erotik drama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erotik drama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2016

Neden underrated? - Intimacy


Hanif Kureishi’nin aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Intimacy (Mahremiyet), pornografiye göz kırpan bir erotik drama. Avrupa’dan çıkan bir ortak yapım olan film, erotik film türü içerisinde değerlendirdiğimizde bu alandaki yetkin işlerden biri ama genel kitlenin böyle düşünmediği çok açık. Uluslararası sinema sitelerindeki yorum ve puanları da hesaba katarsak Intimacy için underrated diyebiliriz. Şimdi yönetmen Patrice Chereau’nun ne yapmak istediğine ve filmin neden underrated olduğuna bir bakalım.

Orta yaşlı iki insan sadece seks yapmak için bir araya gelir. Tutkuyla sevişirler. Heyecanlarına hâkim olamazlar. Filmin açılış kısmında yer alan pornografik seks sahnesi yönetmen Chereau’nun cesaretinin bir göstergesi olmakla birlikte seksi tüm çıplaklığı ve doğallığıyla verme amacının bir sonucudur diye düşünüyorum. Sonraki sahneler de zaten bunu kanıtlıyor. Seks bazen sadece seks değildir… Küçük bir kaçamak bazen raydan çıkmanıza sebep olabilir. Intimacy’de ana karakterlerimiz Jay ve Claire sadece hazzı yaşamak için birlikte oluyorlar. Bu birlikteliğin süreklilik kazanması ise spontene gelişen bir şey. Seks süreklilik kazandığında ise kendi özel hayatlarında mutsuz olan çiftimiz, hazla mutluluğu yakalamaya çalışıyorlar ve bu mutluluk anları beklenmedik bir şekilde başka duyguların bedenlerini sarmasına sebep oluyor. Karakterlerimiz seks dışında herhangi bir paylaşımda bulunmuyorlar. Bu durum Jay’in hazla başlayan aşkı sonrasında kadının hayatına müdahil olma çabasıyla filmi ilginç bir noktaya sürüklüyor.

Yönetmen Chereau, modern hayatla birlikte yaşam biçimimizin değiştiğini, bunun da ilişkilerimizi ve sekse bakışımızı doğrudan etkilediğini söylüyor. Yeni yaşam biçimimizin ilişkilerimizde yarattığı köklü değişimlerin başında sekse dayalı ilişkilerin daha çok tercih edilir olması geliyor. Film de şunu demeye getiriyor sanki: Evet, seks odaklı birliktelikler istiyoruz ve yaşıyoruz, yarını düşünmüyoruz, sorumluluktan kaçıyoruz. Peki, sonucu ne oluyor? Daha mı mutlu oluyoruz? İşte Intimacy’nin cevabı koca bir hayır. Öte yandan karakterlerimize baktığımızda farklı bir okuma da yapabiliriz. Claire evli ve çocuklu bir kadın, Jay ise iki çocuğu olan ve uzun zamandır yalnız yaşayan bir adam. Dolayısıyla geleneksel ve toplumun büyük çoğunluğu tarafından onaylanan ilişki biçiminin de modern insanın beklentilerine cevap olamadığını söyleyebiliriz. Mutsuz iki insan hazzı yaşamak için bir araya geliyor. Birinin kaçışı (kadınınki), diğerinin kendini bulması (erkeğinki) anlamına gelse de nihayetinde anlık mutlulukların ötesine geçilemeyeceğinin altı çiziliyor. İlişkileri zorlaştıranın ve hatta belki imkânsızlaştıranın modern hayatın getirdiği yeni korkularımız olduğu sonucuna varabiliriz.

İlişkilerimiz ve seksin hayatımızdaki yerini, erotizmi daima ikinci planda tutarak ele alan Intimacy, muhtemelen erotik film beklentisiyle izleyen sinemaseverleri tam da bu sebepten tatmin etmedi. Yönetmen Chereau, seyircisinden hazzın dışına çıkarak düşünmesini ve hissedebilmesini istiyor. Elindeki sağlam metinden, dramatik çatısı iyi kurulmuş, karakterlerin kimyasının tuttuğu iyi bir film çıkartıyor. Fifty Shades of Grey gibi erotik filmlerin yoğun ilgi gördüğü şu dönemde, Intimacy gibi içi dolu ve de erotizmi gerçekten hissedebileceğiniz filmlerin kıymeti bilinmeli diyorum.

29 Mayıs 2012

Metropol insanının yalnızlığı: Shame


İlk filmi Hunger (Açlık) ile azımsanmayacak bir başarı elde eden Steve McQueen'in başrollerine Michael Fassbender ve Carey Mulligan'ı yerleştirdiği ikinci uzun metrajı Shame (Utanç) vizyona girdiği yılın en iyileri arasında gösterdiğimiz son derecede başarılı bir çalışma. Filmde; 30'lu yaşlarında New York'ta yaşayan seks bağımlısı, yalnız bir adamın, günün birinde kız kardeşinin kısa bir süre için yanına taşınmasıyla tamamen değişen hayatı konu ediliyor.

Filmi çözümlemek için Brandon karakterine bakmak, içinde bulunduğu koşulları kavramak ve ruh halini anlamlandırmak şart. New York gibi bir metropolde yapayalnız bir insan Brandon; geçmişin acılarını bilinç altında bir yere gömmüş, ailesiyle ilişiğini kesmiş, sosyo-ekonomik açıdan refaha ulaşmış, yüzeyde yapay bir mutlulukla hayatını idame ettiren, sorunların üzerine gitmektense kaçmayı tercih eden, belki de tüm bu sorunların ve mutsuzluğun dışavurumu olarak ortaya çıkan seks bağımlılığıyla kendisine ve çevresindekilere zarar vererek yaşamını sürdüren, bağımlılığından kurtulamayan-kurtulmak da istemeyen bir karakter. Kız kardeşinin gelişiyle Brandon'ın hayatı neden alt üst oluyor peki? Sebebi basit. Brandon'ın yalnız bir hayatı seçmesindeki ana etken bağlanma korkusu. Sissy'nin gelişiyle aileye dair anılar ve unutulmak istenen geçmiş gün yüzüne çıkıyor. İkisi arasındaki kardeşlik bağı ve bir abi olarak Brandon'a biçilen kardeş sorumluluğu onu fazlasıyla rahatsız ediyor. Brandon, bir iş arkadaşıyla yakınlaşıyor. Bu yakınlaşmanın ertesinde bir otel odasında ilişkiye giriyorlar. Daha doğrusu giremiyorlar. İkili arasında oluşan duygusal bağa ilişkin küçük bir kıvılcım dahi seks bağımlısı olan Brandon üzerinde ters tepki yapıyor. Sahne sonrasında başka bir kadınla ilişkiye girmesi-girebilmesi de bu savı destekliyor. 

Shame'de ana tema yalnızlık. Metropol insanının yalnızlığı... Steve McQueen, bu çerçevede bir birey üzerinden yalnızlık olgusunu irdeliyor diyebiliriz. Bunu da gerçekçi bir yapı kurarak dingin bir anlatım ile gerçekleştiriyor. Filmin dramatik yapısı farklı dünya görüşüne sahip iki kardeşin çatışması ve Brandon'ın suçluluk duygusu üzerine kurulmuş. McQueen, modern hayatın getirdiği yeni yaşam biçiminin insanlığı götürdüğü noktaya işaret ediyor. Bunu da geçmişini bilmediğimiz, kendini hayatın akışına kaptırmış ama hayattan da bir beklentisi olmayan yalnız bir adam üzerinden vermeye çalışıyor. Diğer yandan da insanı bu duruma getiren sistemi eleştiriyor. Olası alt metin sanırım kapitalist sistem. Belki de modern yaşamın çocukluktan başlayarak insanı psikolojik sorunlarla dolu bir geleceğe hazırlaması. Tabi McQueen'in filmi karakter draması düzleminde ele alması ve erotik dram ambalajıyla sunması işin rengini değiştiriyor.

Shame'de açılış ve kapanıştaki metro sahneleri kilit bir noktada duruyor  -spoiler- Açılışta Brandon, sarışın, alımlı bir bayanla kesişiyor ve kadın indiğinde peşinden koşturuyor (kadının) parmağındaki yüzüğe aldırmadan. McQueen, henüz filmin ilk dakikalarında Brandon'ı böyle bir ruh haliyle karşımıza çıkararak karakter hakkında genel bir izlek oluşturuyor. Ve sona gelindiğinde aynı sahne tekrarlanıyor fakat bu kez Brandon, kadını takip etmiyor. Yaşadıkları buna izin vermiyor. Karakter üzerindeki değişimi çarpıcı bir şekilde göstererek filmi noktalayan McQueen, hedefine ulaşıyor. - spoiler sonu-

Shame'in Oscar yarışına dahil edilmemesi ise büyük talihsizlik. Akademi neden görmezden geldi bu cesur filmi? Ah evet sorunun cevabı da sanırım 'cesur' kelimesinde saklı. Zira Shame; En İyi Film Oscar'ına aday olan Moneyball, War Horse, The Descandants, Midnight in Paris ve Extremely Loud and Incredibly Close'dan çok daha güçlü bir film. En iyi film adaylığı bir yana Michael Fassbender'in unutulmaz performansı nasıl ıskalandı? Öyle ki, bu performans bir oyuncu Oscar'a aday olabilmek için daha ne yapmalı sorusunu getiriyor insanın aklına.

Son söz: Shame, 18+ yaş sınırına tabi tutulan ve cüretkar seks sahneleriyle de çokça konuşulan ancak erotik film kalıbı içerisine dahil edilemeyecek çarpıcı bir drama 8.7\10