1 Eylül 2013

En İyi 15 Polisiye Film


Konusu Polisi ilgilendiren olayları kapsayan fakat çoğunlukla cinayetler ve bu cinayetlerin bir polis veya dedektif tarafından araştırılması-aydınlatılması esasına dayanan kurgusal hikayeler, kaynağını polisiye romanlar ve dedektiflik hikayelerinden alır. Türün sinemadaki gelişimine baktığımızda; suç unsuruna suçu işleyen cephesinden bakan kara filmler ve gangster filmlerinin, suçu ve suçluyu kanun kuvvetinin bakış açısıyla yansıtan, adına polisiye dediğimiz yeni bir türün doğmasına öncülük ettiğini söyleyebiliriz. İlk adımlarını 50’li ve 60’lı yıllarda atan polisiye filmler, 70’li yıllarda önemli örneklerini vermeye başladı. Bu döneme türün karakteristik özelliklerinin ortaya çıktığı ve polisiye film modelinin oturmaya başladığı yıllar olarak bakılabilir. 80’li yıllarda aksiyon sinemasındaki yükseliş, 90’lı yılların sonuna kadar sürecek bir altın çağın başlangıcına da işaret ediyordu. Sonuçta polisiye dediğimiz türün bir kolu seri katil filmi dolayısıyla da gerilim olarak değerlendirilebilecekken, diğer kolu; soygun hikayelerinden, polis-gangster çatışmalarına ve suçluların polis tarafından kovalandığı, takip sahnelerinin eksik olmadığı aksiyon filmlerine kadar uzanır. Ayrıca türlerin melezleşmesinden polisiye de nasibini almış ve zamanla pek çok türde varlığını hissettirmiştir Film Noir ve Neo Noir’e yakın duran L.A Confidental, The Usual Suspect gibi polisiyeleri bu değerlendirme dışında tuttuğumuzu da ekleyelim.

Not: Bu dosyayı Klaket Aktuel Dergisi için hazırlamıştım.

15-  Hot Fuzz


Parodinin 2000’li yıllardaki en önemli temsilcisi Edgar Wright, Shaun of the Dead’le zombi alt türünün parodisine girişmişti. Wright aynı formülü Hot Fuzz’da aksiyon ve polisiyeye uyguluyor fakat film parodinin ötesine geçip türün klişelerini kullanmaktan geri durmayan, deli dolu bir aksiyon sineması örneği oluveriyor. Londra polis departmanının en başarılı polisi Nicholas Angel terfi eder ve Sanford kasabasına tayin ettirilir. Kasabada işlenmeye başlayan cinayetleri ve türlü garipliği çözmeye çalışan polis memuru Angel’ın iş arkadaşı Danny Butterman’la kurduğu dostluk filmimizi ahbap çavuş polisiyesi klasmanında değerlendirmemizi de sağlıyor. Hot Fuzz; bir yandan aksiyon ve polisiye filmlerle dalgasını geçen, öte yandan onlardan biri olmak için çaba sarf eden, temposuna ayak uydurmakta zorlandığımız bir polisiye

14- Serpico


Sidney Lumet’in en parlak dönemine denk düşen Serpico, 70’li yılların kayda değer polisiye filmlerinden. Frank Serpico’nun dürüstlük mücadelesi; önce bir biyografik kitaba, ardından da Al Pacino’nun başrolünü üstlendiği bu filme kaynaklık etti. Devriye polisi Serpico, meslektaşları gibi rüşvet almak istemez ve olayın üstüne gider. Bu duruş dışlanmasına hatta hayatını tehlikeye atmasına sebep olacaktır. Polisiye türünün içe dönerek, eleştirel bir tavır sergilediği filmlerin öncüsü olduğunu söyleyebileceğimiz Serpico, ‘Polis teşkilatını sarmalayan yozlaşma’ hikayesiyle 70’li yıllar Amerika’sının güvensiz ortamına ışık tutuyor. Gerçekçi polis portresini yine benzer bir atmosferde inceleyen Serpico, türün klasiklerinden

13- In the Heat of the Night


Usta sinemacı Norman Jewison’ın John Ball’ın romanından uyarladığı ve “En İyi Film” dahil 5 dalda Oscar ödülü kazanarak sükse yapan In the Heat of the Night (Gecenin Sıcağında), 60’lı yılların yüz akı polisiyelerinden biri. Hikayenin 60’ların Mississippi’sinde geçtiğini söylersek sanırım ana meselenin ırkçılık olduğu anlaşılacaktır. Bir gece zengin bi iş adamı öldürülür. Polis, o sırada bölgede olan siyahi cinayet uzmanını şüpheli olarak gözaltına alır ve durum anlaşıldıktan sonra da birlikte cinayeti aydınlatmaya çalışırlar. Jewison, ırkçılık eleştirisini polisiye hikayenin merkezine yerleştiriyor ve daha çok bu yönüyle tür içinde kıymet verilen bir esere imza atmış oluyor. 2000’li yılların dünyasından baktığımızda siyahi bir kanun adamının sokakta güvenle yürüyemediği bir eyaletin varlığına inanmakta güçlük çekiyoruz. Can alıcı ırkçı diyalogları ve polisiye kurgusunun basit ama usta işi olmasıyla akılda kalan bir polisiye In the Heat of the Night.

12- Basic Instinct


90’lı yılların başında çıkagelen bu sansasyonel polisiye örneği, popülaritesinin de getirdiği olumsuz eleştirilerin aksine polisiyenin içine zerk ettiği kimi motiflerle janra taze bir bakış atabilmiştir. Catherine Tramell adlı seksi ve esrarengiz bir kadının da şüpheliler arasında olduğu bir cinayeti araştıran Nick Curran’ın kadınla yakınlaştıkça kendisini tehlikeli bir oyunun içinde bulmasını konu edinen Temel İçgüdü; kara filmlerin yeni yüzü Neo Noir’den seri katil filmlerine oradan da polisiyeye ulaşıyor. Femme Fatale karakteriyle de erotik gerilime yaslanarak türsel bir çeşitlilik yakaladığını söyleyebileceğimiz bu film; yarattığı lüzumsuz tartışmalarla göz önünde olmayı başarabilmişken, 90’lı yıllarda türe yaptığı katkı yeterince konuşulmamış, polisiye olarak gölgede kalmıştır.

11- The Cell


Tarsem Singh’in The Cell’i, polisiye sinemanın 90’lı yıllardan 2000’lere geçişinde türe fantastik bir açılım getirdi. Komaya giren bir seri katilin son kurbanını kurtarabilmek için yeni geliştirilen bir yöntemle katilin bilinçaltına girilecektir. Bu görevi bir kadın psikolog üstlenecektir. Film, seri katilini baştan yakalatarak farklı bir polisiye çatı inşa ediyor. Katil kim sorusunun yarattığı merak duygusu kurban nerde ve kurtarılabilecek mi biçiminde hayat bulup, zamana karşı girişilen bir yarışla heyecan katsayısı artırılıyor. Film bununla yetinmeyip ana karakteriyle birlikte seyirciyi de şizofren bir beynin uçsuz bucaksız, en derin köşelerine götürüyor. Singh’in bilinçaltı sahnelerinde kurduğu benzersiz görsel yapı ve estetiğiyle hatırlanan film, neresinden bakarsak bakalım şaşırtıcı bir tür kırması.

10- Dirty Harry


Harry Callahan kendi yöntemlerini kullanmaktan çekinmeyen ve ‘Kirli Harry’ diye çağrılan sert bir polistir. Akrep kod adlı bir seri katili durdurma görevi ona verilir. San Francisco sokaklarında geçen heyecan dolu bir Don Siegel filmi olan Kirli Harry’nin en dikkat çekici özelliği, Clint Eastwood’un sert mizaçlı dedektif tiplemesidir. Vicdanının sesini dinleyen, adaletin kendi ellerinde tecelli etmesini doğal karşılayan bu tipleme, seyircinin kolayca özdeşleşmesiyle Kirli Harry’nin 5 filmlik bir seriye dönüşmesine ve benzer karakterlerin türemesine yol açmıştır. Derinlikli bir senaryosu olmasa da sonradan model alınan bir polisiyeye dönüşen sürükleyici bir seri katil filmi Kirli Harry.

9- Zodiac


David Fincher’ın türe dönüş yaptığı filmi Zodiac, yakalanamamış gerçek bir seri katil hikayesi anlatıyordu. Se7en sonrası oluşan beklentilerin umursamayan Fincher’ın klasik bir polisiyeden ziyade, adına Zodiac denen seri katili yakalamaya çalışan bir karikatürist, bir cinayet muhabiri ve bir dedektifin bu olayı saplantı haline getirmelerini, türün klişelerine yüz vermeden, karakterlere odaklanarak anlatması kimi izleyiciler üzerinde soğuk duş etkisi bırakırken kimisi için de doyumsuz bir seyirlik olup çıktı. Zodiac; hiçbir zaman yakalanamamış bir seri katilin, uzun bir zaman dilimine yayılan hikayesini dağınık olma tuzağına düşmeden anlatabilen, ucu açık bir finale ulaşıp tatmin edici olabilen ve polisiye olay örgüsünü karakter draması düzleminde işleyip türün diğer örneklerinden ivedilikle ayrılmayı başarabilen bir polisiye film.

8- The French Connection


William Friedkin’in Robin Moore’un romanından uyarladığı ve o yılın ödül avcısına dönüşen (en iyi film dahil 5 Oscar ödüllü) polisiye filmi The French Connection, New York Polis Teşkilatı’nın Fransa’dan gelmesi beklenen yüklü miktarda uyuşturucunun ve olayın arkasındaki adamın peşine düşmesini konu edinir. Gene Hackman’ın canlandırdığı Popeye Jimmy Doyle adlı ana karakter etrafında kurgulanan hikaye kovalamaca sahneleri ve sinema diliyle türün unutulmazları arasına adını yazdırdı. Filmi değerli kılan bir başka unsur da karakter yaratmadaki başarısıydı. Türün olmazsa olmaz denilebilecek özelliklerini içine alan, finali itibariyle de klişe bir sona bağlanmayan The French Connection kült bir film.

7- Bad Lieutenant


Sert ve karamsar filmleriyle tanınan bağımsız sinemacı Abel Ferrara, farklı tür denemelerine 1992’de polisiyeyi de ekledi. Ferrara’nın janra yaklaşımı filmin merkezine yerleştirdiği polis karakterine bir isim vermemesiyle anlaşılabilir. İsimsiz dedektifimiz bir kanun adamında olmaması gereken tüm özellikleri bünyesinde barındırıyor: Uyuşturucu kullanan, yasadışı bahis oynayan, gece yolda çevirdiği kadınları taciz eden, acımasız bir adam. Film, sinemada yozlaşmış polis tiplemelerinin en uç örneğini sunmakla kalmıyor, bu karakter üzerinden varoluşçu bir izlek tutturup, mevcut düzeni sert bir dille eleştiriyor. Başta kilise sahnesi olmak üzere pek çok unutulmaz sahnesi bulunan film, etkileyici bir finalle noktalanır. Harvey Keitel’ın devleşen oyunu da Bad Lieutenant’ı izlemek için yeterli bir sebep vermekte.

6- Manhunter


Thomas Harris’in Hannibal üçlemesinin ilk ayağı Red Dragon, Manhunter adıyla Michael Mann’in yönetmenliğinde sinemaya aktarılmıştı. Daha sonra Anthony Hopkins’le efsaneleşecek olan Hannibal Lecter karakterinin usta aktör Brian Cox’da vücut bulduğu bu film 80’li yılların kültleşen polisiyelerinden. Emekli FBI ajanı Will Graham’ın bir seri katili yakalamak üzere göreve dönmesi ve daha önceden yakaladığı mahkum Hannibal’dan yardım almasıyla ivme kazanan hikaye Michael Mann’ın stilize üslubu, tercih ettiği renkler ve atmosfer yaratmadaki becerisiyle yaratıcı bir tür denemesine dönüşüyor. Arthouse bir polisiye film olduğunu söyleyebileceğimiz Manhunter, bu tercihiyle tür içinde ayrıksı bir duruş sergiliyor.

5- Hard-Boiled


Aksiyon sinemasının büyük ustası John Woo’nun Hollywood’a transfer olmadan önce çektiği son filmi Hard-Boiled, polisiyenin aksiyon sinemasıyla bütünleştiği en iyi örnektir. Film, silah kaçakçılığı yapan bir çeteyi yakalamak için birbirinden bağımsız çalışan iki polisin amansız mücadelesini ele alır. Henüz ilk sahnelerde başlayan polis-çete çatışması, John Woo’nun tükenmek bilmez enerjisiyle son ana dek sürer. Hollywood’un aksiyon-polisiye geleneğinden ayrılan ve ‘Triad film’ olarak adlandırılan yerel bir alt türün temsilcisidir Hard-Boiled. Daha çok bir aksiyon filmi olmasına karşın; gizli görevdeki polis, polis dostluğu ve polisiyenin çekim alanına giren pek çok özelliğiyle bu türe de dahil edilebilir. 

4- Point Break


Yüzlerine geçirdikleri eski Amerikan başkanlarının maskeleriyle Los Angeles’ta banka soymaya başlayan bir çete ve bu çeteyi yakalamak için aralarına sızdırılan Johnny Utah adlı bir FBI ajanının hikayesi, aksiyona düşkünlüğüyle bilinen Kathryn Bigelow’un yönetmenliğinde 90’lı yılların katıksız aksiyonlarından birine dönüşmüştü. Türün sıklıkla kullandığı, çete içine sızan polis figürü Point Break’te de var. Bigelow’un filmi polisiyeye soygun filmi kulvarından dahil oluyor. Polis-çete çatışması ve takip sahneleri bir yana Point Break’i türdeşlerinden ayıran özellik; sörf, paraşütle atlama gibi adrenalin sporlarını kullanarak polisiye öyküyü görsel olarak benzersiz kılıp, aksiyona farklı bir tat katması ve bu sporlar yoluyla ana karakterimiz johnny’nin kendini bulması diyebiliriz. 

3- Twin Peaks: Fire Walk With Me

90’lı yılların fenomen dizisi İkiz Tepeler, lise öğrencisi Laura Palmer’ın öldürülmesi sonrasında yaşananları sürrealist bir üslupla anlatmıştı. Dizinin yaratıcısı David Lynch, İkiz Tepeler: Ateş Benimle Yürür ile dizide anlatılan hikayenin öncesini sinemaya taşıdı. Laura Palmer’ın son bir haftasını ve kasabada işlenen benzer bir cinayet vakasını araştırmak üzere Twin Peaks adlı kasabaya gelen FBI ajanı Dale Cooper’ın bu iki davayı rüyalarından ilham alarak çözme çabası bizi örneğine pek rastlamadığımız bir polisiye filmle baş başa bıraktı. Lynch, daha çok şehirleri ve metropolleri mesken tutan polisiyeyi önce taşraya ardından da zihinsel bir boyuta açarak yapı-bozucu kimliğini ortaya koydu. İlk yarım saatinde cinayet soruşturmasına odaklanıp sonra sırtını dönebilen ve anlaşılmak gibi bir derdi olmayan sıra dışı bir polisiye.

2- The Silence of the Lambs


Thomas Harris’i ve yarattığı Hannibal karakterini şöhrete kavuşturan film Kuzuların Sessizliği, o yıl 5 ana dalda Oscar kazanarak inanılmaz bir başarı yakalamıştı. Genç ajan adayı Clarice Starling bir seri katili yakalamak için Hannibal Lecter ile bağlantı kurar. Starling ve Lecter arasında çıkar ilişkisi şeklinde başlayan yakınlaşma, davanın çözümünde kilit bir rol oynayacaktır. 90’lı yıllara kadar polisiyelerde kadın karakterler çoğunlukla ikinci plandadır. Kuzuların Sessizliği, merkezine bir kadını, bir kadın polisi yerleştiren ilk film olmasa da iyi çizilmiş Clarice Starling karakteriyle yeni temsillerin önünü açmıştır. Filmi, polisiye\gerilim türünde unutulmaz ve vazgeçilmez kılan Anthony Hopkins’in Hannibal yorumu, oyuncuların kimyası, yönetmen Jonathan Demme’nin tertemiz anlatımı, şaşırtıcı kurgusu ve hapishaneden kaçış gibi akıllara kazınan sahneleri diyebiliriz.

1- Se7en



Kurbanlarını İncil’deki 7 ölümcül günahı işleyenlerden seçen bir seri katil ve onu yakalamaya çalışan iki dedektifin hikayesi, David Fincher imzası taşıyan stilize bir seri katil filmi olmakla kalmıyor, peşi sıra gelen türün diğer örneklerini de derinden etkilemeyi başarıp model alınan bir filme dönüşüyor. Se7en, usta-çırak ilişkisi kurduğu iki dedektifiyle klişe bir polisiye şablonu kullanıyor ancak birbirini dengeleyen kusursuz çizilmiş karakterleri ve de yarattığı karanlık şehir atmosferiyle özel bir film olduğunu fazlasıyla hissettiriyor. Fincher, cinayet mahallerini ayrıntısıyla resmederken seri katili imtinayla gizleyip bir anda kucağımıza bırakıyor ve seri katil stereotipiyle fark yaratıyor. Ve büyük bir finalle bağlanan hikaye Se7en’ı polisiye türü içinde ulaşılması zor bir yere konumlandırıyor.

44 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Olağan Şüpheliler, polisten ziyade suçluların bakış açısını yansıttığından kara film-neo noir türlerine çok daha yakın. o sebeple değerlendirme dışında tuttum. polisiye örgüsü de var tabi ama kara film demek daha doğru. aksi halde ilk üçü zorlardı-değiştirirdi. harikadır :)

      Sil
  2. yine aynı şekilde L.A. Confidential kara film unsurları taşımasaydı benim için listeye girecek filmlerden biri olurdu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynen egemencim, üst sıralara alırdım kesin :)

      Sil
  3. -İyi bir liste olmakla beraber- ben Bong Joon-ho'nun "Salinui chueok" filmini bir yere mutlaka sıkıştırırdım. İzlemediysen, bu bir tavsiyedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. izledim iyi film olduğu konusunda hemfikirim ama beni o derece etkileyememişti :)

      Sil
  4. beni en fazla ilgilendiren listelerden biri burası. Ama Serdar, biraz kısa tutmuşsun gibi. polisiye deyince, mesela ilk Jack the Ripper (1988) geliyor aklıma hemen. sonra Red Riding trilogysi var. ya Das letzte Schweigen ?
    listeyi genişletirsen çok iyi bir kaynak olabilir bence.

    YanıtlaSil
  5. Chinatown (1974), The Maltese Falcon (1941), Rear Window (1954), Fargo (1996) ya şimdi aklıma geldi, The Third Man (1949), The Big Sleep (1946) mesela.

    YanıtlaSil
  6. Jack the Ripper 1988 dediğin dizi çıkıyor. o zaten devre dışı. (Red Riding de öyle sanırım.) tabi daha eski uyarlamalar var ama ilk 15'e girebilecek filmler değil. en azından benim listemde. evet polisiye seviyorsun sen de biliyorum.

    alttaki yorumda yazdığın filmler kara film yalnız Rear Window dışında. özellikle kara filmleri almadım. o başka bir tür. evet polisiye olarak da bakılabilir ve çok yakın akrabalar aslında. kara filmleri alsam çok karışacaktı.

    YanıtlaSil
  7. kara film mi? nedir kara film, kahramanların tersine çevrildiği, başka bir değişle mutlu sonla bitmeyen filmler. fransız icadı, gerçekçiliğin kurguya uyarlanışı yani. halde sorarım, yukarıdaki listede hangi film, bu tanıma uymuyor?
    sonuç: kara film denilen şey, polisiyenin, yahut artık konusu neyse, her türden filmin gerçeklikle olan ilişkisini ifade eder yalnızca. bu denli türleşmeyelim, lütfen!

    YanıtlaSil
  8. sinemada en çok tartışma çıkaran türler zaten. aynı zaman kara film diyebileceğimiz Angel Heart aslında şeytan temalı bir korku filmi mesela. ben de onu en iyi 25 korku filmi listeme almıştım. geçen gün ona tepki verenler oldu. yani diyeceğim tür ayrımı yapmak oldukça zor olmakla birlikte sınıflandırma yapmak ve sinema seyircisini yönlendirme açısından gerekli. ben de daha daha çok tür sinemasını severim. konuyu dağıttım biraz ama kara film polisiye ayrımını bakış açısına göre yapıyorum ben. ince bir çizgi var iki tür arasında. sen de haklısın ordan baktığımda ama daha genel bir değrlendirme yapıp kara filmleri de dahil etseydim bu seferde o filmler polisiye değil diyenler olacaktı. bu şekilde değerlendiren sadece ben değilim genel olarak böyle baklıyor

    YanıtlaSil
  9. her film kurgu sonuçta. Ama şöyle tasnif ediyorum ben: 1-gerçekle ilintili, 2-fantastik/hayal dünyası. ister polisiye, ister drama, isterse bilim-kurgu olsun.
    Yoksa Serdar, senin her türlü filme hakkını verdiğinden hiç şüphem olmadı. Benim derdim, gerçeğinde sanat olabileceği yalnızca. İkisi arasındaki ayrım, sadece teknikle alakalı. Kaldı ki fantastik olup (burada "ki" ayrı, unutma -KPSS) en ön sıraya yerleştireceğim yüzlerce film var.
    Sinemanın ulvi bir amacı olmalı mı? Doğrusu emin değilim. Söyleyebileceğim, eğer sanat "gizem" yaratmaksa en iyi sanat Maharabata'dır ya da Ramayana'dır o halde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. seninkini de anlayabiliyorum. mantıklı da... ama liste yapayım dersen daha farklı yöntemler tasnifler yapmak gerektiğini fark edersin kesin. özellikle de tür listesi yaparken alanı bazen iyice daraltmak gerekiyor. sonuç olarak bu tip farklı görüşlerin çıkması çok normal diyorum: )

      Evet tabi ki doğru, "gerçek" sanat olabilir, olur. Haneke'nin buzlaşma üçlemesinden mesela "Yedinci Kıta" filmi sanattır ama ben nefret etmişimdir o filmden. öyle bir sanatı deneyimlemek istemiyorum. Ama Bela Tarr'ın Torino Atı mükemmeldir. fantastik ve gerçekçi benim için bir önemi yok. nasıl ele alındığı ve sonuç önemli

      ahaha KPSS deme bana. 2 yılıı çaldı ya.

      sinemanın öyle bir amacı olmak zorunda değil diyorum. Vay Ramayana he :))

      Sil
  10. Tamda böyle bir film listtesi arıyordum teşekkürler ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
  11. ben teşekkür ederim. umarım işinize yarar :)

    YanıtlaSil
  12. 1,2 ve 9'u izledim sırf.
    Ya Red Dragon Hannibal üçlemesinin son ayağı değil mi? Hannibal Rising de katılırsa, dörtlemenin üçüncü ayağı... Silence of the Lambs, Hannibal, Red Dragon, Hannibal Rising değil mi sıralama? Bisssaniye, nassı?
    Dirty Harry'i sırf ismen biliyordum, polisiye değil de daha farklı bir film sanıyordum ben onu... ahaha.

    Her neyse, yine aydınlandık polisiye dalında sayende. İlk 2'ye kapağı atmışım en azından burada, ohhh. Zodiac da güzeldi ama, geride değil mi birazcık?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şöyle beyza o biraz karışıktır. Red Dragon, Kuzuların Sessizliği ve Hannibal filmlerinden sonra çekildi ama o filmlerin öncesini anlatıyor. yani yazarın ilk kitabı o, dolayısıyla da hikaye olarak ilk ayağı. Hannibal Rising sonuncu film tabi ama Anthony Hopkins olmadığından dörtleem olarak kabul etmiyoruz. Hopkinsli üçleme diyoruz :) ahah evet ilk iki tamam :D Zodiac çok iyidir de ancak o kadar oldu :))

      Sil
    2. Doğru doğru, Red Dragon'da kimsenin bizim Hanny'den haberi yoktu. O açıdan bakınca, cidden ilk film gibi oluyor. Ama yine de başlangıca Kuzuların Sessizliği'ni oturtmak daha çarpıcı, daha doğru gibi geliyor. Ay cidden karışıkmış. ahaha. Rising'i başa oturtmuyorum - hani seriye dahil edersek - çünkü "Çocukluğuna inip, neden böyle olduğunu görelim doktor bey?"e bir yanıt mahiyetinde olmuş gibi o.
      Rising'de de üzülmedim ve neredeyse hak vermedim değildi..
      Hopkins ne manyak oyuncudur, demeden de geçemiyorum bir de. ahaha.

      Sil
    3. tabi tabi Rising'i başa koymak doğru olmaz. iyidir o da ama serinin en zayıf halkası yine de bence: ) Kuzuların Sessizliği elbette serinin ilk filmi (Manhunter'i dışarda bırakırsak) ve tartışmasız en iyisi.. Hopkins'in en iyi rolü ya.. unutulmaz :)

      Sil
    4. Hopkins olmayınca ister istemez zayıf kalıyor tabi.
      Manhunter'dan haberdar değildim yalnız, onu da bir izlemek gerek.
      Aynen, unutmak ne mümkün?

      Sil
    5. evet evet eksikliği hissediliyor fazlasıyla... Manhunter da gerçekten sağlam filmdir. polisiye seviyorsan bir dene

      Sil
  13. Liste güzel olmuş, zevkle okudum. :)
    Kendimce de türün zirvesi Prince of the City (1981)'dir. :) Serpico da var gerçi, üçlemenin ilk halkası.

    YanıtlaSil
  14. teşekkür ederim. aa evet belki de listeye almalıydım o filmi. Sidney Lumet'in de gerçekten iyi işlerindendi. :)

    YanıtlaSil
  15. Gerçekten güzel bir makale, tebrikler. Belki Angel Heart filmi de gizem öğeleri ile listeye girebilirdi. Biz de sizi sayfamıza bekleriz:

    http://www.polisiyedurumlar.com/

    Selamlar

    YanıtlaSil
  16. Bir de gözüm Malta Şahini'ni aradı:

    www.polisiyedurumlar.com :))

    Selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler :) Angel Heart polisiyeye uzak bir film aslında.. kara film, korku filmi karışımı.. Malta Şahini de demişken kara filmleri dışarda tuttum çünkü polisin bakış açısı ile verilmiyor. Öyle olsa çok karışır.. sitenize baktım The Godfather ve Scarface gibi gangster filmleri dahi polisiye içine alınmış.. çok doğru bir yaklaşım değil bence.. alanı daraltmak gerekiyor çünkü suç filmlerinin çoğu polisiyeye girecektir aksi halde :)

      Sil
  17. Se7en muthis secim tebrikler

    YanıtlaSil
  18. Elinize sağlık güzel bir yazı olmuş. Biz de benzer konularda yazan bir bloguz bize de bekleriz. Sevgiyle kalın.

    www.polisiyedurumlar.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim. evet sitenizi ziyaret etmiştim, ara ısra da uğrarım. takdir ediyorum :)

      Sil
  19. Polisiye de, özellikle seri katilleri konu edinen polisiye de sınıra geldim. Artık izleyecek bir şey bulamıyorum. Biri bana yardım etsin....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok kenarda köşede kalmış filmler vardır mutlaka ama onları çıkarmak da zor.. yeni filmleri bekle Asil. belki önerisi olan vardır tabii bilemiyorum: )

      Sil
  20. yanılmıyorsam burada adı geçmiyor ama tarihin en iyi (bana göre) ya da ikinci adam kaçırma filmi ( kidnapping movie) akira kurosawa'nın High and Low'udur. Tabii japon sineması ve eski olduğu için bilinmez ama izlenildikten sonra her sinemaseverin yapacağı en iyi polisiye filmler listesine rahatça koyacağı bir film.

    YanıtlaSil
  21. High and Low'un adının geçmeme sebebi filmi bilmemem, izlemem değil. Aksine filmi polisiye olarak değelendirmememdir. Bir suç dramasıdır esasında. O yüzden hiç düşünmedim. Yoksa Kurosawa'nın önemli işlerinden... İzleyenler de o şekilde değerlendirecekler ve almayacaklardır eminim. Bir çok filmi o yüzden sışarda bıraktım. ince bir çizgi var polisiyede.. ki biraz esnettim ben. sadece seri katille sınırlı tutmadım. :)

    YanıtlaSil
  22. High and Low en çok sevdiğim flmlerden bir tanesi izlemeniz beni mutlu etti kabul görürsünüz ki pek bilinmez - ki ben size zaten izlemediniz falan demedim - sadece yorumlarda bahsedilmişse eğer görmemişimdir özür dilerim anlamında dedim ve varsa izlemeyen birisi için tavsiye olur diye bahsettim . Dediklerinize katılıyorum özellikle o çizgiyi esnetme konusuna ama ben bugün polisiye türünde sınırların belirsiz olduğuna bu sınırların öznel şekilde belirlendiği düşüncesindeyim . Belki buna karşı çıkarsınız ama internette birçok polisiye film listesine baktığımda bunu anladım. Ki bence bunun sebebi sinemanın polisiyeyi reddetmesi onun yerine onu gerilim gizem suç türlerinde paylaştırması. Mesela Se7en filmine sinema ısrarla gerilim filmi damgasını vururken - bunun yanında suçu da ekliyor- biz izleyiciler ona polisiye diyoruz. Yani sinema ve izleyiciler arasındaki bu kutupluk izleyicilerin de kendi daraltmalarını ve esnemelerini meydana getiriyor. Yani sizin için bir film a türündeyse başka bir ülkede başka bir kişi için o b türünde olabilir. Yukarda bir arkadaş her kara-film'in polisiye olamayacağını söylemiş doğrudur ama o , hollywood'dan birine bunu anlatamaz. Hollywood ısrarla kara-filmi polisiyeye koyar. Çünkü hollywood onu her zaman kendi belirlediği sınırlar içinde ortaya koymuştur. Biraz algısalda bu aslında , 3 farklı insana Zaman Suçları - Los cronocrimenes - filmini izlettiğimizde biri ısrarla filmin ana türüne-bilimkurgu sever için- bilimkurgu, diğeri polisiye sevdiğinden ötürü polisiye öbürü de gerilim hastalığından dolayı gerilim diyebilir .
    İyi geceler :)

    YanıtlaSil
  23. öncelikle evet ben biraz yanlış anlamışım. kusura bakmayın mehmet bey :) Evt katılıyorum polisiyenin sınırları öznel olarak belirleniyor belli oranda. Ama bazen alakasız filmler de polisiye olarak yaftalanabiliyor. Mesela Hitchcock'un Arka Pencere'sine de polisiye diyen çıkabiliyor. Polis olay bitikten sonra müdahil oluyor ve film bitiyor. Seven meselesine gelirsek, aslında şöyle bir durum var: bir film pek çok türe ait olabiliyor bildiğiniz gibi. Seven öncelikle bir gerilim filmi. Gerilim daha geneldir polisiyeye göre. (türsel anlamda) polisiye dediğimiz filmler zaten öncelikle başka bir türe aittir. Bu da genelde ya gerilimdir ya suç'tur ya da aksiyondur. Dolayısıyla ben seven'ı polisiye listeme alabileceğim gibi en iyi gerilim ve korku filmleri listelerime de alabilirim. türsel çeşitlilik bunu gerektirir. Los Cronocrimenes durumu tartışma ötesidir bana göre. Ana türü bilimkurgudur elbette. zaman yolculuğu ve yarattığı paradokslarla ilgileniyor çünkü. hikayesini anlatış tarzı gerilime açıyor filmi. bu da ikinci türünü belirliyor. Polisiye denebileceğini sanmıyorum. Polis filmde göründü, olaya kıyısından köşesinden müdahil oldu diye o filme polisiye dersek binlerce filme polisiye dememiz gerekir. işin içinden kimse çıkamaz o zaman :) teşekkürler yorumlar için :)

    YanıtlaSil
  24. Güzel liste. Şu listeyi de tavsiye ederim: http://hayro.la/en-iyi-polisiye-filmler/

    YanıtlaSil
  25. Amazon dizisinin Kanal D de yayınlandığı dönem, başka bir kanalda bir kaç filmden oluşan dizi tarzı eski komik bir film hatırlıyorum. ya Alman ya Fransız muhtemelen 70 - 80 lerde Avrupada çekilmiş taş çatlasın 5 - 6 bölüm falandı. Çok severek izlerdim. En akıllıları Puro içiyordu sürekli bir planı vardı. Plan yapıp diğer arkadaşlarından yardım istiyordu. Diğerleride okadar beceriksizlerdi ki hep filmin sonunda hep başarısız olurlardı. toplamda 3 kişiydiler. bir tanesi evli ve gerzek şişmanın biriydi. ismini hatırlayan varmı? hatırlayan varsa lütfen yazabilirmi?`

    YanıtlaSil
  26. Belki yeri burasi degil ama benimde cok kucukken izledigim bir film var ve cok merak ediyorum ben ne izlemisim oyle.eskibir film,insanlar arabalariyla baska insanlari ezerek puan topluyorlardi,yada puan toplama kismini ben uyduruyorum.boyle bir filmden haberdar olaniniz var midir acaba?

    YanıtlaSil
  27. Sıkıysa Yakala Filmi de bende etki bırakmıştı. Ancak ne kadar polisiye tartışılır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet polisiye ayağı zayıftır. suç filmi demek daha doğru olur. Spielberg'ün son döneminin iyi işlerinden kesinlikle

      Sil