12 Temmuz 2017

Olgunlaşmamış bir korku fantezisi: The Mummy


1930’lu yıllarda Frankenstein, Dracula, The Invisible Man, Dr. Jekyll and Mr. Hyde ve The Mummy gibi birbirinden iddialı korku ve bilimkurgu filmi üretildi. Bahsettiğimiz dönemde çekilen bu filmlerin hepsi birer klasiğe dönüşürken, ardı arkası kesilmeyecek bir seri üretim çılgınlığı da başladı. Adını andığımız klasikler -The Mummy hariç- edebiyat uyarlaması olmasının da etkisiyle zengin bir metne sahip ve bu da bu eserlerin zamana karşı koyabilmesine, uyarlamaların da bugün hala ilgiyle izlenebilmesini sağlıyor diyebiliriz. Dracula ve Frankenstein’ın başarısının Universal’ı yeni arayışlara itmesi, benzer ancak özgün bir canavar filmi yapmak istenilmesi sonucunda The Mummy ortaya çıktı. 1932’de çekilen The Mummy varlığını Dracula ve Frankenstein’e borçluydu.

1999’da korku sinemasından fantastik maceraya transfer edilerek yeniden çekilen The Mummy, bir üçlemeye dönüştürüldü. Indiana Jones’un formülü uygulanarak hayata geçirilen The Mummy, orijinal The Mummy’nin başarısını gölgede bıraktı. Geçtiğimiz ay sinemalarımıza konuk olan 2017 model The Mummy ise yeni bir başlangıç anlamına geliyor. Universal Pictures’un “Dark Universe” projesinin ilk ayağını The Mummy oluşturuyor. Daha çok senarist kimliğiyle tanıdığımız Alex Kurtzman’ın kamera arkasına geçtiği film, Tom Cruise ve Russell Crowe gibi iki starıyla 2017 yazının en iddialı filmlerinden biri gibi görünüyordu.

The Mummy, yönetmen Kurtzman’ın da belirttiği gibi özüne döndürülme iddiasıyla tekrar çekildi. Ancak 30’larda sinemaya kazandırılan saf bir korku filminin bugünün blockbuster anlayışıyla özüne döndürülebilmesi pek mümkün değil. Ortaya çıkan filme baktığımızda hikâyenin daha karanlık işlendiğini görüyoruz. Bu karanlık görsel tercihlerle pekiştirilmiş. Korku sinemasına hizmet etmesi amacıyla Prenses Ahmanet’in dirilttiği ölüler, zombileri akla getiriyor. Zombi filmlerinden alınan referanslar The Mummy’de biraz eğreti durmuş. Daha önce görmediğimiz bir Mumya filmi çekme fikri The Mummy’nin her anında kendisini hissettiriyor ancak yaratıcı fikir yoksunluğu yapılan değişikliklerin tuhaf kaçmasına, seyircinin bu değişiklikleri hoş karşılamamasına sebep oldu denilebilir. Esasında Kurtzman’ın filmi, son Mumya üçlemesinin bol mizah içeren soluksuz bir macera yaşatma düşüncesinden vazgeçerek yola çıkmış olsa da bu üçlemeye mantalite bakımından daha yakın duruyor. Filmin açılış kısmında tıpkı Mummy üçlemesindeki (ilk iki film) gibi Antik Mısır sekansıyla filmin mitolojisi hızlıca veriliyor. Prenses tercihi doğru gibi görünmesine karşın, Imhotep gibi güçlü bir karakter yaratılamadığı için Ahmanet’in yarattı kaos beklenen etkiyi bırakmıyor. Aksiyon sahnelerinin fazlasıyla klişe olması da The Mummy’nin vaat ettiği eğlenceyi yaşatma hususunda sınıfta kalmasına sebep olmuş. The Mummy üçlemesinden kopya çekildiğini de görüyoruz. Özellikle Ahmanet’in gücünü toplamak ve eski görünümünü kazanabilmek için yaptıkları Imhotep’in yaptıklarıyla birebir aynı.

The Mummy, olgunlaştırılamamış bir korku fantezisi… Türsel anlamda fazla oynandığı için kimyası bozulmuş. Karakterlerin ve hikâyenin olgunlaştırılamaması ciddi bir sorun ama asıl sorun Mummy üçlemesinin mizah soslu fantastik macera formülünün, bu formüle mizah yerine korku unsurunun adapte edilmeye çalışılması olduğunu düşünüyorum. Fantezi, macera ve korku üçlüsünün uyumsuzluğu, The Mummy’nin türsel açıdan kafası karışık bir film olmasının başlıca sebebi. Filmin hayal kırıklığına dönüşmesinin ana nedeni de diyebiliriz. Diğer önemli konu ise Dark Universe meselesi… Dr. Jekyll’ın The Mummy’deki varlığı, filme nasıl bir etki yapmış diye sorarsanız söyle söyleyelim: The Mummy özelinde değerlendirirsek Russell Crowe’un personasına rağmen filmi kurtaracak bir rolü yok. Bu karakter filmin türsel karmaşasına hizmet ediyor. Tom Cruise’un karakterinin de yolculuğunu sürdürmesi gibi etkenleri hesap edip, Dr. Jekyll’ın The Mummy’deki varlığının Dark Universe kapsamında düşünürsek bütüne ulaştığımızda anlam kazanacağını söyleyelim. Tom Cruise’un da son derece yanlış bir seçim olduğunu eklemeden geçmeyelim. 4.5\10

2 yorum:

  1. İlk olarak sinemada Rachel Weisz' lı Mummy' yi izlemiştim. Komedi unsurları daha ağır bastığından korkunçlu olarak izlememiştim. Önceden beridir standart korku unsurları(vampir, mumya, frenkeştayn vb.) bana hiç korkutucu gelmez. Bu mumyaya -şahsen ben- korkmak için değil aynen vampir filmlerinden sıkılıp kendini Blade 1' in kollarına atmak gibi bir niyetle giderim. Blade 1' in yarattığı etkiyi yaratır mı bilmem, onu görürüz.. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de ilk Mummy Returns'ü izlemiştim sinemada.. ve katılıyorum korku unsuru olarak değil de fantastik bir macera mizahla birlikte daha iyi gidiyor. Blade örneği güzel :)

      Sil