Blade Runner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blade Runner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2014

En İyi 10 Ridley Scott Filmi


Ne zamandır aklımda olan "En İyi 10 Ridley Scott Filmi" listemi iftiharla sunarım. Bu bekleyişin sebebi ise ustanın son çalışması The Counselor'u görebilmek ve bu filmin listeme girip, sıralamayı değiştirebileceğini düşünmemdi. Ve The Counselor görüldü... Sonuç: yaklaşık 40 yıldır bu piyasada ürün veren Scott'ın en kötü filmiyle karşı karşıyayız. Proje aşamasında ve sonrasında fragmanıyla yüksek beklenti oluşturan film acemice kotarılmış bir suç gerilimi. Cormac McCarthy'nin iyi yazar - kötü senarist olması bu başarısızlığın başlıca sorumlusu diyebiliriz. Filmde iyi olan bir şey varsa o da karakterlerin anlattığı küçük hikayecikler, emin olun filmden daha eğlenceli ve akılda kalıcılar...

Bilimkurgu sinemasının ve epik sinemanın en önemli temsilcilerinden biri olan Scott, hiçbir zaman el üstünde tutulan yönetmenlerden olamasa da benim için yeri özeldir. Tam da Prometheus'la çıkışa geçtiğini düşünürken, The Counselor faciası pek hoş olmadı. Ama yönetmenin epik sinemaya dönüş filmi Exodus'un her şeyi unutturacağını düşünmekteyim.

1- Blade Runner
2- Alien
3- Thelma and Louise
4- Prometheus
5- Gladiator
6- The Duellists
7- Robin Hood
8- Kingdom of Heaven
9- Matchstick Men
10- Hannibal


21 Eylül 2013

Bilimkurgu Edebiyatından Sinemaya: En İyi 10 Uyarlama


Bugün bilimkurgu sinemasında köşe taşı olarak adlandırabileceğimiz filmlerin tabanında; Jules Verne, H.G Wells, Arthur C. Clarke ve Phillip K. Dick gibi büyük yazarların ve dolayısıyla da bilimkurgu edebiyatının yattığını söyleyebiliriz. 19. yüzyılda emeklemeye başlayan bilimkurgu edebiyatı, sinemanın sahne almasıyla 20. yüzyılın başında ilk buluşmasını gerçekleştirdi. Georges Melies’in Jules Verne’in ‘Dünya’dan Aya’ ve H.G. Wells’in ‘Ay’daki ilk İnsanlar’ adlı romanlarından yaptığı uyarlama ‘Aya Seyahat’, bilimkurgu sineması için bir milattır. Kısa sürede bilimkurgu edebiyatı, bilimkurgu sinemasını besleyen başlıca kaynak konumuna gelirken, hayal gücü ve fantazyaların görselleşmesi de bilimkurgusal hikaye, öykü ve romanlara duyulan ilgiyi artırmıştır. Edebiyat sinemayı, sinema da edebiyatı beslemiştir diyebiliriz. 1902’de Aya Seyahat’le başlayan ve bugün Cloud Atlas gibi filmlere uzanan bir yolculuk bu. Şimdi gelin bilimkurgu edebiyatı-sinema birlikteliğinin en iyi örneklerine bakalım.

Not: Bu dosyayı Klaket Aktüel Dergisi için hazırlamıştım

10 - Minority Report


Phillip K. Dick’in 1956’da yayımlanan öyküsü Minority Report aynı adla Steven Spielberg’in yönetmenliğinde sinemaya aktarıldı. Hikaye, 2054’de suçluların suçu işlemeden tespit edilip cezalandırıldığı yakın bir gelecekte vuku bulmaktadır.  Birimin başındaki isim John Anderton bir sonraki suçlunun kendisi olduğunu öğrendiğinde kaçacak ve olayı aydınlatmaya çalışacaktır.  Spielberg, önce refah içinde yaşayan bir toplum resmi çizerken, ana karakterimizin Richard Kimblevari bir kaçağa dönüşmesiyle kamerasını şehrin kokuşmuş kısımlarında gezdiriyor. İnsanın kendi kaderini belirleyip belirleyemeyeceği sorunsalını bir future-noir hikayesinde irdeleyen, mavimtrak atmosferiyle Blade Runner, Dark City gibi klasiklerin izinden giden Minority Report, uyarlandığı hikayenin üzerine koyan bir film.

9-  Frankenstein


Bilimkurgu edebiyatının öncü örneklerinden olan Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ilk bakışta bir korku ürünü olarak algılansa da özü itibariyle bilimkurgudur.  50’li ve 60’lı yıllarda sıkça karşımıza çıkan çılgın bilim adamının kaosa sebep olduğu hikayeler varlığını Frankenstein’a borçlu. 1931 tarihli ilk uyarlama bugüne dek yapılmış sayısız Frankenstein filmi arasında halen erişilmez bir noktadır. Romandaki Tanrıya baş kaldırma, kendini ona eş değer görme vb. alt metinler Frankenstein’ın daima bir canavar filmi yaklaşımıyla ele alınması nedeniyle layıkıyla yansıtılamamıştır. James Whale’in bu ilk filmi gotik mimariyi görselleştirme, korku ve bilimkurgusal öğeleri minimal ama etkili kullanma ve Boris Karloff’un unutulmaz Frankenstin’in canavarı yorumu gibi artılarıyla hep iyi anımsanacak.

8- Total Recall


Yine bir Phillip K. Dick uyarlaması. Filme kaynaklık eden kısa hikaye ‘We can remember ıt for you wholesale’  Paul Verhoven’ın ellerinde vücut buluyor. Mars’a dair rüyalar gören Douglas Quaid, insanları Mars’a sanal tatile yollayan Rekall adlı şirkete başvurur ve bu yolculuk gerçek kimliğinin ortaya çıkmasına neden olur. Total Recall, 80’lerde bir kimlik kazanmaya başlayan bilimkurgu aksiyonların 90’lı yıllardaki ilk temsili olurken janrın 90’lı yıllarda sıkça kullanacağı ‘Sanal gerçeklik’ konusun değiniyor ve Verhoven’ın türe bakışı doğrultusunda gücünü görsel efektlerinden, atmosferinden, başarılı makyaj çalışmasından ve Arnold Schwarzenegger’in o dönemki popülaritesinden alıyor.

7- The Thing


John W. Campbell’ın ‘Who Goes There?’ adlı hikayesinin bu ikinci uyarlaması, korkunun efendisi John Carpenter’ın altın dönemine yani 80’li yıllara denk düşüyor. Şekil değiştirebilen, uzaylı bir yaratığın Antarika’da bir bilimsel araştırma istasyonuna musallat olmasıyla gelişen hikaye, temel aldığı romana sadık kalmaktansa onu dönemine daha uygun ve seyirci için de daha cazip hale getiriyor. Öncülü Alien’la aynı formülü kullanan, ani korkutma hilelerinden ziyade gücünü yarattığı klostrofobi ve paranoyadan alan bir bilimkurgu\korku filmi The Thing. Karlarla kaplı, uçsuz bucaksız ve tekinsiz atmosferi, yaratıcı görsel efektleri ve en önemlisi Carpenter dokunuşuyla bir klasiğe dönüşüyor.

6- Solaris


Stanıslaw Lem’in klasiği Solaris, Andrey Tarkovski’nin yönetmenliğinde 60’lı yılların sonunda janrın geçirdiği değişimin ilk yansımalarından biri olarak çıktı karşımıza. Tarkovski, romanı kendi sinemasına uyum sağlayacak şekilde yoğurdu. Solaris gezegenindeki uzay üssünde Dr. Calvin’in iç dünyasına bakmayı deneyen Tarkovski, bu ana karakterden yola çıkarak İnsanlığın varoluşu, gezendeki yeri gibi felsefik sorgulamalara girişip canlı bir organizma olduğu varsayılan Solaris gezeni ve bu gezegenin uzay üssünde yaşattığı metafiziksel oluşlarla bir bilim insanının içine düştüğü çelişkiye odaklanıyor. Sonuç olarak Solaris 70’ler bilim kurgusunun nadide örneklerinden biri olup çıkıyor.

5- Dr. Strangelove or: How I Learned to stop Worrying and Love the Bomb?


Stanley Kubrick’in Peter George’un Red Alert romanını alıp ona yeni bir hüviyet kazandırma çabası, bir klasiğin doğuşu anlamına geliyor. Soğuk savaş paranoyasının 50 ve 60’lar bilim kurgusunu esir aldığı dönemin göbeğinde aklını kaçıran bir subayın, kıyameti getirebilecek nitelikte bir bombayı ateşlemesi sonrasında yaşananları bir güldürü havasında işlemek tam da Kubrick’ten beklenebilecek zekice bir hamleydi. Film, insanoğlu kaderini teknolojinin ellerine bıraksa da insan faktörünü devre dışı bırakamaz söylemiyle kötücül bir sona ulaşıyor. Üç farklı karaktere can veren Peter Seller’ın kompozisyonu ise bu kara mizah başyapıtının en leziz ayağını oluşturuyor.

4- Planet of the Apes


Çok uzak bir gelecekte, maymunların hüküm sürdüğü bir dünya tablosu çizen Pierre Boulle fantezisi ‘Le Planete des singes’, 1968’de Franklin J. Schaffner yönetmenliğinde yolu sinemayla kesişen romanlar kervanına katılıyor ve gişe başarısıyla türün makus talihini değiştiren, yeni uyarlamaların önünü açan filmlerin başını çekiyor. Schaffner’ın filmi evrim teorisini ters-yüz edip kendi gerçekliğini yaratmasını bilmiştir. Bizdeki adıyla Maymunlar Cehennemi; hikayenin düşünsel alt yapısını yansıtabilmesi, sinematografisi, dönemi için başarılı makyaj çalışması ve etkisinden bir şey kaybetmeyen sürpriz finaliyle bir post-apokaliptik bilimkurgu başyapıtı.

3- A Clocwork Orange


İnliltere’de yasaklanan Anthony Burgess romanı A Clockwork Orange, Stanley Kubrick için biçilmiş bir kaftandı. Film, çetesiyle insanlara şiddet uygulayan Alex’in, bunun sonucunda hapse atılması, yeni geliştirilen ve deneme aşamasında olan bir tedavi yöntemi için gönüllü olup iyileşmesi, toplum arasına karışması ve artık şiddet uygulayan değil, şiddete maruz kalan bir bireye dönüşümünü anlatır. Kısaca insanın karanlık tarafına bakan, iyi-kötü algısına ve bireysel şiddetin önüne geçmenin çözümsüzlüğüne kadar pek çok noktaya değinen, sözünü sakınmayan cesur bir film A Clockwork Orange. Burgess’ın bol katmanlı hikayesine Kubrick yorumu ve onun eşsiz sinema dili de eklenince ortaya sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri çıkıyor. Hikayenin yakın gelecekte geçiyor oluşu ve Kubrick’in görsel tercihleri filme tam bir bilimkurgu gözüyle bakılamamasına sebep olduğunu da ekleyelim.

2- Blade Runner


Phillip K. Dick’ten yapılmış en başarılı uyarlama Blade Runner, uyarlanan roman ise ‘Do Androids Dreams of Electric Sheep’dir. 2019’un Los Angeles’ında kolonilerinden kaçan 6 android ve bu androidleri yakalama göreviyle peşlerine düşen eski polis Deckard’ın hikayesi, türe hakim bir isim olan Ridley Scott’ın yönetmenliğinde; makine-insan, yaratıcıyla buluşma ve varoluş gibi temalar etrafında  gidip gelen  bir Future Noir’e dönüşüyor. Geleceğin dünyasında geçen bir dedektiflik öyküsünde hayatın anlamı üzerine kelam eden, bunu da kusursuz bir görsellikle bütünleyen Blade Runner 80’lerde gün yüzüne çıkan ve Siberpunk denilen bir alt türün ilk ve en önemli temsilcilerindendir. Peşi sıra çekilecek bilimkurguların çoğunu derinden etkilemeyi başarmış distopik bir başyapıt.

1-  2001: A Space Odyssey


Stanley Kubrick, Arthur C. Clarke’ın ‘The Sentinel’ adlı kısa hikayesindeki ışığı görmüş ve yazarla kafa kafaya verip destansı bir bilimkurgu şaheseri yaratmıştır. İnsanın doğuşundan uzay çağına ve sonsuzluğun ötesine uzanan filmde Kubrick, üç parçalı bir anlatı yeğliyor. Maymundan mekanikleşen insana oradan da yeni bir insan formuna evrilen türümüz ve tasavvur edemediğimiz bir bilgelik masaya yatırılıyor. Kubrick’in zamanını aşan filmi, janrı ayağa kaldırmakla kalmıyor düşünsel bilim kurgu çağını da müjdeliyor. 2001: A Space Odyssey; sırrına vakıf olamadığımız, görsel, işitsel, metafiziksel bir deneyim yaşatıyor ve Kubrick’in mükemmelliğe erişen yönetmenliğiyle devleşip bilim kurgu sinemasının zirvesine oturuyor.

25 Aralık 2012

10 Adımda Bilim Kurgu Sineması


Bu dosyanın amacı, doğuşundan bugüne bilim kurgu sinemasının gelişimini en kısa yoldan, kronolojik olarak göz önüne sermektir. "10 adımda bilim kurgu sineması" bir liste veya en iyiler olarak algılanmamalı, aksine filmlerin türe yaptıkları-getirdikleri teknik yenilikler, ideolojik açılımlar, elde ettiği gişe ile üretim açısından türü ileri taşıyan başlıca filmlerin bir başlık altında değerlendirilmesinden ibarettir. 10 adım arasına dahil etmesem de adını anmadan geçemeyeceğim üç film var. 70'li yıllardan Alien, bilim kurgu içine korkuyu enjekte etmesiyle korku\bilimkurgu birlikteliğini hızlandırmıştır. 80'li yıllardan E.T, Close Encounters of the Third Kind'ın değiştirdiği uzaylı algısını dönemi için inanılmaz gişe başarısıyla (yaklaşık 800 milyon dolar) geniş kitlelere ulaştırabilmiştir. Ve 2000'li yıllardan Inception, Avatar'la birlikte gişe başarısını eleştirel başarıyla taçlandırarak, bilim kurgu sineması için bir "Gümüş Çağ"ı müjdelemiştir. 


İlk adım: Georges Melies'ten Aya Seyahat (1902)
Nedir: 14 dakika süren bir sessiz film. Ayrıntılar için link
Neden köşe taşı: Bilim kurgu sineması Aya Seyahat'le başlar.

İkinci adım: Metropolis (1927)
Nedir: Fritz Lang'ın sessiz sinema başyapıtı Metropolis, Alman dışavurumcu akımının en önemli örneklerindendir. Filmde, temelde tüm kenti yöneten tek şey makinelerdir. Yeraltında köle gibi çalışan işçiler ve onları değersiz birer eşya gibi gören, makinelere hükmeden bir patron yer almaktadır. Ve bu uçurum er ya da geç büyük bir krize dönüşecektir.
Neden köşe taşı: Metropolis; distopik gelecek öngörüsünü, makineleşme, makine-insan mücadelesi gibi bugün bilimkurgunun vazgeçilmezi haline gelen temalarla, 20'li yılların ötesine geçerek anlatabilmiştir. Sonuç olarak ardından gelen bilimkurguları derinden etkilemiş, ilk ciddi bilim kurgu filmidir ve çok uzun zaman tek kalmıştır.


Üçüncü adım: Planet of the Apes (1968)
Nedir: Çok uzak bir gelecekte, maymunların hüküm sürdüğü bir dünya tablosu çizen, Franklin J. Schaffner filmi.
Neden köşe taşı: 50'li ve 60'lı yılların soğuk savaş paranoyasıyla uzaylı istilası filmleri dışında özgün ve yaratıcı işler çıkaramayan bilim kurgu sinemasına taze soluk getirdiği için. Bir roman uyarlaması olan Maymunlar Gezegeni, gişe başarısıyla hem yeni deneysel işlerin önünü açmış hem de bilim kurgu edebiyatı - sinema birlikteliğini kuvvetlendirmiştir.


Dördüncü adım: 2001: A Space Odyssey (1968)
Nedir: Stanley Kubrick'in Arthur C. Clarke'ın kısa öyküsü The Sentinel'dan yazarla birlikte senaryolaştırdığı, bilim kurgu sinemasının temel direği olan film. Ayrıntılı değerlendirme için link
Neden köşe taşı: Felsefik yaklaşımı, derinliği, döneminin çok ötesindeki görsel efektleri ve yaratıcı uzay mekiği tasarımları gibi pek çok özelliğiyle bir devri kapatıp bir diğerini açmıştır. Artık bilim kurgu filmi çekecek tüm yönetmenler ilk nereye bakması gerektiğini biliyordu. Bilim kurgu sinemasına 2001: A Space Odyssey'den önce ve sonra şeklinde bakabiliriz.

Beşinci adım: Star Wars (1977)
Nedir: George Lukas'ın yarattığı kurgusal evren, en basitinden iyiyle kötünün bitmek bilmez savaşını ele alır. 'Güç'ü Galaktik Cumhuriyeti muhafaza edip barışı sağlamak amacıyla kullanmak isteyen 'Jedi' adı verilen  savaşçılarla Galaktik İmparatorluk için kullanmak isteyen Sithlerin mücadelesi hikayenin temelini oluşturur.
Neden köşe taşı: Bilim kurgu sinemasını fantezi ve aksiyonla saf bir eğlenceliğe dönüştüren Star Wars, bugün hala sinemanın en büyük fenomenlerinden biri. İlk filmin ticari başarısı ve her yeni filmin tekrarladığı başarı tür için seriyi vazgeçilmez kılmakta. Özellikle ilk film, bilim kurgunun gişe potansiyelini göstermesi bakımından elzemdir.
Filmin Parodisi için link


Altıncı adım: Close Encounters of the Third Kind (1977)
Nedir: Steven Spielberg'in ilk ve en önemli bilim kurgu çalışması Üçüncü Türden Yakınlaşmalar'da, uzaylılarla ilk temas çarpıcı bir sinema diliyle aktarılmakta
Neden köşe taşı: Filmin istilacı ve düşman uzaylı algısını, dost ve barışçıl uzaylıyla değiştirmesi küçümsenecek bir olay değil. Uzaylılarla iletişim kurabiliyorsak, neden birbirimizle kuramayalım mesajını veren Üçüncü Türden Yakınlaşmalar'ın sinemasal erdemleri saymakla bitmez. Gerçek bir bilim kurgu klasiği.


Yedinci adım: Blade Runner (1982)
Nedir: Ridley Scott'ın Phillip K. Dick'in "Androidler elektrikli koyun düşler mi" adlı romanından 1982'de yaptığı uyarlama. Ayrıntılı yazı için link
Neden köşe taşı: Blade Runner'ın kendi dönemi 80'li yıllara olan etkisi Siberpunk dediğimiz türün doğuşu ve yükselişine ayrıca yapay zeka, makine-insan formunun Terminatör-Robocop vb. temsillerine öncülük etmesi diyebiliriz. Tematik ve görsel etki 90'lı yıllarda hatta günümüzde de sürmekte. Ne zaman mavimtrak bir bilim kurgu filmi görsek Blade Runner etkisini göz ardı edemeyiz.


Sekizinci adım: Termınator 2: Judgement Day (1991)
Nedir: James Cameron'ın 1984'te The Termınator ile başlattığı serinin devam filmi Judgement Day, makinelerle insanlar arasında yaşanan savaşı zaman yolculuğunu temasını öne çıkararak günümüze taşır. 
Neden köşe taşı: Artık 90'lı yıllara girilmiş ve görsel efekt teknolojisinde yeni bir çağa adım atılmıştır. Judgement Day'in şekil değiştirebilen robotu T-1000 üzerinde kullanılan Morphing (şekil değiştirme) efektinin Cameron, 1989 yapımı filmi The Abyss'da bir benzerini kullanmış ve bu filmde kusursuzlaştırmıştır. Terminatör 2, bilimkurgu aksiyonların zirvesidir. Cameron, bilimkurgusal temaları aksiyonla buluşturur ancak işlevinin kaybolmasına müsaade etmez.


Dokuzuncu adım: The Matrix (1999)
Nedir: Terminatör'de olduğu gibi yine makine-insan mücadelesi işlenmekte ancak bu kez savaş sanal ortamda cereyan etmektedir. İnsanlık yeraltında yaşamakta ve kurtarıcısını beklemektedir.
Neden köşe taşı: 2000'li yıllara girerken janr bir devrimi daha beraberinde getirdi. The Matrix; sanal ile gerçek arasında gidip gelirken, dinlerden aldığı referans ve felsefesiyle sağlam bir hikaye altyapısı kurmuş ve bunu ilk kez kullanılan 'flow-motion' tekniğiyle dudak uçuklatan bir görsel şölene dönüştürerek öncü bir film olmayı başarmıştı  Kısaca The Matrix, 2000'li yılların bilimkurgusunu şekillendirmiştir.
Filmin parodisi Bölüm 1 ve Bölüm 2


Onuncu ve son adım: Avatar (2009)
Nedir: Pandora adlı gezegenin yerlileri Na'vilerin istilacı konumundaki insanlıkla giriştikleri varolma savaşı
Neden köşe taşı: Avatar, tüm zamanların gişe rekorunu kırarak bilimkurgu sinemasında taşları yerinden oynattı. Cameron daha önceki işlerinde olduğu gibi bilimkurgu\aksiyon anlayışından vazgeçmezken bu kez fanteziyi öne çıkardı. Hikayesiyle bir çok filmin kolajı olduğunu hissettiren Avatar'ın en büyük kozu Pandora'nın görselliği ve 3D teknolojisiydi. Bu pencereden baktığımızda vaatlerini sonuna kadar yerine getirebilmiş bir film Avatar. The Matrix üzerinden bir 10 yıl geçmiş ve yeni bir teknolojik devrimin vakti gelmişti. Film üzerinden 3 yıl gibi kısa bir zaman geçti ve sırtını 3D teknolojisine dayayan filmlerin sayısında ciddi bir artış gözlemliyoruz. Sadece 3D örneklerde değil bilimkurgu filmlerinde 2012'de izlediğimiz ve 2013'te gösterime girecek filmler başta belirttiğimiz gibi İnception'la birlikte ama daha çok Avatar'ın başarısının bir geri dönüşü.