın evrimine bir basamak daha ekliyor. Limitless ama özellike de Lucy ile bilimkurgu sineması, hayatın anlamını uzayın sonsuzluğunda veya zaman ve uzamda değil kendisinde kendi bedeninde aramaya koyuluyor.

2001: A Space Odyssey’in evrimci bakışına alternatif sunuyor

Hatırlanacağı üzere 2001: A Space Odyssey, insanın evrimini sonsuz bilgeliğin müdahelesi ve arzusuyla gerçekleştiriyor, tesadüfi açıklamalara yüz vermiyordu. İnsana evrilişten uzay çağına atlayıp mekanikleşen insanoğluna bakış atıyordu Kubrick. Yüzeysel de olsa Luc Besson’ın da benzer bir çaba içinde olduğunu görüyoruz. Lucy, beyin kapasitesinin %100’üne ulaştığında artık zaman ve uzamı kontrol edebiliyor. Geçmiş, gelecek ve yaşanılan an, tanrı gibi Lucy için de ‘bir’ oluyor. Bu noktada Besson'ın, 2001: A Space Odyssey’de primat’ın nereden geldiği bilinmeyen siyah yekpare taşa dokunarak, evrim basamağında bir adım daha atmasını zamanı geri sararak Lucy ile gerçekleştirdiğini görüyoruz. Lucy’nin yekpare taşla eşdeğer bir bilgeliğe sahip olduğunu düşündüğümüzde Besson’ın Kubrick’in filmine saygı duruşunda bulunarak evrim açısından kendi versiyonunu çektiğini söyleyebiliriz.

Diğer bir konu da başlangıçta her şeyi hisseden Lucy’nin beyin kapasitesini artırdıkça hissiszleşmesi ve daha mekanik bir insana evrilmesi. Kubrick, uzay çağında makineleşmenin kaçınılmazlığını vurguluyor, insanın evriminin o yönde devam edeceği öngörüsünde bulunuyordu. Besson’ın kendi eserini yaratırken esinlenmenin de ötesine geçerek biraz kopya çektiğini düşünüyorum. 2001’deki maymundan insana, insandan mekanikleşen insana ve oradan da yıldız çocuğa evrilişi yani üç basamaklı evrim hikayesini; Lucy’nin maymundan insana, oradan önce üstün insana, sonra mekanikleşen insana ve en sonunda da yepyeni bir forma ya da formsuzluğa evrilerek 4 basamakta karşımıza çıkardığını görüyoruz.

Matrixvari tavır Lucy’nin harcı değil!

The Fifth Element’te olduğu gibi yine bir bilimkurgu-aksiyon çekmeye niyetlenen Luc Besson’ın bunu bir de Matrixvari hareketlerle süslediğini görüyoruz. Besson’ın kafasında tıpkı The Matrix gibi derinliği ve felsefesi olan bir bilimkurgu-aksiyon kotarmak var. Ancak bu kimyayı tutturması hiç kolay değil. Besson’ın evrime dair söylediklerinin altını yeterince dolduramaması bir yana, hikayenin aksiyon içeren bölümleri de ona ayak uyduramıyor. Şüphesiz ilgi çekici anlara şahit oluyoruz ama The Matrix’te tamamı sanal alemde kopan fırtına (kurşunları kontrol etme, durdurma, uçarcasına yapılan akrobatik haraketler) Lucy’de gerçeklikte karşımıza çıkıyor ve bu da olup bitenin inandırıcılığını sorgumamamıza sebep oluyor. Özetle Besson’ın bu hikayeden bir The Matrix değil, 2001: A Space Odyssey türevi bir film yaratmayı düşünerek yola çıkması gerekiyordu. Ama tabi filmografisine bakarak Besson'dan böyle bir film beklemek de haksızlık olacaktır. İşin aksiyon safhasına bakarsak uyuşturucu mafyası, her şeyi kontrol edebilen bir süper insana karşı çaresiz kalıyor. Eğer bu yola girilecekse kötü karakter(ler)imizin güç dengesini sağlaması gerekiyor bana kalırsa.

Son söz: Her şeye rağmen kimi unutulmaz anları ve Besson’ın vizyonuyla ayakta duran Lucy, türü sevenler için ilgiye değer bir karışım sunuyor. 6.8\10

8 yorum:

  1. Bilim-kurgu ve Matrixvari kelimelerini yanyana getirirseniz hemen dikkat kesilirim. :) İlginç bir filme benziyor. En azından sırf merakımı gidermek için bile izleyebilirim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok ciddi bir ilişki olmasa da aralarında değinmeden olmazdı Matrix'e :) evet belki tatmin etmeyecek ama görmek şart diyorum :)

      Sil
  2. Hocam evet limitless'a kabaca benziyor ama içerik olarak tamamen farklı ve aynı kapıya filan çıktığı yok. Matrixvari demişsiniz Luc Bessonun bir raportajında mı gördünüz duydunuz bilmiyorum ama Matrix serisinin bir daha izleyip hatta küçük notlar alarak izlerseniz sizin için daha iyi olur matrixvari filan alakası yok bu görüşünüze katılmıyorum. Kesinlikle tatmin olacaksınız herkes bu filmi sinemada izlemeli Müzik seçimleri efsane olmuş filmin Ending'i zaten adamı ağlatıyor ki Luc babamız Scarlett Johansson'u bile çok farklı kullanmış, çok farklı bir Scarlett bulucaksınız filmde Sex objesi olmayan akıllı bir Scarlett bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şimdi birincisi Lucy, Limitless ile aynı kapıya çıkıyor demiyorum. dediğim iki karakterimizin de beyin kapasitesinin tamamını kullanmaya götüren şeyin labaratuvar üretimi olması. birinin uyuşturucu diğerinin ilaç olması fark etmiyor, o açıdan aynı kapıya çıkıyor.. çıkış noktaları aynı olsa da filmler elbete çok farklı.

      ikincisi matrixvari derken bilimkurgu\aksiyonu felsefeyle bütünleştirmede onu örnek alması ve lucy'nin maddeyi kontrol etmeye başladıktan sonra uyuşturucu mafyasıyla olan münasabetlerini ve yazıda değinme gereği duymadığım bir şey daha var.. dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Besson, The Matrix'teki Morpheus'la Neo'nun maddesiz, bembeyaz bir boşlukta bulundukları sahnenin bir benzerini çekmiş. Eh tüm bunları tesadüfle açıklayamayız sanırım.. Tabi ki katılmayabilirsiniz, saygı duyarım ama daha dikkatli okusanız özellikle Limitless'la ilgili bölümü yanlış anlama olduğunu göreceksiniz :)

      Ben de sinema izledim ve tatmin olmadım ama çoğunluğun aksine beğendim

      Sil
  3. evrim mi? artık evrime inan mı kaldı ki?
    filmi çok aciz buldum. bir şeyleri kanıtlamaya çalışıyorlar gibiydi. film olarak ise yetersizdi diyebilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. olmaz mı efenim, çok var. ben inanmıyorum o ayrı ama değerlendirme yaparken filmin kendi gerçekliğini baz alıyorum. evrimin teori ya da gerçek olup olmaması önem taşımıyor bu açıdan :)

      Sil
  4. Benim de konuyu ilk duyduğumda aklıma direk Limitless gelmişti. Kaçınılmaz olduğuna dair bir kişilik kanıt da benden yani... ahaha.
    2001: A Space Odyssey filmini izlemedim; fakat - şimdi adını unuttuğum - bir siteden senin Her yazını okumuştum ya, orada yazmıştın sanırım, HAYATININ FİLMİ? Evet evet öyleydi, bir gün izleyeceğim, bakalım...
    Lucy merak uyandırıcı; ama Limitless'ı izleyen biri için belki sinemada izlenmese de olur'lardan? İzlemedim daha; ama öyle bir izlenimi var üzerimde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Filmloverss'ta bioma yazmıştım öyle :)) İzlersin bir gün mutlaka. Evet önünde Limitless olması Lucy için kötü oldu aslında. çok farklı bir koldan gidiyoe ve ilgi çekici. torrente düştü artık ordan izlersin :)

      Sil