5 Eylül 2013

İlk İzlenim: "Gravity"

Yakın geleceğe dair distopik bir hikaye anlatan ilk bilimkurgu çalışması Son Umut (Children of Men) ile büyük takdir toplayan Alfonso Cuaron, yeni filmi Gravity ile sıkı bir dönüş yapmaya hazırlanıyor. 3D teknolojisiyle desteklenen filmde George Clooney ve Sandra Bullock başrolleri üstleniyor. Gravity'nin hikayesi bakacak olursak; bir tıp mühendisi olan Dr. Ryan Stone'la son görevine çıkan deneyimli astronot Matt Kovalski'nin mekiklerinin parçalanmasıyla uzay boşluğunda yalnız kalmaları ve kurtuluş için umutsuzca çırpınışları konu edilmekte.

Bilim mi Mistisizm mi?
Elimizde filmin fragmanı ve kısa hikayesi dışında bir şey olmadığından, bizi nasıl bir film beklediği üzerine biraz fikir yürütmek istiyorum. Gravity'nin fragmanına bakarsak parçalanmış mekik etrafında dönüp duran iki karakterimizin yaşadığı gerilim dışında bir şey göremeyiz. O zaman şu sorudan başlayalım: Uzayda asılı kalan iki astronotun kurtulma şansı var mı? Cevap hayır. Bu noktada filmin bir yere varabilmesi için karakterlerimizin ister mistik isterse de başka bir canlı formunun müdahalesine ihtiyaç duyacağı tartışma götürmez bir gerçek. Peki Gravity hangi yoldan gidecek? Bu soruya net bir cevap vermek zor olsa da uzayın sonsuzluğunda ilerleyen iki bilim insanının mistik bir oluşla kurtuluşa erebileceğini ve belki de kendi geçmişleri veya gerçeklikleriyle yüzleşeceklerini öngörebiliriz  (bilim-din çatışması da olabilir). Şöyle de diyebiliriz: mekik parçalandığında hakiki bir açık alan gerilimine açılacak olan film, daha sonra derin bir sessizlik ve minimal bir anlatıyla -ulaşacağı noktaya göre- seyirciyi ikiye bölecek gibi görünüyor. Sonu itibariyle de gerilim ve aksiyon bekleyen seyircileri üzebilir.

Filmin eleştirisi için tıklayınız

Gravity'yi izledikten sonra hangi filmleri konuşacağız?
Ne olursa olsun Gravity'nin esin kaynaklarının başında Kubrick'in destanı 2001: A Space Odyssey geliyor. Bunu söylemek için belki çok erken ama görünen köy de klavuz istemez. İkinci filmimiz 2001'e selam çakan Brian De Palma bilimkurgusu Mission to Mars. Özellikle uzay boşluğunda ve uzayın derin sessizliğinde hayat mücadelesi veren karakterlerin yaşadığı gerilimle ciddi bir benzerlik kurabiliriz iki film arasında. Ve elbette öngördüğümüz gibi Gravity mistiğe açılırsa Mission to Mars'la olan ilişkisi ileri seviyede olacaktır. Eğer başka bir tür devreye girerse, James Cameron'un başyapıtlarından The Abyss'da okyanusun ışık görmeyen en karanlık kuytularına tek başına inen -uzayı andırırcasına- ana karakter Bud'ın hayatta kalıp kalamayacağı sorusuna verdiği cevap, Gravity'nin seçeceği yola göre iki filmi bağlayabilir.

Son söz: 2013 içerisinde çok sayıda bilimkurgu filmi izleyeceğiz. Bunların içinde Gravity, sessiz ve derinden gideni kesinlikle. Yılın sürpriz filmi olabilir. Gösterim Tarihi 11 Ekim


3 Eylül 2013

The Descent ve Gwoemul


The Descent 

İlk filmi Dog Soldiers ile iyi bir çıkış yapan Nell Marshall, ikinci korku denemesi Cehenneme Bir Adım’la da adını geniş kitlelere duyurmayı başardı. İngiliz Sinema Yazarları Birliği tarafından o yılın en iyi korku filmi seçilmesi ve türün hayranlarını da tatmin edebilmesi, korku sinemasının Hollywood tekelinde olmadığını bir kez daha gösterdi. Adrenalin sporlarını seven 6 kadının daha önce kimsenin girmediği söylenen bir mağaraya inmeleri, içerde mahsur kalmaları ve çıkış ararken insan formunda bir grup yaratığın saldırısına uğramalarıyla giriştikleri hayatta kalma mücadelesinin anlatıldığı film, öncelikle atmosferiyle göz dolduruyor. Mağara klostrofobiyi yoğun biçimde hissettirirken, yaratıkların saldırısı bir hayli ürkünç sahneleri beraberinde getiriyor. Korkutma potansiyeli yüksek bir film olan Cehenneme Bir Adım’ı son 10 yılın en iyi korku filmi arasına sokan sebepler ise bunlarla sınırlı değil. Marshall, türevleri pek çok kez işlenmiş olan doğada bir grup insanın hayatta kalma savaşını, karakterlerin tamamını kadınlardan seçip, onları kendi doğalarıyla yüzleşmelerini sağlayarak kadın erkek fark etmeksizin insanoğlunun karanlık yüzünü resmediyor. Filmi gerçekçi bir finalle noktalayan yönetmen, belki de bu bir Hollywood filmi değil demeye getiriyor. Vasat bir devam filmi çekildiğini ve üçüncüsünün de yolda olduğunu not düşelim.


Gwoemul

Bong Joon-ho’nun üçüncü filmi Gwoemul (Yaratık), yükselişe geçen Güney Kore sinemasının gişe anlamında en büyük başarısına imza attı. Tüm dünyada yankı bulan film, esasen benzerlerine aşina olduğumuz bir yaratık hikayesi anlatmakta. Güney Kore’deki Amerikan askeri üssünde, formaldehiti adlı bir kimyasalın lavabodan dökülmesi, nehre ulaşıp birkaç yıl sonra bir balığın mutasyona uğrayarak dev bir yaratığa dönüşmesine sebep olur. Yaratığın küçük bir kızı kaçırmasıyla eksantrik bir ailenin kızlarını kurtarma mücadelesine tanık oluruz. Yaratığı filmin henüz başlarında seyirciye gösteren yönetmen, merak unsurunu ikinci plana atıp bir ailenin dramına odaklanabiliyor bu şekilde. Ailenin dramı demişken, olayın vehameti ve şehirde yaşanan infiale rağmen Bong Joon-ho, aralara serpiştirdiği mizahla seyirciye farklı duygular yaşatmasını biliyor.  Bilimin yanlış ellerde çeşitli yaratıkların doğmasına sebep olması durumu, Gwoemul’da bir ihmalkarlık sonucu vuku buluyor. Ortaya çıkan şey, Godzilla’dan Jaws’a ve hatta The Thing’e kadar unutulmaz hayvan\yaratıkları akla getiriyor. Filmi özetlemek gerekirse; bilimkurgudan drama uzanan, komedi duraklarına uğrayıp gerilimle şahlanan bir melez tür Gwoemul. Bütününe baktığımızda, türsel olarak bir korku filmi izlediğimizi söyleyebiliyoruz.