3 Kasım 2011

Romantizm kokan filmler 1. Bölüm

Öyle ya da böyle kadınlar kadar olmasa bile erkeklerin de romantizme ihtiyaç duydukları anlar vardır ve böyle zamanlarda sevgiliniz de yoksa başucunuzda bu ihtiyacı karşılayabilecek filmler olmalı diyorum. İşte ilk bölümdeki filmlerimiz

Moulin Rouge (Kırmızı Değirmen)

Yıl 1989 ve Paris'teyiz Moulin Rouge adlı gece kulübünde şarkı söyleyip erkekleri baştan çıkaran şovlar yapan aynı zamanda da şehrin en tanınmış fahişesi Satine ile genç bir şair olan Christian'ın aşk hikayesi pek de alışık olmadığımız postmodern bir müzikal ile hayat buluyor. Nicole Kidman ve Ewan McGregor'un şarkı söyleme konusundaki becerilerini konuşturdukları bu duygu yüklü romantik film "Hayatta öğreneceğin en önemli şey, sevmek ve karşılığında sevilmektir" diyerek hepimizin kalbini fethetti. Soundtrack'inin de çok iyi olduğunu belirtelim.
Ne zaman izlenmeli: Aşk acısı çekerken veya böyle aşklar kaldı mı ya! gibi düşüncelere kapılıp gittiğinizde


When Harry Met Sally 

Son dönem romantik komedilerinden Bağlanmak Yok ve Arkadaştan Öte filmlerinin fikir babası olan bu film şüphesiz ki türün en iyilerinden. Film cinsellik olmaksızın kadın ve erkeğin yakın arkadaş olamayacağı savını öne sürüyor. Harry ve Sally'nin uzun zamana yayılan arkadaşlıklarının aşka dönüşmesini izlemek büyük keyif doğrusu. Meg Ryan ve Billy Crystal'ın cazibesine karşı koymanın imkansız olduğu When Harry Met Sally komedi dozu bir hayli yüksek olan romantik komedilerden.
Ne zaman izlenmeli: Kendinizi daha iyi hissetmek istediğiniz zamanlarda
The Notebook
Zengin kız fakir oğlan klişesini ustaca kullanan film küçük çapta bir efsaneye dönüştü çoktan. Allie ve Noah'ın büyük aşkı inandırıcı olma konusunda hiç sorun yaşamıyor. 1940'lı yıllar ve günümüz Amerika'sı olmak üzere iki farklı zaman çizelgesinde ilerleyen The Notebook iyi yazılmış senaryosu ve Rachel McAdams-Ryan Gosling ikilisinin kimyasına borçlu bu haklı şöhretini. The Notebook'u izleyip Rachel McAdams'a aşık olan erkek sayısı hiç de az değil sanırım.
Ne zaman izlenmeli: İflah olmaz bir romantikseniz bu öneriyi dikkate bile almayın



Casablanca
Casablanca romantik film denilince akla ilk gelen örneklerden. Humprey Bogart ve Ingrıd Bergman'ın isimlerini sinema tarihine altın harflerle yazdırmalarına vesile olan film aynı zamanda.1942 yılında çekilen Casablanca dillerden düşmeyen diyalogları, kalburüstü senaryosu ve II. Dünta Savaşı fonunda ilerleyen aşk öyküsüyle her sinamaseverin arşivinde bulunması gereken bir klasik. ABD film enstitüsü tarafından 2002 yılında tüm zamanların en iyi aşk filmi seçildiğini de ekleyelim. Bir de Play it, play as time goes by repliğinin Casablanca'da geçtiğini hatırlatayım.
Ne zaman izlenmeli: Her zaman izlenebilir


                                                                     

If Only

Ian, sevgilisi Samanta'ya iyi davranmadığı bir günün sonunda onun ölümüyle sarsılır. Ertesi gün uyandığında o günü baştan yaşadığını fark eder. İzleyene kaderinizi değiştirebilir misiniz? Benzer bir durumu siz yaşasaydınız ne yapardınız? gibi sorular soran If Only açıkça söylemek gerekirse bittiğinde buruk bir tat bırakıyor insanın ağzında. Kadrosunda Jennifer love Hewitt ve Tom Wilkinson gibi iki iyi oyuncu barındıran 2004 yapımı bu mütevazi ve az bilinen romantik film türü sevenleri memnun edecektir
Ne zaman izlenmeli: Ayrılık dönemleri için bire bir




French Kiss

Evlenmek üzere olan Kate nişanlısını Juliette adlı bir hatuna kaptırınca soluğu onların peşinde Paris'te alır. Nişanlısını geri kazanmak için her yolu deneyecek olan Kate uçak yolculuğu sırasında tanıştığı Luc ile kendisini sürprizlerle bezeli bir Fransa macerasının içinde bulur. 1995 yapımı filmde Meg Ryan ve Kevin Kline başroldeler ve uyumları görülmeye değer. Türün bütün gereklerini yerine getiren bu çok eğlenceli romantik komedi defalarca izlenebilir. Romantik filmlerin kraliçesi olan Meg Ryan'ın en iyi işlerinden diyebileceğimiz French Kiss'in zaten haklı bir şöhreti var. Yoksa siz hala Fransız öpücüğünün tadına bakmadınız mı?
Ne zaman izlenmeli: Duygusal açıdan iyi hissettiğiniz zamanlarda

1 Kasım 2011

Lost'tan geriye kalanlar

Uyarı: Diziyi izlemeyenler, izlemeyi düşünenler ve izlemekte olanlar lütfen okumasınlar!!!

Baştan söyleyeyim Lost'u unutturmamaya kararlıyım
Söz konusu Lost olunca yazıya nerden başlayacağıma karar vermekte oldukça zorlandığımı belirteyim. Bu yazıyı zaten diziyi izlemiş olanlar okuyacağı için öyle uzun uzun hikayesini anlatmanın lüzumu yok. (sezonlarına değineceğim ama) 2004'te başlayıp 2010'da 6. sezonunu yaparak sonlanan lost'u bu kadar özel kılan neydi? En iyisi burdan başlamak.


Issız Ada motifi daima ilgi çekmiştir ve hatta hepimizin bir ıssız ada hayali -fantezisi mi demeliydim- vardır. Bir dakika sadece ben miyim yoksa? Konumuza dönecek olursak Lost'u bir fenome dönüştüren unsurları sıralayalım isterseniz: 1-Hikayenin bir ıssız adada geçiyor oluşu 2- Adanın aslında o kadar da ıssız olmaması 3- Gizeminin çözülememesi ve her yeni bölümde bir yenisinin eklenmesi 4- Karakter yaratmadaki başarısı 5- Flashback ve Flashforward'lı hikaye kurgusu 6-Her bölüm bir karakterin ön plana çıkarılması ve hikayenin adaya sıkışıp kalmaması 7-Karakterlerin geçmişlerine yapılan yolculuklar 8-Mitolojisi vs... Lost'un en takdir edilesi yanlarından biri  karakterleri. Şimdi gerek eski dizilere gerekse de günümüz dizilerine baktığımda hangi dizide bu kadar iyi çizilmiş karakterler var diye soruyorum kendime. (Yanlış anlaşılmasın bir çok dizide çok başarılı ve fazlasıyla sevdiğim karakterler var ancak bir dizide en fazla 6-7 bilemedin 8 çok iyi çizilmiş karakter olsun) İsimlerini ard arda yazdığımda ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak sanırım: Jack, Sawyer, Kate, John Locke, Sayid, Hugo, Claire, Charlie, Desmond, Ben, Sun, Jin, Eko, Juliet, Faraday, Jacob daha da fazlası var tabi
1,5 yıl sonra geriye baktığımda Lost hakkında yazılmış onlarca kitap ve makale, fan siteleri ve hatta 2010 Ales sınavında Lost hakkında çıkmış 2 sorunun olduğunu görmek hiç şaşırtmıyor beni.


Bilim-Kurgu, gerilim ve macera gibi bir çok türü başarıyla harmanlayan Lost'un her sezonunun farklı bir yapısı var. 24 bölüm süren ilk sezon karakterlerle ve adayla tanıştığımız; gizem ve gerilimin usul usul verilmeye başladığı aynı zamanda da tüm sezonlar içinde en "sade" olanıydı. Yine 24 bölümden oluşan 2. sezonda diğerleriyle olan çatışma ve din mi bilim mi sorusu ön plandaydı. Ayrıca 108 dakikada bir 4, 8, 15, 16, 23 ve 42 sayılarını girerek dünyayı kurtardıklarına inanıyordu karakterlerimiz. 23 bölümden oluşan 3. sezonda yeni kazazedeler ve diğerleriyle tanıştık. Diğerleriyle girilen savaş had safhaya ulaştı. Gerilimi en yüksek sezon olduğu rahatlıkla söylenebilir. En sevdiğim sezon olduğunu da söyleyebilirim. 14 bölümden oluşan 4. sezondaki en büyük değişiklik hikaye akışının flashforward'larla sürmesi oldu. 5. sezon 17 bölümden oluşuyordu. Adanın zamanda geçmişe ve geleceğe gitmesi final sezonuyla birlikte dizinin en kafa karıştıran sezonu oldu. 6. ve son sezon  ise iki farklı zamandan oluşuyordu. Uçağın kaza yapmadan inişini gösteren alternatif zaman? finale giden yolda yazarlarımızın yaptığı son büyük numaraydı.


Ve çok tartışılan final: En baştan belirteyim finali seven azınlık içindeyim. Her şeyin açıklığa kavuşmasını (Haklı olarak) ve bolca heyecan bekleyen çoğunluk hüsrana uğradı. Kendi adıma söyleyebilirim ki finalin duygusal tonu (Alternatif zamanda karakterlerin buluşmaları ve gerçeğin farkına varmaları) beni mest etti. O günleri çok iyi hatırlıyorum aslında. Lost bitmiş ama tartışmalar bitecek gibi değildi. Finalle birlikte ortaya çıkan yeni  soru işaretleri kafamızı kurcalayıp durdu. Lost'a da yakışan buydu diye düşünüyorum.
Ayrıca bir Lost Parodisi yapmayı da düşünüyorum fakat dizinin fanlarından tırsıyorum biraz.

Son olarak Lost ile ilgili şu sorulara kendi cevaplarımızı verelim. (Yorum kısmına yazarsanız sevinirim)

1- Ard arda en fazla kaç bölüm izlediniz?
2- Sizin favori sezonunuz hangisi?
3- 4, 8, 15, 16, 23, 42 kimler bu sayılarla sayısal loto oynadı?
4- Jack mi Sawyer mi?