V For Vendetta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
V For Vendetta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2018

Neden Overrated? - 300 ve V For Vendetta


Zack Snyder’ın ilk çizgi roman uyarlaması 300 Spartalı, Frank Miller’ın eserinden sinemaya adapte edildi. Görselliği ve aksiyonuyla büyük beğeni toplayan film, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin bıraktığı boşluğu doldurma gayesindeydi. Epik fantezinin kodlarını baştan yazan Yüzüklerin Efendisi, hem epik dediğimiz türe hem de fantastik sinemaya canlılık getirdi. 300 Spartalı da epik fanteziye yakın durarak pastadan daha büyük bir dilim almaya çalıştı. Filme baktığımızda esasında içinde sadece adını duyabileceğimiz mitolojik tanrılar dışında fantastik bir şey yok. Snyder'ın, filmin öyle görünmesi için çaba gösterdiğini söyleyebiliriz. Perslerin birer canavar gibi yansıtılması bunun en açık göstergesi. Zaten bu bilinçli tercih filmin politik duruşunu da destekliyor. Çıkan tartışmaları eminim hatırlıyorsunuzdur. O tartışmalara girmeyelim ama Perslerin bu kadar vahşi, bu kadar ürkütücü çizilmesi filmin hanesine büyük bir eksi olarak yansıdığını da not düşelim. Sonuçta 300 Spartalı’nın devasa bir ordunun karşısına çıkması yeterince korkutucuyken, Persler için özel bir çalışma yapmanın bir gereği yoktu diye düşünüyorum. Yine de maskeli savaşçıların filmin görsel dokusuna katkısını belirtmeden geçmeyelim. 

Tamamı yeşil ekran önünde çekilen 300 Spartalı, başarısının hakkını vermemiz gereken bir film. Spartalı 300 savaşçının, koca bir orduya karşı savaşı cesaret, fedakârlık, onur gibi kavramlar ekseninde seyircisini tam anlamıyla coşturacak bir anlatımla işleniyor. Cilalı görselliğini abartılı bulabiliriz ama sepya tonundaki görsel dokusu sinemada daha önce deneyimlemediğimiz türdendi. Kesilen kafa ve kolların havada uçuştuğu, fışkıran kanların perdeyi boyadığı film özellikle epik sinemayla Yüzüklerin Efendisi ile tanışmış yeni nesil sinemaseverleri etkiledi. Elbette genelleme yapmak doğru olmayacaktır. Sonuçta her kesimden seyircinin takdirini kazanmış bir film var karşımızda. Peki, 300 Spartalı’nın neden abartılmış bir film olduğunu söylüyoruz? Sebebi açık; filmin içi yeterince doldurulamamış. Bunun anlamı bir kahramanlık destanını alabildiğine görkemli bir şekilde beyazperdeye taşırken, hikâyenin o görkemin yanında sönük kalmasıdır. Bu sönüklüğün en önemli sebeplerinin başında da karakterlerin derinleştirilememesi geliyor. Türün akıllara kazınan örneklerine (Cesur Yürek, Gladyatör, El Cid vb.) bakarsanız, o filmlerin kalıcılığında ana karakterlerin nasıl bir rol oynadığını göreceksiniz. 

Snyder, yetenekli bir yönetmen olsa da tecrübesizliğinin de etkisiyle tür adına bir 2000’ler klasiği yaratmayı başaramadı. Yeni nesil seyircinin istediğini tam anlamıyla verebildiği için 300 Spartalı onların gözünde bir Gladyatör olabilir. Ama bana kalırsa seyir keyfi yüksek, vizyon sahibi, iyi bir denemeden daha fazlası değil.


Alan Moore’un anarşist ruhlu ve olabildiğince gerçekçi çizgi romanı V for Vendetta, on yıl önce beyazperdenin yolunu tutmuştu. Altın dönemine giren ve ancak hepsi birbirine benzemeye başlayan çizgi roman uyarlamalarına taze bir soluk getirmesi beklenen V, bunu hemen hemen başardı denilebilir. Ama seyircinin ilgi ve beğenisi filmin ederinin çok üzerinde olduğunu da söylemek istiyorum. Şimdi neden öyle olduğuna bir bakalım. Totaliter rejimle yönetilen bir İngiltere portresi çizen filmde halkın arasından çıkan maskeli bir adamın, baskıya, zulme karşı başlattığı savaş sonsuza dek özgürlük vurgusuyla işleniyor. Bir devrimin ayak seslerini adım adım duyuyoruz. Yasakçı zihniyeti ve faşizmi kıyasıya eleştirip kurtuluşu anarşizmde arayan film, tam da sessiz kalabalıkların sesi olduğu için, içimizdeki anarşisti ortaya çıkardığı için çok sevildi. Seyircisini coşturan, galeyana getiren bir damar yakalayarak yeni nesil için klasik mertebesine erişti V for Vendetta. Kuşkusuz ki bunlar filmin artıları olarak kayıtlara geçmeli. Ama bana kalırsa bir sanat eserinin değeri eleştirdiği kavram veya düşünceleri eleştirebilme gücüyle ölçülmemeli sadece. Şu ana kadar bu kavramlardan aldığı güçle seyircisini arkasına alarak büyüyen bir filmden bahsettik. Sinemanın anlatım olanaklarını nasıl kullandığından, John McTeigue’nin ilk yönetmenlik denemesinde elindeki hikayeye ne kadar hakim olabildiği gibi konulara değinmedik. V for Vendetta’nın zayıf karnı da burası aslında. Senaryo yazarlarımız Wachowski kardeşler, bildiğiniz gibi bilimkurgu\aksiyon alanında ürün verdiler çoğunlukla. V for Vendetta’da iyi bir bilimkurgu\aksiyon çıkarabilmek için isteyebileceğiniz her şey var. Ancak bu formül başta senaryodan kaynaklanmak üzere pek tutmamış. Tutmamasının önemli bir sebebi de hikayenin bilimkurgu ayağının, maskeli kahraman ya da süper kahraman filmi tercihiyle heba edilmiş olması. Elbette hikayeye yaklaşım açısından bahsediyoruz. 

Filme bir uyarlama olarak baktığımızda da Alan Moore’un karanlık atmosferi ve çizimleriyle büyüleyen eserinin görsel karşılığı aranırken Frank Miller’ın Sin City’si gibi bir çalışma yapılması gerektiğini düşünüyorum. Çizgi roman beyazperde de canlanmalıydı adeta. Ayrıca yeni kuşak seyirciyi daha kolay yakalayabilmek adına aksiyonun ön plana çıkartılıp, V’nin amaca giden yolda kan dökmesi, şiddet uygulaması yani yöntemleri sorgulanmıyor. Çizgi romanın farkı da burada ortaya çıkıyor. V for Vendetta, daha ağırbaşlı ve sadık bir uyarlamayla karşımıza çıksaydı eminim overrated değil underrated diyecekti bir çoğumuz. Sonuç olarak sizler gibi benim de ilgiyle izlediğim ve takdir ettiğim V for Vendetta’nın başyapıt muamelesi görmesi, onu overrated olarak nitelendirmeme sebep oluyor.

11 Temmuz 2013

V For Vendetta


Burç Karabulut Yazdı
“Vendetta” kelime anlamıyla “intikam”a denk gelir. İntikam ise bir özgürlük savaşçısının en son ihtiyaç duyduğu duygudur. V asıl olarak nedir, kimdir, niye ortaya çıkmıştır. V aslen bir sembol, bir serzeniş ve bir ihtiyaç olarak bugün Gezi direnişinin simgesi haline gelmiştir. Amacım, politik gerilimlere girmek olmasa da filmin kendisi izlendiğinde Gezi direnişi, Tahrir direnişi ya Brezilya’daki direnişin çok da farkı olmadığı göze çarpmaktadır. Wachowski’lerin zeitgeisti (zamanın ruhunu) iyi okuyarak senaryolaştırdığı, James McTuige’nin filmleştirdiği V, nelere gebe bir görelim. V for Vendetta’nın yaratılış öyküsü ve filmi başarılı kılan özellikle çok önemli.

5 Kasım’ı hatırla ya da yarat!

V, siyah beyaz bir jenerikle açılıyor ardından ise militer (askeri) marş onu izliyor. Bu jenerik ve ardından giren askeri marş bize ister istemez Nazi dönemini hatırlatıyor. Hatırlatmasa bile Nazi döneminde olduğumuz mesajını rahatlıkla alıyoruz. Çok yoruma meydan vermeyen bu girişten sonra, filmin anlatısı bizi 17. yüzyıla götürüyor. Beyaz elbiseli bir adamın (kısaca masum denebilir) idamına tanık oluyoruz. Arkadan Evie’nin sesiyle olaylar hızlıca anlatılıyor. İdama giden adamın adı Guy Fawkes. İdam edilme sebebi İngiliz Parlamentosunu patlatma girişiminden kaynaklanıyor. İşin ilginç tarafı idam edileceği vakit, kızgın kalabalığın ardında bir kadına takılıyor kamera. Gözünden yaş gelen kadın belli ki Guy’ın sevgilisi. Gözlerinden düşen iki damla bizi ikna ediyor. Kamera aşağı doğru inerken, siyah ekran belirirken biz de Evie ile beraber o sloganı içten içe tekrarlıyoruz. 5 Kasım’ı hatırla ya da unutma. Ama 5 Kasım yaratılmış olmadı mı!?


V ve Zorro

Bu sahnenin sonunda ise V logosu ekranı kaplıyor. Zorro’ya benzettiğim bu logonun meydana geliş biçimi, V’yi de Zorro gibi algılamamızı sağlıyor. Zorro’nun halktan, zülm görenden yana olduğunu bilen biz seyirci için V’ye alışmak pek de zor olmuyor. V’nin sevilmesi için bir sebep daha ortaya çıkıyor. Algımızda ve bilinçaltımızda bu karakteri hemen kabul ediyoruz. V’nin de kötü adamlara karşı duracağını bir naiflikle tahmin ediyoruz. Sonrasında hemen günümüze geliyoruz.

V üçüncü kez burda sevdiriyor kendini. V, baskıcı yönetim tarafından gönderilen S.S benzeri polisler tarafından engelleniyor. V, burada da karşımıza çıkıyor ve zulm gören kadını kurtarıyor. Daha önce acıdığımız, sonra Zorro’ya benzettiğimiz bu karakteri masum bir genç kadını (kurbanı) kurtarınca da ister istemez takdirimizi kazanıyor ve özleşiyoruz onunla.

V ve Chancellor tarihsel olarak gerçek karakterlere dayanıyorlar.

V’nin daha önce anarşist Guy Fawkes olan ilişkisini belirtmiştim. İlk sahnede kurulan drama ile film de bunu gizlemeden seyircisiyle paylaşmış. Normalde bir anarşist olan Guy, filmde V adı altında bir özgürlük savaşçısına çevrilmeye çalışılıyor. Bunda pek başarılı olamadığını söylemek lazım. Sesini duyurmak için tv kanalı ele geçirmek veya bir binayı patlatmak için romantik müzikal bir devrimcilik anlayışı yaratmak bence iflas ediyor. Sonuçta binayı terörist yöntemleriyle yıkıyor. Bu terörist eylemler, insanları etkilemiyor çünkü kötünün de kötüsü vardır dercesine Chancellor ile Hitler analojisi kuruluyor. Nazi partisini baz alan bu kötülük formu, Hitlerin yaratılmasıyla da taçlanıyor. V’nin de sempatik hareketleri sayesinde bu iki karakter hızlıca farklılaşıyor. Chancellor’ın sürekli ekrana yansıyan kirli sakallı ve kızgın görüntüsü soğuk, sevimsiz ve kötü bir karakteri başarıyla yaratıyor. Adeta büyük kardeş göndermesi de inceden inceye yapılabilir. V, tv kanalını ele geçirirken Chancellor’ın araması buna en iyi örnek.


Evie yeniden doğuyor.

Evie ile V’nin ilişkisi kesinlikle bir öğrenci, öğretmen ilişkisini anımsatıyor. Televizyonda fon olarak görülen Monte Kristo Kontu filmi, V’nin masumiyetine yapılan ayrı bir vurgu. Hatırlanacağı gibi, Monte Kristo Kontu da rakibi tarafından haksızca aldatılıp, hapishaneye atılıyordu. Sonra şansın da yardımıyla zengin olan Monte Kristo Kontu, adalet için geri dönüyordu. V for Vendetta ne kadar intikam demekse de aslında korkutucu bir şekilde adaletle de özdeştirilmiş. Adalet ve intikam yer yer karışıyor, hatta bir oluyor. Neyse Evie, ilk tanıştığı andan beri V’nin kusursuzluğudan etkileniyor. Evie sadece Evie değil aynı zamanda dışardaki olaylara da kapalı olan bir karakter. OHAL’in olduğu bir gecede dışarı çıkmak bu naifliği ve bilinçsizliği bize gösteriyor. V, Evie’yi bir hapishaneye kapatıyor. Bu hapishane, adeta yeniden doğuş yeri. Bu hapishane hem zihnini açması için, hem de özgürlüğün ne demek olduğunu öğrenmesi için V tarafından tasarlanıyor. Saçları kesilen Evie, kadınlıktan da uzaklaşıyor, insanlıktan çıkarılıyor. Vahşi bir saldırı, psikolojik yıldırma ve daha nicesi Evie’yi değiştiriyor. Bir çocuk hatta bir öğrenci zaten kılık kıyafeti de kendini ele veriyor. Hapishaneden kurtulduktan sonraki yağan yağmur bir baptizm işareti. Yeniden doğuşu simgeliyor.  Evie’nin doğuşu sembolik olarak halkın da doğuşu olarak görülebilir.


Yeniden doğuş ve devrim

V’nin herkese maskesinden gönderdiği o an, devrimin artık kaçınılmaz bir hale geldiğini söylüyor. Tabii buradaki polis gücü veya S.S benzeri görevlilerin olmaması biraz düşündürücü. Evlere kargoyla dağıtılan V maskeleri halkı devrime zorluyor. Zorluyor diyorum çünkü evlere dağıtılan kargo devrimle uyuşmayan bir nokta olarak göze çarpıyor. Neyse ki V’nin epik sahneleri olayı kurtarıyor. Fikirler ölümsüzdür sahnesi yıllar sonra klasik bir film sözü olarak herkesin dilinde olacak.

Dediğim gibi terörist ile devrimci arasında oturmayan film ve yarattığı çelişki, beni biraz sıkıyor. Sonuçta devrimci bir ideale doğru yürürken, terörist korkutmak için amaçsızca saldırır. Teröristlerin de tabii ki bir ideali olabilir ama bir devrim istemeyeceğini anlamak lazım. Sistemin yıkılması değil de amaç ya da halktan yana olmak. İstenen tamamen korku yaratmaktır. V de sistem anlamında bir açıklama yapmıyor. Sadece Parlamentoyu patlamak istiyorum diyor.

V ya da Zamanın Ruhu!

Filmin tutarsızlıklarına rağmen V, çıktığı dönem itibariyle occupy hareketinin en büyük çıkış noktası olmuştur. Daha önce Arap Baharı’nda yaşanan değişikliklerde V’nin sembol olarak kullanılması aslında özgürlük savaşçısı olarak görülmesine yol açmıştır. V, an itibariyle Gezi’de direnişimizin içinde, Mısır’da Tahrir’de özgürlükçülerle ve dünyanın genelinde özgürlük talep eden insanların yüzünde duruyor. V’yi aslında ne kadar özgürlük olarak görsek de zamanın ruhunun bu çıkışta bir rol oynadığını görmek gerekir. Bir filmin herhalde başarısını ölçeceksek bu toplumu ne kadar etkilediğiyle alakalı olurdu. V bir klasik olma yolunda hızla ilerliyor.