13 Temmuz 2015

Carrie (1976) vs. Carrie (2013)


Stephen King’in 1974’te yayımlanan ilk romanı Carrie, iki yıl sonra Brian De Palma yönetmenliğinde sinema uyarlamasıyla seyirci karşısına çıktı ve büyük bir başarı yakalayarak klasikleşti. Hollywood’un son 10-15 yıldır iyiden iyiye yeniden çevrimlere sırtını yasladığı bir dönemde, Carrie gibi bir korku başyapıtının remake haberini duymak şaşırtıcı olmamıştı. Üzerine yeni bir şey koyulamayacağını bildiğimizden vizyona girdiğinde pek yüz vermedik. Gelin şimdi başarılı da bulunmayan 2013 model Carrie ile orijinali arasında ne gibi farklar ve benzerlikler olduğuna bir bakalım.

* En başta söylememiz gereken şey hikayenin 70’li yıllardan günümüze taşınması sonucunda inandırıcılığını kaybetmiş olmasıdır. Açmak gerekirse; bağnaz annesiyle büyüyen Carrie’nin ilk adet kanamasını okulda duş aldığı sırada yaşaması ve cehaleti sebebiyle panikleyip, tüm okulu diline düşmesi 70’li yıllarda pekala olabilecek bir şey. Sonuçta annesinin katı tutumu ve dogmatik düşünceleri sebebiyle kapalı büyüyen bir kız kendisi. Ancak ne olursa olsun 2013’te, her an her bilgiye ulaşabildiğimiz internet çağında ve Amerika gibi bir ülkede böyle bir olayın yaşanması pek olası değil. İşte bu detay filmin en büyük handikaplarından biri. Hikayenin güncel bir versiyonunu çekelim derken, bir çuval incir berbat edilmiş.

* Carrie’nin telekinetik güçlerinin farkına varması ve onları kontrollü bir biçimde kullanmaya başlaması açısından bakarsak, yeni filmin en olumlu yönlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Farklılığını daha çabuk özümseyen, kabullenen bir Carrie var karşımızda. Telekinetik gücün kullanıldığı sahnelerde ise ciddi bir farklılık söz konusu. Yeni nesil korku filmi izleyicisi düşünülerek, el hareketleri ve çeşitli yönlendirmelerle etrafa dehşet saçan bir Carrie görüyoruz.

* De Palma’nın Carrie’sinde anne-kızı oynayan Sissy Spacek – Piper Laurie ikilisiyle Kimberly Peirce’ın remake’inde Chloe Grace Moretz – Julianne Moore çiftini karşılaştırırsak kazanan açık ara orijinal film olacaktır. Sissy Spacek gerek duruşu gerek oyunculuğu, gerekse de naifliği ve personasıyla Carrie rolüne cuk oturuyor. Annelere baktığımızda Julianne Moore’un bağnazlık anlamında evet ama karakterinin deliliğiyle Piper Laurie’nin unutulmaz performansını arattığını düşünüyorum.

* İki filmin de en önemli ve akılda kalan sahnesi kuşkusuz ki uzun balo sahnesidir. De Palma, ekran bölme tekniğini de kullanarak öyle bir gerilim yaratır ki, türün neden en yetkin sinemacılarından biri olduğunu hemen anlarsınız. 2013 model Carrie’de ise yönetmen Peirce, malum sahneyi 3 farklı açıdan tekrarlayarak heyecanı ayakta tutmaya çalışıyor. Sahnenin devamında görsel efektlerden medet umarak, gösterişli bir işe imza atar. Yine de De Palma’nın versiyonundan fersah fersah uzakta kaldığı bir gerçektir. Seyirciyi huzursuz etmeyi sürdüren finalin ise yeni filmde ufak bir değişikliğe gidilerek tekrar edildiğini söyleyebiliriz. 

Sonuç: Kimberly Peirce’ın Carrie’si orijinalinin kötü bir kopyası olmaktan öteye geçemiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder