Japon filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Japon filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2015

Bir Zamanlar Sinema öneriyor - #29 Shurayukihime


Bugün kült bir film olarak kabul edilen Shurayukihime ya da daha çok bilinen adıyla Lady Snowblood, başta Kill Bill olmak üzere birçok samuray filmini etkilemeyi başarmış, Japon sinemasının 70’lerde çıkardığı kıymetli yapımlardan biri. Bir intikam destanı anlatan film, gerek ilginç hikayesi gerekse de biçimsel özellikleriyle saygıyı hak ediyor.

19. yüzyılın ikinci yarısında geçen hikayede; eşi ve oğlu 4 kişi tarafından hunharca öldürülen bir kadın, intikam yemini eder. İçlerinden birini öldürür ve hapsi boylar. İntikamı alamayacağını anlayıp, hapiste fahişe gibi erkeklerle birlikte olur. Amacı bir çocuk doğurmaktır. İntikamını o alacaktır… Kadın, Yuki adında bir kız çocuğu doğurduktan sonra ölür. Doğumuna yardım eden kadın mahkumlardan söz almayı ihmal etmez. İşte Shurayukihime, intikam için doğurulan bir çocuğun hikayesidir. 

Yönetmen Toshiya Fujita, hikayesini geri dönüşlü ve atlamalı bir kurguyla anlatmayı tercih etmiş. Bugün aşina olduğumuz bu kurgu tarzı 70’li yıllarda, bilhassa da Japon sinemasında flashback sahneleri dışında çok kullanılmıyordu. Yani Shurayukihime, en başta karmaşık kurgusuyla muadillerinden çabucak ayrılmayı başarıyor. Bu hikaye lineer bir kurgu ve klasik anlatıyla ne kadar başarılı olabilirdi tartışılır. Bana kalırsa filmin bugün seyircisine yavan bir intikam hikayesi gibi gelmemesinde kurgusunun katkısı büyük. Yönetmen Fujita, bu destansı intikam öyküsünü bir dış ses aracılığıyla anlatmayı yeğliyor. Ve böylece epik anlatıyı perçinliyor. Film bu anlamda gerçek bir yönetmenlik başarısı denilebilir. Görüntüyü dondurup karakterleri tanıtmak, hikayesini bölümlere ayırıp anlatmak, manga uyarlaması olmasının da etkisiyle kısa da olsa çizgi romandan beslenmek gibi filmin sayısız teknik özelliği var.

Fujita, anne kızın davalarına olan adanmışlıklarını, annenin “7 kez dünyaya gelsem bile bu iş yarım kalamaz” gibi etkili cümleleriyle zihinlerimize kazımasını çok iyi biliyor. Fışkıran kanları, doyurucu görselliği, nefis müzikleri ve sanat yönetimiyle benzerine kolay kolay rastlayamayacağınız bir samuray filmi Shurayukihime. Sadece Quentin Tarantino’nun Kill Bill’i yaratırken bu filmden hangi sahneleri, hangi teknik ayrıntıları ödünç aldığını görmek için bile izlenebilir.

28 Ekim 2014

Bir Zamanlar Sinema öneriyor #8 - Kwaidan


Lafcadio Heam'ın Kwaidan adlı eserinden Masaki Kobayashi'nin sinemaya uyarladığı 4 farklı hayalet hikayesinin anlatıldığı Kwaidan, Cannes Film Festivali'nden Jüri Özel ödülü ile dönmeyi başarmış, Japon korku sinemasının en önemli örneklerinden biri. The Black Hair, The Woman in the Snow, Hoichi the Earless ve In a Cup of Tea isimli orta metraj 4 hayalet hikayesinin dört dörtlük bir görüntü ve sanat yönetimi ve ağır başlı bir anlatıyla icra edildiği Kwaidan, her ne kadar korku filmi desek de aklınıza günümüz korku filmlerini getirmeyin. Hayalet hikayeleri korku yaratmak için anlatılmıyor ancak korkuya dahil etmek de bir zorunluluk. Kwaidan'ı dramatik yapısıyla öne çıkan bir korku filmi olarak tanımlamanın en doğrusu olacağını düşünüyorum.

Japon kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiş ve asırlardır anlatılageldikçe efsaneleşmiş hikayelere de bir bakalım. İlk hikayemiz The Black Hair'da zengin olma arzusundaki bir samurayın, karısını zengin bir kadınla evlenmek için terk etmesi işleniyor. Samuray, yıllar sonra pişmanlıkla geri döndüğünde karısıyla ilgili acı bir gerçeği de öğrenecektir. The Woman in the Snow adlı ikinci hikayede; babasıyla kar fırtınasına yakalanan genç bir adam, sığındığı kulübede bir ruh tarafından ziyaret edilir ve gördüklerini kimseye anlatmaması koşuluyla hayatı bağışlanır. Yıllar sonra sırrını paylaştığında neler olacaktır? 1 saati aşkın süresiyle en uzun hikayemiz Hoichi the Earless'de kör bir müzisyenin, günün birinde yaşadığı manastırda kendisini dinlemek üzere gelen bir hayaletin peşine takılmasıyla çıktığı tehlikeli yolculuk anlatılıyor. Son hikayemiz In a Cup of Tea'de ise, çay içerken fincanında öldürdüğü bir samurayın silüetini görmeye başlayan bir adamın hikayesini izliyoruz.

Özellikle ilk üç hikayenin parladığı Kwaidan, hikayelerini ortak temalarıyla birbirine bağlayarak bir bütünlük yakalıyor, atmosferi ve sinematografisiyle sivriliyor.