Jose Saramago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jose Saramago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2016

Sinema uyarlamasını bekleyen romanlar - #12 İsa'ya Göre İncil


Nobel Edebiyat Ödüllü usta yazar Jose Saramago’nun tartışmalı romanı İsa’ya Göre İncil, yepyeni bir bakış açısı sunarak İsa’nın hayatını mercek altına alıyor. Kitabın adı İsa’ya Göre İncil olsa da esasında Saramago’ya Göre İncil yakıştırmasında bulunabiliriz. Saramago’nun ezber bozan İsa biyografisinin adının bugüne kadar sinema ile anılmaması, uyarlamasının gündeme gelmemesi tam da bu ezber bozma özelliğinden ötürü oldukça anlaşılır. Elbette bu durum bir gün uyarlanmayacağı anlamına da gelmediğinden, bu başyapıtı, sinema uyarlamasını bekleyen romanlar köşemizde incelemek istedim.

Nedir?

Saramago, İsa’ya Göre İncil’in büyük kısmını İsa’nın peygamberliği öncesindeki kayıp döneme ayırmış. Hikâye Yusuf ve Meryem ile başlıyor. Tartışmalar da… Saramago öncelikle Bakire Meryem mitosunu yıkıyor. Bunun ancak bir mitos, bir efsane olabileceğini düşünüyor olmalı. Ancak Meryem’in bakire olarak yorumlanmaması, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olmadığı veya Meryem’in kutsal ruh aracılığıyla gebe kalmadığı anlamına gelmiyor kitapta. Saramago, sadece hikâyeyi daha yalın bir hale getirmek istiyor. Bu yalınlaştırma düşüncesi, hikâyenin tamamı için geçerli. Saramago, romanda ikonografiye dikkat ediyor etmesine ancak olayları yorumlarken hali hazırdaki İncilleri referans almasına karşın, onları kopyalamaktan imtina ile kaçınıyor. Her İsa biyografisinde mutlaka göreceğimiz İsa’nın Son Akşam Yemeği, Zeytin Dağında Dua gibi bölümleri es geçiyor. Daha önemlisi İncillerde yer almayan özgün sahneler kurguluyor yazar. İsa’ya Göre İncil’i değerli kılan ve benzerlerinden ayıran da bu özgünlük diyebiliriz.

Neden uyarlanmalı? 

Bu soruya verilecek ilk cevap, İsa’ya Göre İncil’in, İsa’nın hayatını anlatan filmlerin aksine, onun peygamberliği öncesindeki döneme odaklanmasıdır. İsa’nın doğumundan önceki olaylar, çocukluk ve ilk gençlik yılları ayrıntılı bir biçimde ilk kez beyazperdede hayat bulacak. Peygamberlik vasfından önce İsa’yı tüm çelişkileri zayıflıkları ve zaaflarıyla yolunu arayan sıradan bir insan olarak resmedecek bir filmden söz ediyoruz. İsa’nın kardeşleri ve annesi ile arasındaki sorunlu ilişkisi ve gönlünü kaptırdığı Mecdelli Meryem’le olan münasebetleri bu uyarlamayı zorunlu kılıyor bana kalırsa. Saramago’nun kimi dogmatik inanışları yıkması azımsanacak bir şey değil. Böylesine cesur ve tavizsiz bir İsa biyografisinin geniş kitlelere ulaşması için sinemada boy göstermesi şart. Romanın sonlarında İsa, Tanrı ve Şeytan’ın bir araya geldiği kısımda Tanrı ile İsa arasında geçen uzun ve etkileyici konuşma, adeta sinema için yazılmış gibi. Sadece bu kısım için bile bu uyarlama gerçekleşmeli. Saramago’nun kurgulanmış gerçeklikteki başarısı göze alınmalı.

Nasıl uyarlanmalı?

Elinizde Saramago’nun dimağından çıkmış tek kelimeyle müthiş bir metin olduğu için bu metni senaryolaştırırken de olabildiğince dikkat etmek gerekiyor. Romanın tartışmaya kapalı edebi değeri, olası bir uyarlamanın yol haritasını çiziyor. Romanı okurken Saramago’nun not alma ihtiyacı hissedeceğiniz cümlelerine, unutulmaz tespitlerine mümkün olduğunca ve değiştirmeden senaryoda yer vermek gerekiyor. Yapacağınız uyarlamanın edebi değerini ancak bu şekilde yukarı çekebilir ve iyi bir filme imza atabilirsiniz. Bir başka önemli ayrıntı ise Saramago’nun kurgusundan şaşmamak olacaktır. Bu kurgu bozulduğu takdirde büyü de bozulabilir. Roman ne kadar tartışılır bir yapıya sahipse, film de o derece tartışılır olmalı. Dolayısıyla da yönetmen koltuğu cesur bir sinemacıya emanet edilmeli. İsa ile Mecdelli Meryem arasındaki tutku dolu anlar, abartıya da kaçılmadan gösterilebilmeli. Martin Scorsese, Günaha Son Çağrı’da benzer bir sahne çekmeye cüret edebilmişti hatırlarsanız.

16 Mayıs 2014

Kimlik bunalımının yarattığı düşman: Enemy


Incendies ile tanıdığımız Denis Villeneuve, bu yıl Prisoners ve Enemy filmleriyle çıktı karşımıza. Üç filmin ortak noktası seyirciyi şaşırtan finalleri diyebiliriz. Yönetmenin 33. İstanbul Film Festivali'nde Türk sinemaseverlerle buluşma imkanı bulan son çalışması Enemy (Düşman), Portekizli yazar Jose Saramago'nun Kopyalanmış Adam adlı eserinden uyarlama. Arkadaşının önerdiği bir filmde kendisine tıpatıp benzeyen bir adamı aramaya başlayan bir tarih profesörünün hikayesi olarak özetleyebileceğimiz Enemy, farklı okumalara açık tartışmalı bi film.

"Kaos, henüz anlaşılmamış bir düzendir" cümlesiyle açılan Enemy, bu cümlenin ardında gizlenen bir hikaye anlatıyor. Lynchvari bir atmosfer kurup, benzer bir anlatı tutturan Villeneuve, Saramago'nun eserinden serbest bir uyarlayla çıkıyor seyircinin karşısına. Villeneuve, filmin başlarında birbirinin kopyası olan Tertuliano ve Antoino'nun aynı kişi olabilir mi sorusunu sorduruyor ve Tertuliano'nun rüyalarını da devreye sokup bu kanıyı destekleyici bazı argümanlar yerleştiriyor filmine. Esasında elimizde tek bir karakter olabilir. Tertuliano'nun çoklu kimlik bozukluğundan muzdarip olabileceğini varsayabiliriz.

Öte yandan Saramago'nun kitabının çevirisinde de kullanılan 'Kopyalanmış Adam' isminden yola çıkıp Enemy'i bir bilimkurgu öyküsü olarak okumanın da mümkün olduğunu belirterek farklı teoriler üzerine gitmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Buradan devam edersek dünya dışı farklı bir türe ulaşabiliriz. Kopya olduğunu varsaydığımız Antonio'ya ulaştırılan gizli zarf ve filmin açılışında yer alan ve daha sonra anlam kazanan gizli ve bir o kadar da tuhaf davet farkı tür teorisini güçlendiren veriler. Ama başa dönersek kaosa vurgu yapılıp, tarih profesörümüz Tertıliano'nun dersinde bahsettiği tarihteki yönetim biçimleri ve her şeyin kontrolde bittiği sözleri insanoğlunun kontrol altında tutulduğu fikrini akla getiriyor. Enteresan bir teori olmakla birlikte orijinal metnin yazarı Saramago'nun böyle bir hikaye anlatmayacağı kanısına da varabiliriz. Bu teoriyi geçerli kılabilecek tek etken metofor olarak kullanılmış olabileceği gerçeğidir kanımca.

Peki, ne anlatıyor bu hikaye? Bu soruya net bir cevap vermek oldukça zor. Bunun sebebi de daha çok filmin uyarlandığı romanı hakkıyla uyarlayamıyor oluşu. Yani filmi okuyabilmek için romana ihtiyaç duyuyoruz. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz sanırım; orijinal metni ve Jose Saramago'yu düşündüğümüzde Enemy'nin daha çok modern toplumlardaki bireyin kimlik bunalımlarıyla ilgilendiğini ve bunu da metoforlar yoluyla gerçekleştirdiğini belirtmek gerekiyor. Filmi başında ve sonunda farklı biçimde görülen Tarantula ve şehirde kısa bir an gördüğümüz dev örümceğimsi yaratık tam olarak neyi simgeliyor? İşte film bu noktada yetersiz kalıyor.

Filmin genel yapısına bakarsak hikayenin 'mystery' dediğimiz türde bir gerilim olarak ele alındığını görürüz. Birbirinin kopyası olan iki insan karşılaştıktan sonra tam bir çıkmazın içine çekiliyoruz. Villeneuve'nun sonuçlardan ziyade sorularla ilgilendiğini, seyirciyi de kaos içine çekmek istediğini söyleyebiliriz.

Son söz: Villeneuve'nun filme garip bir finalle nokta koyması genel bir tatminsizlik hissi yaratmıyor değil. Merak unsurunun bu kada yoğun olduğu bir filmin bu şekilde noktalanması genel kitleyi memnun etmeyecektir. 6.5\10

12 Nisan 2014

Blindness (Körlük)


2002 yapımı Cidade De Deus (Tanrı Kent) ile sayısız ödül toplayarak dünyaca tanınan bir yönetmene dönüşen Fernando Meirelles, son yıllarda ülkesi Brezilya'nın yükselişe geçen sinemasında önemli bir paya sahip. Meirelles'in 2008 tarihli son filmi Blindness, 2007 yılında Nobel ödülü kazanan Portekizli yazar Jose Saramago'nun romanı -orijinal adıyla- "Ensaio Sobre a Cegueira"dan uyarlama.

Körlüğe neden olan bulaşıcı bir hastalıktan etkilenenler, bir akıl hastanesinde karantinaya alınırlar. Koğuşlardan birinde kalan bir grup insan, yiyecek stokunu kontrolüne geçirir. İçlerinden biri de kendisini kral ilan eder. Silah zoruyla diğerlerinden değerli eşyalarını talep ederler. Hastalık bulaşmadığı halde kocasını yalnız bırakmak istemeyen bir kadın orada yedi yabancıya destek olur.

Körlük; Saramago'nun günümüz toplumsal değerlerine eleştirel bir bakış attığı, yaşadığımız uygar dünyanın aslında görünenin aksine öyle olmadığını sorgulayan alt metinleri sağlam bir eser. Film de elinden geldiğince kitaptaki dünyayı yansıtmaya çalışıyor. Körlük salgınının baş gösterdiği ilk bölümler başarıyla aktarılıyor. Kitapta olduğu gibi beyazımsı bir körlük tasviri var. Meirelles, beyaz rengi öne çıkararak kitabı görselleştirme konusunda sınıfı geçmiş. Hükümet tarafından tüm körlerin bir akıl hastanesine kapatılmasıyla hikaye ivme kazanıyor. İnsanların hangi durumda-konumda olursa olsun diğerlerine üstünlük kurma çabası, iktidar hırsı, insani değerlerin hiçe sayılması ve düzenin yerini anarşiye-kaosa bırakışıyla toplumsal çöküşün yeni bir olgu değil, düzen içinde yaşıyor görünen toplumun işlerin yoldan çıktığı bir anda her an değişebilir bir yapısının olduğu fazla dramatize edilmeden, gerçekçi bir üslupla ele alınıyor. İdeal toplumun hep ütopya olarak kalacağının resmini bir çeşit sistem eleştirisi boyutuna taşıyarak formülize eden Blindness, kötülük insanın doğasında var diyor ve aynı zamanda salgın kaynaklı felaket filmlerinin izinden gidip farklı noktalara varıyor.

Romanı okuyanların görüşü filmin Saramago'nun cesur hamlelerinin ve öyküde can alıcı kısımların törpülenmesiyle verilmek istenen mesajların eksik kaldığı yönünde. Uyarlama okurları tatmin etmese de filmi izleyecekler için keşfe açık, ilgiye değer bir drama olduğunu belirteyim. Fernando Meirelles'in böylesine güçlü bir romandan beklenen nitelikte bir film çıkaramaması kariyeri açısından bir geri adım olarak görülmemeli. Hayal kırıklığının başlıca sebebi yüksek beklentilerdi. Blindness; gerek üst düzey oyunculukları gerekse de romana göre daha gerçekçi bir tavır takınmasıyla ve salgın filmleri içinde kendi yolunu açıp, umut dolu finaliyle akılda kalmayı başaran takdir edilesi bir çaba.

Son söz: "Sonradan kör olduğumuza inanmıyorum. Bence hep kördük. Gören ama anlamayan insanlar..." Jose Saramago  7.3\10