Jin Eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jin Eleştirisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2014

'Şarkı Söyleyen Kadınlar'a doğru...


Beni tanıyanlar Reha Erdem sinemasını ne kadar sevdiğimi bilir. Gerçekçilik saplantısı olmaması, bakış açısını kendine has sinema diliyle ustaca anlatabilmesini fazlasıyla önemsiyorum. Erdem sinemasını sevmemdeki ana etkenin de zaten bakış açılarımızın, yaklaşımımızın birbirine çok benzemesi olduğunu düşünüyorum. Erdem'in son filmi 15 Ocak'ta Başka Sinema'nın ön gösterimiyle seyirciyle buluştu ve beklenmedik şekilde çok kötü tepkiler aldı. Peki filmin fragmanı aklımızı alıp, beklentimizi iyice yukarı çekmişken, -istisnalar dışında- hemen hemen izleyen herkesin olumsuz görüş beyan etmesine ne demeli? Bu durum heyecan ve beklentimi törpülese de söz konusu Reha Erdem olduğundan umudu korumaya devam ediyorum. 

Şarkı Söyleyen Kadınlar öncesinde Reha Erdem filmlerinin sıralaması

1- Kosmos
2- Jin
3- Hayat Var
4- Beş Vakit
5- Korkuyorum Anne
6- Kaç Para Kaç
7- A ay

Şarkı Söyleyen Kadınlar, bu sıralamaya kaçıncı sıradan dahil olacak? Başka Sinema salonlarında 21 Şubat'tan itibaren gösterilmeye başlayacak filmi gösterimdeyken izleyebilirsem sıralamayı da güncelleyeceğim.

Peki, Şarkı Söyleyen Kadınlar ne anlatıyor?

İstanbul'un adalarından birinde muhtemel bir deprem nedeniyle adayı boşaltma kararı alınmıştır. İnsanlar akın akın oradan ayrılırlar ancak küçük bir kesim bu karara uymayarak kalmakta ayak direr. Etrafta kıyamet arifesini andıran bir atmosfer hüküm sürerken geride kalanlar için hayat koşulları günden güne zorlaşacaktır. Film, yaşamları farklı engellerle sıkıştırılmış bir grup kadının, inanç, cesaret ve enerji ile hayatın farklı boyutlarına yaptıkları heyecan verici insani serüvenlerine eşlik ediyor. Trajedilerini, isyan ve hayat şarkılarıyla dönüştüren bu kadınlar, bir türlü çıkamadığı çocukluğuyla erkekliğinde boğulan Adem'i elinden tutmalarıyla, insan olmanın eşsizliğini tattırıyorlar.




10 Aralık 2013

2013'ün En İyilerinden: "Jin"


7. uzun metraj filmi Jin’de; A Ay, Beş Vakit ve Hayat Var’da olduğu gibi odağına yine bir genç kızı yerleştirerek, bize ve hayata dair umutla umutsuzluk arasında gidip gelen bir hikaye anlatmaya koyulan Reha Erdem, filmi doğadan nefis enstantenelerle açıyor, kamerasını ağır ağır gezdiriyor ve ormanda kamufle olmuş ana karakterimiz Jin’le tanıştırıyor bizi. İlk 25 dakikanın diyalogsuz geçmesini yadırgamadığımız gibi yer yer bir belgeselci edasıyla yaklaşılan doğaya, mizansenlere ve Jin’in umuda kaçış öyküsüne sarılıp filmin içine çekiliyoruz.

Filmde 17 yaşında bir genç kızın Pkk militanları arasındaki varlığını sorguluyoruz. Jin'in babasının o militanlardan biri olduğunu ve öldürüldüğünü biliyoruz. Belki intikam duygusuyla, belki sığınacak bir liman aradığı için dağa çıktı. Jin’in yaralı bir askerle baş başa kaldığı anlarda intikam duygusuna dair hafif bir hissiyat oluşsa da daha öteye gitmiyor. Erdem’in serpiştirdiği ipuçlarının izini sürmekten başka yapacak bir şey yok. Az diyalog kullanımı ve aralara giren Kürtçe konuşmalar elimizi bağlıyor. Daha önemlisi Jin’in kaçış yolculuğu aslında. Her ne kadar, şartlar onu dağa çıkmaya zorlasa da yaşıtları gibi okuma ve normal bir yaşam özlemi içinde olduğunu görüyoruz. Örgütten kaçışının sebebi açıklanmasa da (Kürtçe konuşmaların azizliği de olabilir) aidiyet duygusunun olgunlaşmamış olması veyahut düşlediği hayatın bu olmamasıyla ilintili olduğunu varsayabiliriz. Kaçış yolculuğunda kıyafet değişimi hayallerine doğru atılmış önemli bir adım ama dağdan ovaya indiğinde daha savunmasız bir Jin var karşımızda. Dağda; örgütten, askerden, bombalardan kaçabilen, vahşi doğada zor yaşam koşullarına bir şekilde adapte olabilen Jin, ovaya indiğinde kamuflajsız, bir nevi ‘çıplak’ kalıyor.


Jin'in hayvanlarla ilişkisi, bir atın onu korumaya çalışması, vahşi hayvanlarla arasındaki mesafeyi koruması, unutulmaz final vb. detaylar masalsı bir doku oluşturmada önemli bir işleve sahip. Erdem'in özellikle hayvan etkileşimi veya hayvanlara biçtiği rolle Kosmos'un simgeselliğine yakın duran bir eser yarattığını belirtmek lazım. 

Filmde Erdem’in altını çizdiği en dikkat çekici husus büyük şehir,  taşra ya da daha ıssız bir coğrafya fark etmeksizin hiçbir şeyin değişmediği, insanın her yerde kendisinden farklı olanı dışladığı ve bunun böyle sürüp gittiği. Ancak, bana kalırsa filmin can damarı çıkışsızlık teması. Jin'in çaresizliği ve onun sadece aynı durumlarla yüzleşen yüzlercesinin bir simgesinden ibaret olması seyirci olarak bizleri de o çıkışsızlığa ortak ediyor.

Reha Erdem’i Türk sinemasının yeni kuşak yönetmenleri içerisinde en tepeye yerleştirmemin ve onu diğerlerinden ayırmamın nedeni sinema gramerinin benzersizliğinden ziyade daha çok fantastik dokunuşu, mistik oluşları ‘bizden’ hikâyeler içerisine adapte edebilmesi, yadırgatıcı bir duruma dönüştürmemesi diyebilirim. Filmin finalinde ayyuka çıkan durum, Jin’in hayatın dışına itilmişliğiyle birlikte düşündüğümüzde benzersiz bir etki yakalıyor.

Son söz: Reha erdem, yer yer Kosmos'un seviyesine çıkabilen bir başyapıta imza atmış. 9.5\10