Andrew Niccol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Andrew Niccol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2013

Gattaca


Tanrı’nın el işini düşünün, onun çarpık yarattığını kim düzeltebilir?" 
                                                                                   Ecclesiastes 7:13 

                                                                                           Sena Gönendik Yazdı
Yıl 1997. Yönetmen koltuğunda Andrew Niccol (aynı zamanda senaryoyu da o yazmıştır), yapımcı koltuğunda ise Danny Devito vardır. Filmimiz ise Gattaca’dır.  Bilim-kurgu türünün en iyi örneklerinden biri olan filmde baş rol olarak Uma Thurman (Kill Bill), Ethan Hawke (Before Midnight) ve Jude Law (Alfie, Sherlock Holmes) var.  Gattaca, film atmosferi boyunca ağır bir havada ilerlese de Vincent’ın anlatıcılığının yardımıyla olaya daha güzel vakıf oluyoruz.

Konusal olarak ele alırsak, bilimin ilerlemekle kalmayıp dünya üzerindeki her şeye müdahale ettiği bir dönemden geçiyor dünya. Bu dönemde her şey genler üzerinde sürüyor. Genetik mühendisleri kusursuz insanlar üretiyor bilimsel anlamda ve normal doğum-Tanrı’nın yarattığı- insanlar gereksiz, dejenere olarak nitelendiriliyor ve konumsal olarak arka planda bırakılıyorlar. Vincent (normal doğan) astronot olmak istiyor, ama sağlık koşulları ve “süper insan” geni buna müsaade etmiyor.  Ama bir gün, süper insan geni taşıyan, Jerome ona kimliğini ve gen özelliklerini veriyor. Vincent artık Jerome’dur ve kurulan bir tezgâhla orada astronot adayı olarak üst mevkide işe giriyor ve hayatı bir anda değişiyor. Ama bir gün bir cinayet işleniyor ve bu düzenli hayatı bir anda riske giriyor.



Güzel bir başarı öyküsü Gattaca. Kimse Vincent’tan bunu beklemiyordu, hatta 30 yaşını bile göremeyecekti. Ama ondan beklenmeyeni yaptı.  “Azmin elinden hiçbir şey kurtulamaz”ı bize çok güzel vermiş. Ciddi fedakârlıkla hayatta istediği tek şeyi yine hayattan çekti koparttı Vincent. Ve son yarışta ağabeyine dediği gibi hiçbir şeyi geride bırakmadı. Genetik özelliklerin asla bir başarı alameti olmayacağı ve ne kadar mükemmel olursanız olun, başarınız sizin azminizle, çalışmanızla ve hayatın size getireceği ile ölçüleceğini anlatmış bizlere.

Başka bir durum daha var Gattaca ile ilgili. Ayrımcılık, ırkçılık hiçbir zaman dünyayı terk etmedi; sınıflar arası ayrımcılıktan tutun da derinin rengini ayrıldığı hatta işin cinsiyetlere vardığı bir dünyamız var. Filmde ise alelade genler üzerinden uygulanan bir ırkçılık var. Böylesine ilerlemiş bir teknolojiyi insan ırkı sırf para uğruna mahvediyor.




Günümüzdeki teknoloji çağının ne kadar ilerlediğini düşünürsek çok da uzak olmayan bir öngörüyü sunmuş bize Gattaca. Gen üstünlüğünü bize sunarken kader gibi bazı temel kavramları es geçmemiş. “There is no gene for faith.” (Kader için bir gen yoktur.) diyor Vincent. Her şey olacağına varır.

Farklı bedenlerde, farklı hayalleri gerçekleştiren iki birey Jerome ve Vincent. Biri alevlerle geleceğine uçarken, diğeri ise alevlerle kendi deyişiyle seyahate çıkıyor. Adeta gelecekler el değiştiriyor.

Bilim kurgunun dram ayağı olan Gattaca, pek çok yönüyle seyirciyi kendine hayran bırakıyor.

Ek bilgi: Gattaca adı dna'ya atıfta bulunuyor. Adı adenin, timin, guanin ve stozin bazlarından oluşuyor. Bkz: IMDB

27 Şubat 2012

In Time

The Truman Show'ın senaryosunu yazarak dikkatleri üzerine çeken Andrew Niccol, Gattaca, Simone ve Lord of War'ın yazar ve yönetmeni olarak Amerikan sinemasını besleyen, özgün olmayı başarabilen ve artık her öyküsü merakla beklenen önemli bir sinemacıdır. Niccol'ın ilk yönetmenlik denemesi Gattaca'nın ardından bilim-kurgu türüne dönüş filmi In Time (Zamana Karşı) seyirciyi çar çabuk avucunun içine alan ve beklentileri boş çıkarmayan başarılı bir popüler sinema örneği.

Öncelikle Niccol'ın nasıl bir distopik dünya yarattığına bakalım. Her insanın 25 yıllık sabit bir yaşam süresi vardır. 25 yaşını dolduranlar artık hep o yaşta görünecek ve daha fazla yaşayabilmek için durmadan çalışmak ve kazandığı zamanla günü gününe yaşamak durumunda kalacaktır. 25 yaşını dolduran her bireyin sol kolunda derisinin altında bulunan saat aktif hale gelir ve insan bir başkasına yaşayacağı zamanı verebilmekte hatta birinin zamanını çalabilmektedir. Bu distopik dünyada birey, otobüs biletinin ücretini, içtiği kahveyi kısacası her şeyi zamanıyla ödemek zorundadır. Paranın yerini zaman almıştır. Zamanı sıfırlanan ölmekte zenginler ise sonsuza dek yaşayabilmektedir. Toplum eskiden olduğu gibi bir çok sınıfa ayrılmıştır. En büyük problem ise insan nüfusunun hiç azalmamasıdır. Bunun önüne geçmek için kapitalist sistem devreye girecektir.


Ana karakterimiz Will Salas, en alt sınıfı oluşturan Getto'da yaşamaktadır. Bir gün hayatını kurtardığı bir adam 116 yıllık yaşam süresini Will'e aktarır ve ölümü seçer. Yaşamak anlamsızlaşmıştır onun için. Zaman  hırsızı durumuna düşen Will'in peşine 'Timekeeper' adı verilen polisler düşecek ve film bu noktadan sonra bir kaçış öyküsüne dönüşecektir.

In Time, her ne kadar hikayesiyle 1976 yapımı Logan's Run'a benzetilmeye çalışılsa da özgün bir çalışma. Andrew Niccol, In Time'da bir yandan insanın varoluşunu sorgularken öte yandan Will ve Sylvia'nın ellerinde silahlarıyla banka soyan ve çaldıkları zamanı insanlara dağıtan Bonnie and Clydevari iki kanun kaçağına ve ayrıca ikilinin Robin Hoodvari kahramanlara dönüşümünü aksiyonla harmanlayarak geniş kitlelere seslenen bir bilim kurguya imza atmış. Niccol, popüler-aksiyonlu bilim kurgularla felsefik-derinlikli bilim kurgular arasında bir tat tutturmaya çalışmış ama ne derece başarılı olmuş derseniz daha çok aksiyona meylettiğini ve büyük bir fırsatı teptiğini söyleyebilirim. Filmin rahatsız edici bir yapısı olsa da bilim-kurgu türünü sevenleri tatmin edecektir. In Time'ın bir zayıf tarafı da başrolün Justin Timberlake'e teslim edlmesi. Amanda Seyfield'e diyecek sözüm yok. Yine de filmin tadını kaçırmadıklarını belirteyim. IMDB puanından anladığım kadarıyla (6.5) In Time, genel olarak seyirciyi arkasına alamamış görünüyor. Burdan çıkaracağımız sonuç şu: filmin daha çok yönetmenin hayranlarına ve özgün bilim-kurgu hikayelerini koşulsuzca seven kitleye hitap ettiğini söyleyebiliriz. 
Son söz: Bu tip hikayelerle pek sık karşılaşmadığımızı düşünürsek eksiklerine rağmen In Time'nin yerinde bir seçim olacağını düşünüyorum. 7\10