Sylvester Stallone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sylvester Stallone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2019

Başkası olma, kendin ol!: Creed


İtalyan Aygırı Rocky Balboa’nın yükselişinin ve boks dünyasının efsanelerinden birine dönüşünün hikâyesini anlatan Rocky serisi, tartışmasız bir şekilde bu alt türün en popüler ve de en sevilen filmlerinden oluşur. Sylvester Stallone’nin 2007’de Rocky Balboa ile geri döndüğü altıncı filmle Rocky efsanesini beyazperde de son kez gördüğümüzü düşünüyorduk. Altıncı film itibariyle artık yaşlılığı sebebiyle bir kez daha ringe çıkması olası görünmeyen karakterin dönüşü sadece ve sadece bir antrenörlük yapmasıyla mümkün olacaktı. Hollywood’un 70’li ve 80’li yılların kült karakterlerini ve filmlerini diriltme konusunda son dönemdeki çabasının çoğunlukla hüsranla sonuçlandı. İlginçtir ki, Rocky o hüsranlardan biri olmadı. Serinin altıncı filmi bunun en büyük ispatıydı. Şimdi bir kez daha geri dönen Rocky, Hollywood’un kirletemediği karakter ünvanını korumayı başarıyor. 

1976’da En İyi Film Oscar’ına da uzanan ilk Rocky filmi, bir Dünya Ağır Siklet Boks şampiyonu olan Apollo Creed’in şans tanıdığı yerel bir boksör olan Rocky Balboa’nın bu şansı iyi değerlendirerek yükselişini hikâye ediyordu. Serinin devam bölümlerinde Apollo – Rocky rekabeti üzerine gidilerek sportif düşmanlıktan doğan dostluğa şahit olmuştuk. Rocky filmleri Balboa kadar olmamakla birlikte aynı zamanda Creed efsanesini de yaşatır. Şimdi Rocky ringlerden elini eteğini çekmişken, kurnaz bir hamleyle Apollo Creed’in profesyonel bir boksör olmak için yanıp tutuşan oğlu Adonis üzerinden belki de yeni bir seri yaratılmaya çalışılıyor. Rocky karakterinin de kilit bir rol üstlendiği Creed, serinin hayranları için büyük bir anlam taşıyor. 

Kopyalama kolaycılığından muzdarip 

Filmin yazar-yönetmeni Ryan Coogler, Creed’in hikâyesini büyük oranda ilk Rocky filminin şablonunu kullanarak kurgulamış. Öncelikle Coogler ne yapmış, nasıl yapmış bir bakalım. Rocky Balboa gibi Adonis de hayata tutunmaya çalışıyor ve geçimini başka bir iş kolundan sağlıyor. Temel olarak iki şekilde Rocky’den ayrılıyor: Birincisi eğitimli olması ve çalıştığı şirkette kariyer yapabilecek bir konumda bulunması, ikinci ise profesyonel boksörlük yoluna bilinçli bir biçimde çıkması diyebiliriz. Bu bilinçlilik hali, onu Rocky’e götürüyor. Yükselebilmek ve zirveye oynayabilmek için Rocky gibi bir efsaneyle çalışması gerektiğini biliyor. Yönetmen Coogler, Rocky ve Adonis’in boksör kimlikleri ve karakterlerindeki farklılıklar dışında ilk Rocky filminin sıfırdan zirveye yürüyüş formülünü neredeyse adım adım izliyor. Adonis-Bianca ilişkisi, Adonis’in yeteneklerinin ortaya çıkarılması, Rocky’nin çalışma yöntemleriyle maçına hazırlanması ve bir şampiyondan maç teklifi almasıyla yaşadığı korkular ciddi bir benzerlik taşıyor. Coogler da J.J. Abrams gibi ilk filmin tadını yakalayayım derken, elinin ayarını kaçırıyor ve tekrara düşmekten kurtulamıyor. 

Başkası olma, kendin ol! 

Coogler, filmin dramatik çatısını Adonis Johnson’ın hiç tanımadığı babasının soyadını kullanmak istememesinin ve kendi efsanesini yaratma arzusunun üzerine kurmuş. Böylece Rocky’nin şampiyon Apollo’nun maç teklifini değerlendirirken ve maça çıkarken yaşadığı çelişkiler tekrarlanmamış oluyor. Dahası başarılı olmakla silinip gitmek arasındaki uçuruma gerçekçi bir kimlik sorunu da ekleniyor. Adonis’in kendisine babalık yapamayan Apollo’nun soyadını kullanmaktan kaçınması, zor yolu seçmesi karakter açısından takdir edilmesi gereken bir davranış. Adonis’in babasının soyadını kullanmaktan kaçınmak istemesinin altında başka sebepler de var. Adonis’in başarısızlığı halinde Creed adına leke süreceğine dair duyduğu korkular, seyircinin karakteri sevmesi ve benimsemesi açısından oldukça önemli detaylar. 

Coogler’ın Rocky – Adonis ilişkisini de olabildiğince iyi bir şekilde işlediğini söyleyebiliriz. Adonis, Rocky’e amca diye hitap ediyor, ona büyük bir saygı besliyor. Rocky cephesinden baktığımızda Adonis’e yardım ederek Apollo’ya olan borcunu ödeme fırsatı bulduğunu görüyoruz. Birlikte çalışmaya başladıklarında Rocky, Adonis için hiçbir zaman sahip olamadığı baba figürüne dönüşüyor. Adonis’in kimlik sorunlarının yanında Rocky ile ilişkisi de Creed’in dramatik yapısını destekleyici doneler içeriyor. 

Bir devam filmi mi? 

Henüz ikinci yönetmenlik denemesinde Rocky gibi hayran kitlesi geniş bir seriye ve karaktere el atmak, kabul etmek gerekir ki cesaret isteyen bir iş. Coogler, o cesarete sahip, ne yaptığını bilen ve yönetmenliğiyle umut veren bir isim. Yola Rocky’nin mirasına halel getirmeyen bir film yapma düşüncesiyle çıktığı belli. Aslında Rocky’i kendi dünyasında ikinci plana atmak, klasik seri üzerinden yeni bir seri yaratırken iyi bir fikir. Creed’i Rocky Balboa karakterinin sinemadaki yolculuğunu sürdürmesi minvalinde değerlendirirsek, evet bu bir devam filmidir diyebiliriz. Ama diğer yandan seriden ayrı da düşünülebilir. Devam filmi gelirse ve o filmde Rocky yer almazsa yeni bir seri olarak bakabiliriz Creed’e. 

Müsabakalar ve performanslar 

Creed’de Rocky filmlerine kıyasla daha fazla boks müsabakası izliyoruz. Rakipler kademeli olarak güçleniyor ve zorluk oranı da o oranda artıyor. Coogler, boks sahnelerini olabildiğince gerçekçi bir biçimde çekmeye özen göstermiş. Plan sekans tercihinin tek sebebi gerçeklik yakalama isteği diye düşünüyorum. Özellikle final maçında bazı anlarda gerçek bir dövüş izlediğiniz izlenimine kapılmanız olası. Her anında ilk Rocky filmine saygı duruşunda bulunmaya özen gösteren Coogler, final maçının etkisini artırabilmek için araya Rocky-Apollo maçından anlık görüntüler da atıyor. Filmdeki boks maçlarında bir sorun yok belki ama Rocky filmlerindeki tadı alamıyoruz. Çünkü seyirci Adonis ile Rocky gibi bir bağ kuramıyor. Yönetmen o bağı güçlendirmek için klasikleşen filmlere ne kadar bel bağlasa da aynı duygusal etkiyi yakalaması mümkün olmuyor. Adonis rolüyle Michael B. Jordan, iyi bir performans veriyor. Ringde duruşuyla Creed adına yakışır bir boksör imajı yaratıyor. Yedinci kez Rocky Balboa’ya hayat veren Sylvester Stallone ise kariyerinin en iyi işlerinden birini çıkartıyor. 7\10

27 Aralık 2015

Rocky efsanesi Creed ile 8 Ocak'ta dönüyor!


Sylvester Stallone’nin efsane serisi Rocky, uzun bir aranın ardından Rocky Balboa ile 2006’da geri dönmüş ve serinin en başarılı bölümlerinden biri olarak selamlanmıştı. Artık seri nihayete erdi derken, kabul edilebilir bir devam filmiyle efsaneyi yaşatmanın formülü bulundu diyebiliriz. Bu kez yönetmen koltuğunda Stallone’yi değil, Ryan Coogler’i gördüğümüz Creed, gösterildiği ülkelerde olumlu tepkiler aldı.

Filmin hikayesi

Adonis Johnson henüz kendisi doğmadan önce ölen Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu ünlü babasını hiç tanımamıştır. Yine de, kanında boks olduğuna hiç şüphe yoktur. Bu yüzden, Apollo Creed’in yeni ama sağlam bir boksör olan Rocky Balboa ile efsanevi maçını yaptığı yere, Philadelphia’ya gider.

Adonis, Kardeş Sevgisi Şehri’ne vardığında, Rocky’yi (Stallone) bulur ve kendisinden antrenörü olmasını ister. Rocky dövüş oyununa sonsuza dek veda etmiş olduğunu ısrarla söylese de, en yakın dostu olan müthiş rakibi Apollo’da gördüğü gücün ve kararlılığın aynısını oğlu Adonis’te de görür. Adonis’i çalıştırmayı kabul eden eski şampiyon bir yandan genç boksörü eğitirken, bir yandan da ringde hiç karşılaşmadığı kadar ölümcül bir rakiple mücadele etmektedir. 

Köşesine Rocky’yi alan Adonis’in unvan mücadelesi şansı bulması uzun sürmez… Ama acaba ringe çıkmak için gerçek bir dövüşçünün dürtüsüne ve yüreğine zamanında ulaşabilecek midir?

Sylvester Stallone'nin filmle ilgili düşünceleri

Rocky Balboa’yı yaratmış ve serinin tüm filmlerinde canlandırmış olduğu için, Stallone role yeniden kolaylıkla bürünmüş. Karakterin hayatında beklenmedik bir fırsatla karşı karşıya kaldığı bu evreyi irdelemeye istekli olan aktör, “Karakter benden doğmuş olsa da, daha çok onun gibi olabilmeyi dilerdim” diyor Stallone gülerek ekliyor: “O bir sabır abidesi; içinde en ufak bir kötülük yok. Çok rekabetçi olmasına karşın, onur için dövüşüyor.”

“Boks, muhtemelen çoğu spor gibi, yüzde 80 oranında kafanızda” diyen Stallone, şöyle devam ediyor: “Soyunma odasından çıkmadan önce kaybetmiş olabilirsiniz. İşte bu yüzen, iyi bir köşe adamı hemen oracıkta psikanaliz yapabilmelidir. Adamının dağılmasını önlemeli. Oldukça sıra dışı bir meslek. Yıllar boyunca dövüşçü olarak edinmiş olduğu tüm bilgi ve deneyimi bu çocuğa öğretebilmesi açısından Rocky için çok doğru bir yer olduğunu düşündüm.”

Stallone; Rocky’nin, kendi hayat hikâyesindeki iniş çıkışların getirdiği duygulara ek olarak, Apollo’nun oğluyla karşı karşıya geldiğinde şunları yaşadığını söylüyor: “Birden bire, Apollo’yu yeniden kaybetmenin matemiyle ve onun ölümünden sorumlu olma hissiyle yüzleşiyor. Bunun için kendini hiç affedememiş. Şimdi karşısına geçip kendisine bakan bu çocuk eski dostuna öylesine benziyor ki ona Apollo’yu hatırlatıyor. Üstelik Adonis de o tehlikeli arenaya girmeyi hedefliyor ve kendisini oraya Rocky’nin taşımasını istiyor. Rocky ise bunu istemiyor; Apollo’nun çocuğunun da zarar görmesine neden olmak istemiyor. Ama biliyor ki kendi yapmasa, bir başkası yapacak. İşte o durumda Donnie gerçekten zarar görebilir. Belki Rocky elinden gelenin en iyisini yaparsa, onu güvende tutabilir ve yıllarca önce olan şeyi telafi edebilir.”

5 Ocak 2014

Escape Plan 10 Ocak'ta gösterime giriyor


Başrollerinde efsane oyuncular Sylvester Stallone ve Arnold Schwarzenegger’in yer aldığı aksiyon filmi Kaçış Planı, 10 Ocak’ta izleyicisiyle buluşacak. Son zamanların çok konuşulan ismi Mikael Håfström’un yönetmenlik koltuğuna oturduğu Kaçış Planı’nda dünyanın en azılı suçlularının kalacağı bir hapishane inşa edilir, tüm hapishaneleri inşa eden ve onlardan ustalıkla kaçan Ray Breslin (Sylvester Stallone) bu hapishaneyi kontrol etmek ve kaçışa uygun olup olmadığını anlamak için yerleştirilir. Ray düştüğü tuzaktan habersiz görevi kabul eder, hapishaneye yerleşir dünyanın en tehlikeli adamı Emil Rottmayer’den (Arnold Schwarzenegger) destek alarak kaçışını planlar ve soluksuz aksiyon başlar. 

Ray ve ekip arkadaşları Abigail, Hush ve Lester dünyanın en korunaklı hapishanesinden kaçma rekabetine katılmak için teklif aldıklarında, bu yarıştan kaçmamaya karar verirler. Bu kaçma planı için tek bir şart koşulur, Breslin, hapisteyken ekip arkadaşlarıyla görüşemeyecektir. Görevi tamamlayamayacağı zaman da hapishane müdürüne “kırmızı kod” verecek ve görev iptal edilecektir. Nereye götürüldüğünden habersiz olan Breslin, hapishaneye ulaştığında, hücrelerin asla kırılamayan cam hücreler olduğunu, hapistekilerin tamamının öldürmeye programlanan mahkûmlar olduğunu, muhafızların ağır silahlı ve maskeli olduklarını görür. Breslin, kaçış planı yaparken hapishane müdürü Hobbes, bu anlattıklarından haberi olmadığını, Breslin’in de normal bir mahkûm olduğunu söyler. Hayatı boyunca hiç kullanmadığı ve görevin iptal edilmesini işaret eden “kırmızı kod”u kullanmasına rağmen, hapishanedeki hiç kimse bu olaydan haberdar değildir. Breslin tuzağa düşürüldüğünü anlar ve çaresizce hapishanenin en karanlık adamı Emil Rottmayer'den yardım almak zorunda kalır.

Kaçış Planı’nın başrol oyuncusu Stallone “Bugünün izleyicileri zeki ve talepkâr. Onlara beklediklerinden fazlasını ve farklı bir şeyler vermek zorundasınız. Ben ve Arnold’ın aynı filmde olması gibi. İnsanlar ikimizden böyle bir film çıkmasını beklemezlerdi, bu da onların isteğini vermek demek. Birbirimize paralel kariyerlerde olan, altın çağımızı yaşayan, zor filmlerin adamlarıyız. Bu filmde her şey çok farklı, büyük silahlar yok, patlamalar yok, bombalar var. İki karakter de bu kez beyinlerini kullanmak zorunda. Filmde çok fazla aksiyon var ama daha çok düşünmesi gereken adamların aksiyonu diyebilirim. Bu rol hayatımın en güzel döneminde, en keyifli işim oldu.” diyor ve ekliyor “Karakteri çok inandırıcı buldum. Bize sürekli senaryo gelir bilirsiniz, ilk 30 sayfada da işin nereye gideceği belli olur. Kaçış Planı öyle değildi, hikâyenin başında ortasında ne olacağını asla tahmin edemiyorsunuz. Birkaç tahminde bulundum ama sonu hiç de beklediğim gibi değildi. Breslin, tuzağa düştüğünü anladığında, tek çaresi Emil Rottmayer’den yardım almak oluyor. Birbirlerine hiç güvenmeyen bu iki adamın tek umudu yine birbirlerine inanmaktan geçiyor. Ray hapisteki herkesten şüpheleniyor ve kimseye güvenmiyor. Ray ve Emil arasındaki satranç da burada başlıyor.”