28 Mart 2017

Aşk mesafe tanımaz mı? - The Space Between Us


İnsanoğlunun Mars’ta veya başka bir gezegende koloni kurma hayali bilimkurgu sinemasında pek çok kez işlendi. Bunun farkında olan senarist Allan Loeb, farklı uygulamalarını görmüş olmamıza karşın yeni gibi görünen fikirlerle yola çıkmış. Mars’ta doğan ve orada büyümek durumunda kalan Gardner Elliot adlı bir gencin sıra dışı öyküsü son dönemin bilimkurgu eğilimleri dikkate alınarak beyazperdeye taşınmış. The Mighty ve Serendipity gibi ortalamanın üzerinde çalışmalarıyla tanıdığımız Peter Chelsom’un yönettiği The Space Between Us, 17 Mart'ta ülkemizde gösterime girdi.

Yönetmen Chelsom, The Space Between Us ile genç yetişkin bilimkurgularına bir yenisini daha eklemiş. Bu alt türün popülaritesinin şu sıralar yüksek olması, hikayenin yaratım aşamasını doğrudan etkilemiş olmalı. Astronot annesi, kendisini doğururken ölen Gardner, şirket politikaları gereği bir sır olarak saklanmak zorunda kalıyor. Mars’ta kurulan üste 16 yılını geçirdikten soran, dünyaya getiriliyor. Gardner’ın varlığı hala sır olarak saklanıyor. Hikayenin iki ayağı olduğunu söyleyebiliriz. Biri, yerçekimsiz ortamda doğan ve büyüyen bir insanın, dünyaya döndüğünde yabancılık hissi, yaşadığı zorluklar ve insanlar arasında bir uzaylı gibi kalması. İkincisi ise Gardner’ın Mars’ta gizlice internette tanıştığı ve arkadaşlığını ilerlettiği Tulsa’yla romantik ilişkisi. Sözünü ettiğimiz bu iki damardan beslenen The Space Between Us, genç yetişkin bilimkurgusunu romantizmle sarıyor. Romantizm baskın çıkıp her şey aşka hizmet etmeye başladığında, başta umut veren film farkında olmadan kendi kuyusunu kazıyor. Gardner’la Tulsa’nın aşkının inandırıcı olabilmeyi başarması ise The Space Between Us’ı vasatın üstünde tutmaya yetiyor.

The Space Betwwen Us’ta imkansız bir aşk hikayesi anlatıldığını belirtelim. Bu imkansızlığın sebebi aşıklar arasındaki mesafe. Aşk engel tanımaz söylemi tekrarlanıyor. Aşk, Gardner’ın dünyaya dönmesiyle filizleniyor. Aşkı imkansız kılansa Gardner’ın yerçekimsiz ortamda doğması ve bedeninin fiziksel olarak doğduğu yerin koşullarına adapte olarak gelişmesi. Dünyaya geldiğinde ortaya çıkan rahatsızlığı aşkını yaşaması önünde ciddi bir engel oluşturuyor. Bu imkansız aşk hikayesi çok tanıdık ve yazılırken başka bir imkansız aşk temalı bilimkurgudan etkilenildiğini söyleyebiliriz. 2012’de izlediğimiz romantik-bilimkurgu Upside Down’daki aşk hikayesinde, karakterlerimizin önündeki engel, farklı dünyaların (alt ve üst dünya) insanları olmaları değildi. Alt ve Üst dünya insanlarının farklı yer çekiminden dolayı bir arada olamamalarıydı. İşte The Space Between Us, böyle bir aşk hikayesi üzerine kuruyor hikayesini. Aşk hikayesiyle birlikte Gardner’ın babasını ararken Tulsa’yla yaşadıkları macera dolu anlar, filmin hitap ettiği genç kitle düşünülerek çekilmiş sanki. Yetişkin seyircinin bu hikayeden aksiyon sahnesi ve kahramanlık pozları beklediğini hiç sanmıyorum. Dolayısıyla bu kaçış yolculuğu ve aksiyon sahnelerinin filmin hanesine bir eksi olarak yansıdığını düşünüyorum.

Filmin beslendiği diğer damarın, Gardner’ın yabancısı olduğu dünyada yaşadıkları ve dünyada bir uzaylı gibi kalması olduğunu söylemiştik. Gardner, Mars’ta dünyaya ilişkin pek çok bilgi edinmesine rağmen, teorik bilgileri toplum içine karıştığında onu bir ucube gibi göstermekten kurtaramıyor. Gardner, bir anda tuhaf kelimesinin sözlükteki karşılığına dönüşüyor. Tulsa’yla ilişkisinde çeşitli zorluklar yaşıyor. Günümüz gençliğinin laçkalaşmış davranış biçimleri Gardner’a, Gardner’ın davranışları da Tulsa’ya garip geliyor. Gardner’ın dünyayı tanıma, dünyaya adapte olma safhasında komik anlara da şahit oluyoruz ancak mizah dozu biraz daha arttırılabilirmiş demeden edemiyoruz. Filmin bu bölümü Blast from the Past’ı akla getiriyor. Bir bomba sığınağında doğan Adam, 35 yıl sığınakta yaşadıktan sonra gerçek dünyaya adım atar ve Gardner’ın yaşadıklarını tecrübe eder. Dolayısıyla The Space Between Us’ın yazım aşamasında en az Upside Down kadar Blast from the Past’tan da etkilendiğini söyleyebiliriz.

Son söz: İlginç bir alt tür kırması olan The Space Between Us, aradığımız parlak fikirleri bulamadığımız bir bilimkurgu. Evet, günü kurtarıyor ama zamana yenik düşeceğini görebilmek için kahin olmaya gerek yok. 6\10

2 yorum:

  1. Bilimkurgu sinemasını teknolojinin değil insani unsurların öne çıkarıldığı filmlerini seviyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii, benim için de önemlidir bu ayrım. Yalnız her ikisini birden yapabiliyorsa ne ala :)

      Sil