2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2013

Only God Forgives


Birçok sinemaseverin Drive ile tanıdığı Danimarkalı yönetmen Nicholas Winding Refn'in Drive'ın izinden gittiği ancak yeni bir üslup denemesine giriştiği son filmi Only God Forgives (Sadece Tanrı Affeder), Cannes Film Festivali'nde yuhalandı. Bu, film vizyona girdiğinde karşılaşacağı eleştiri bombardımanının ilk turuydu sadece. Geçtiğimiz Temmuz ülkemizde de gösterime giren Only God Forgives benzer eleştirileri bizde de aldı. 

Peki, neden sevilmedi bu film? Sebep basit gibi görünse de irdelemeye çalışalım. Aslında Only God Forgives'in beğenilmeme sebeplerini araştırırken Drive'a bakmak gerekiyor. Drive'ın çok başarılı bir film olması sonrasında, Refn'in benzer bir filmle dönecek olması yeni bir Drive beklentisi yarattı. Ancak temel sorun bu değil. Drive, Renf'in anlatı olarak tarzının dışına çıktığı, genel kitlenin daha kolay hazmedebileceği bir işti. Nicholas Winding Refn, her ne kadar Only God Forgives'te deneysel bir işe soyunsa da özüne döndüğünü söylemek lazım. Yönetmenin Valhalla Rising'ini izleyenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Karakterlerini varoluşsal sorunlarla baş başa bırakan, az diyalog kullanıp, mizansenlere daha fazla anlam yükleyen-yüklemeye çalışan Refn, Only God Forgives'te Drive'ın dünyasını Valhalla Rising'in biçimci numaraları ve derinliğiyle buluşturuyor diyebiliriz.

Refn, filmde renklerle oynuyor, ağırlaştırılmış çekimler ve ilginç kamera açılarının üzerine döşediği müzikle seyircisini hipnotize edeceği bir dünyanın içine sürüklüyor. Elbette hikaye akışı ikinci planda tutulduğu için pek çok seyirciyle arasına mesafe koymuş oluyor Refn. İşin özü seyirci hiçbir karakterle özdeşlik kuramıyor. Hikayeye de yabancılaşınca bu stilize suç filminin amacı ve ne yapmaya çalıştığı sorgulanmaya başlıyor. Ve elbette beklenen final de gelmeyince seyirci filmden iyice kopuyor. Only God Forgives'te esasen 'iyi' diyebileceğimiz bir karakter yok. Ana karakterimiz ve etrafındakiler uyuşturucu ticaretine bulaşmış, yer altı dünyasında sözü geçen, nüfuzlu kişiler. Kanun adamları ise özellikle de Chang 'kötü polis'in de önüne geçip şeytani bir figür olarak çiziliyor. Refn'in karakterlerine tanrısal bir bakış açısıyla yaklaşması, intikam filmi veya suç filmi trüklerinden uzak durmaya çalışması gibi kritik detaylar, yönetmenin bir tür deneye dönüştürdüğü biçimci üslubuyla topluca değerlendirildiğinde filmin önemini artırıyor. Şiddet kullanımı ise abartılacak kadar yüksek dozda olmadığından ayrıca üzerinde durmanın lüzumu yok.

Son söz: Only God Forgives, yönetmenimiz Nicholas Winding Refn'in senaryo yazım aşamasında içine girdiği varoluşsal sorgulamanın nimetlerini toplayıp, suç filmlerine yeni bir soluk getiriyor. 8.5\10

28 Eylül 2013

İlk İzlenim: "Ender's Game"


Oscar Scott Card'ın 1985'de yazdığı bilimkurgu romanı Ender's Game, kısa zamanda popüler bir esere dönüşmüş ancak, potansiyeli yüksek romanın hakkını verebilecek bir film için uygun ortamın oluşması beklenmiş. Büyük bütçeli filmin yönetmenliğini Tsotsi, Rendition ve X-Men Origins: Wolverine gibi ortalama filmleriyle tanıdığımız Gavin Hood üstlenirken, ona Harrison Ford, Ben Kingsley ve Viola Davis gibi usta oyuncular ve tanınmamış genç isimlerden oluşturulan bir kadro eşlik etmekte.

Hikaye aşağı yukarı şöyle: Çok da uzak olmayan bir gelecekte, Dünya bir uzaylı istilasına uğrar. Gezegeni kaybetmemek için büyük bir savaş veren insanlık, "International Force" adını verdikleri bir birlik kurar. Özel yetenekleri olan Ender adlı bir çocuk da bu savaşa öncülük etmesi için eğitilecektir. 

Ender's Game'in yayınlanan ilk fragmanına baktığımızda ilk akla gelen geçtiğimiz yılın hit olmayı başarmış bilimkurgusu The Hunger Games oluyor. Uzaylı istilası omurgası üzerinde yükselen ve tamamen farklı bir koldan beslense de kıyafet tasarımları ve yetenekli çocukları öne çıkarmasıyla iki film arasında bir benzerlik kurmak mümkün. Aslında Ender's Game'in büyük bir prodüksiyon olarak sinemaya uyarlanmasındaki ana motivasyonun The Hunger Games'in gişe başarısı olduğunu söyleyebiliriz. Hollywood bunu hep yapıyor. Twillight'ın inanılmaz başarısı sonrasında Warm Bodies'ı çeken de onlar. Burada da aynı mantıkla hareket ediyorlar. Ender's Game'e dönersek, filmin dünyada ve uzayda geçen bölümleri ve savaş sahneleriyle olumlu bir izlenim bıraktığını ancak üstün bir bilimkurgu değil de iyi seyirlik bilimkurgulardan olacağını öngörebiliriz.

Ender's Game, Amerika'da 1 Kasım'da vizyona girecek. Bizde de Kasım ayı içerisinde gösterime girmesi bekleniyor.



15 Eylül 2013

Diana 20 Eylül'de Sinemalarda


Galler Prensesi Diana'nın son iki yılına ışık tutan bir film Diana. Akademi ödüllü güzel oyuncu Naomi Watts'ın canlandırdığı Prenses Diana rolü, içinde çok naif ve duygulu bir kadını barındıran bir aşkın hikayesi. Downfall'ın yönetmeni Oliver Hirschbiegel'in yönetmenlik koltuğuna oturduğu Diana, içinizi acıtacak cinsten bir hikaye olarak lanse ediliyor. Kate Snell'in kaleme aldığı "The Clink" kitabından sinemaya uyarlanan Diana, bir insanın gerçek aşkı ve mutluluğu nasıl bulduğunu, sosyal sorumluluk duygusunu ve hak ettiği aşkı anlatıyor.

Yönetmen Oliver Hirschbiegel, Diana'nın bir biyografi değil, bir hikaye olduğunun altını çiziyor. "Diana, tüm dünyaya mal olmuş ve herkesin sevgisini kazanmış bir kadın. Böyle bir karakterin filmini yapmak büyük riskler içeriyor. Biz Galler Prensesi Diana'nın iç dünyasındaki karanlıkları aydınlatmak için bu filme başladık. Ve bunu başardık diye düşünüyorum" diyor.

Londra prömiyeri sonrasında eleştirilerin odak noktası oldu Diana. İngiliz sinema yazarları Diana'nın pembe dizi havasında olduğundan ve filmin amacının ne olduğunu kestiremediklerinden dem vurmuşlar. Naomi Watts'ın Diana performansı da pek beğenilmemiş duyduğumuz kadarıyla.

         

6 Eylül 2013

Arınma Gecesi (The Purge) 13 Eylül'de Sinemalarda


Her yıl bir gece, sonuçlarına katlanmadan her türlü suçu işleyebilseydiniz ne yapardınız? Bir ailenin tek bir gecede yaşadıklarını ele alan spekülatif gerilim filmi Arınma Gecesi'nde dört kişi, tehlikelerle dolu dış dünyanın evlerine zorla girdiğinde ne kadar ileri gidecekleri konusunda sınanacaktır. Suçun kol gezdiği ve hapishanelerin dolup taştığı Amerika'da hükümet, her yıl cinayet de dahil her türlü suç eyleminin yasal olmasına 12 saatliğine izin vermektedir.

Polis aranamaz. Hastaneler yardıma ara verir. Halkın, kendini ceza yoluyla düzene koyduğu bir gecedir. Şiddetin ve suçun her yeri sardığı bu gecede bir aile, bir yabancı kapılarını çaldığında, kim olacaklarının kararıyla mücadele edecektir.

Yıllık Arınma Gecesi sırasında James Sandin'in (Ethan Hawke) güvenlikli evine davetsiz bir misafir zorla girdiğinde bir aileyi parçalamakla tehdit eden bir dizi olay da başlamış olur. Şimdi geceyi saklandıkları canavarlara dönüşmeden geçirmek James'e, karısı Mary'e ve çocuklarına bağlıdır.

James DeMonaco'nun yönetmenliğini üstlendiği The Purge'un IMDB puanı 5.5 Dolayısıyla umut vaaat etmiyor diyebiliriz. Karar sizin!


5 Eylül 2013

İlk İzlenim: "Gravity"

Yakın geleceğe dair distopik bir hikaye anlatan ilk bilimkurgu çalışması Son Umut (Children of Men) ile büyük takdir toplayan Alfonso Cuaron, yeni filmi Gravity ile sıkı bir dönüş yapmaya hazırlanıyor. 3D teknolojisiyle desteklenen filmde George Clooney ve Sandra Bullock başrolleri üstleniyor. Gravity'nin hikayesi bakacak olursak; bir tıp mühendisi olan Dr. Ryan Stone'la son görevine çıkan deneyimli astronot Matt Kovalski'nin mekiklerinin parçalanmasıyla uzay boşluğunda yalnız kalmaları ve kurtuluş için umutsuzca çırpınışları konu edilmekte.

Bilim mi Mistisizm mi?
Elimizde filmin fragmanı ve kısa hikayesi dışında bir şey olmadığından, bizi nasıl bir film beklediği üzerine biraz fikir yürütmek istiyorum. Gravity'nin fragmanına bakarsak parçalanmış mekik etrafında dönüp duran iki karakterimizin yaşadığı gerilim dışında bir şey göremeyiz. O zaman şu sorudan başlayalım: Uzayda asılı kalan iki astronotun kurtulma şansı var mı? Cevap hayır. Bu noktada filmin bir yere varabilmesi için karakterlerimizin ister mistik isterse de başka bir canlı formunun müdahalesine ihtiyaç duyacağı tartışma götürmez bir gerçek. Peki Gravity hangi yoldan gidecek? Bu soruya net bir cevap vermek zor olsa da uzayın sonsuzluğunda ilerleyen iki bilim insanının mistik bir oluşla kurtuluşa erebileceğini ve belki de kendi geçmişleri veya gerçeklikleriyle yüzleşeceklerini öngörebiliriz  (bilim-din çatışması da olabilir). Şöyle de diyebiliriz: mekik parçalandığında hakiki bir açık alan gerilimine açılacak olan film, daha sonra derin bir sessizlik ve minimal bir anlatıyla -ulaşacağı noktaya göre- seyirciyi ikiye bölecek gibi görünüyor. Sonu itibariyle de gerilim ve aksiyon bekleyen seyircileri üzebilir.

Filmin eleştirisi için tıklayınız

Gravity'yi izledikten sonra hangi filmleri konuşacağız?
Ne olursa olsun Gravity'nin esin kaynaklarının başında Kubrick'in destanı 2001: A Space Odyssey geliyor. Bunu söylemek için belki çok erken ama görünen köy de klavuz istemez. İkinci filmimiz 2001'e selam çakan Brian De Palma bilimkurgusu Mission to Mars. Özellikle uzay boşluğunda ve uzayın derin sessizliğinde hayat mücadelesi veren karakterlerin yaşadığı gerilimle ciddi bir benzerlik kurabiliriz iki film arasında. Ve elbette öngördüğümüz gibi Gravity mistiğe açılırsa Mission to Mars'la olan ilişkisi ileri seviyede olacaktır. Eğer başka bir tür devreye girerse, James Cameron'un başyapıtlarından The Abyss'da okyanusun ışık görmeyen en karanlık kuytularına tek başına inen -uzayı andırırcasına- ana karakter Bud'ın hayatta kalıp kalamayacağı sorusuna verdiği cevap, Gravity'nin seçeceği yola göre iki filmi bağlayabilir.

Son söz: 2013 içerisinde çok sayıda bilimkurgu filmi izleyeceğiz. Bunların içinde Gravity, sessiz ve derinden gideni kesinlikle. Yılın sürpriz filmi olabilir. Gösterim Tarihi 11 Ekim


19 Temmuz 2013

Yeni Sezonun Ağır Topları


Yaz sezonu Hollywood blocbuster'larının keyfiyle sürüp giderken, Eylül'de start alacak yeni sinema sezonunun da heyecanı sarmaya başladı. Bu seçkide 2013 Eylül'den 2014 yaz sezonuna kadar vizyona girmesi planlanan filmlerin adını duyduğumda heyecanlandığım 10 tanesini derledim. Bilimkurgudan korkuya, biyografilerden, dönem filmlerine, epik ve erotik dramaya kadar her telden 10 film... Henüz gözümüze ilişmeyen ve oscar sezonunda fark edebileceğimiz üstün yapımlar ve sürpriz tür filmleri çıkacaktır muhakkak. Yeni sezonda; Coen kardeşlerin Inside Llewyn Davis'inden, Woody Allen'ın Blue Jasmine'ine, Asghar Fahradi'nin Le Passe'sine kadar merakla beklediğimiz daha pek çok film var şüphesiz.. Oscar yarışına dahil olacak filmlere - bir kaçı dışında- girmek istemedim.

1- Interstellar: Christopher Nolan'ın yeni bilimkurgu harikası olmaya aday filmi.. Tartışmasız yeni sezonun büyük yankı uyandıracak filmlerinin başında geliyor. En geç 2014 yazına yetişecektir. Filmle ilgili detayları daha önce kaleme almıştım. Bakınız


2- Noah: Darren Aronofsky'nin dini-epik filmlere yeni bir yorum getirmesini beklediğim Noah'ı yeri göğü inletecek gibi. 28 Mart 2014'e kilitlendik desek yeridir. Detaylı değerlendirmem burada


3- Nymphomaniac: Lars Von Trier, Antichrist ve Melancholia ile öyle bir salladı ki.. Bu iki filmin ardından ne çekse yerimizde duramazdık. Nymphomaniac'ın koparacağı fırtınaya kapılmak için gün sayıyoruz. Detaylar burada


4- Twelve Years A Slave :Hunger ve Shame'den sonra bir dönem filmi olan Twelve Years A Slave ile yönetmen Steve McQueen, gümbür gümbür geliyor. Filmin ilk fragmanı öyle iddialı ki.. Ya cast? Michael Fassbender ve Brad Pitt adları yeter ama çok daha fazlası var. Oscar sezonuna yetiştirilecek olan film bir ödül avcısın dönüşebilir.


5- The Wolf of Wall Street: Yeni bir Martin Scorsese-Leonardo Di Caprio işbirliği daha.. Scorsese'nin adı yetiyor kısacası. Filmle ilgili detayları burada bulabilirsiniz.


6- Gravity: Children of Men ile bilimkurgu sinemasında son dönemin çarpıcı işlerinden birini ortaya koyan Alfonso Cuaron'un yeni bilimkurgusu minimal bir uzay macerası sunuyor. Kabul etmek gerekir ki, yılın sürpriz filmlerinden biri olacağı gibi büyük bir hayal kırıklığına da dönüşebilir. Oldukça riskli bir film ama Cuaron'a güveniyoruz. Detaylı incelemem burada


7- The Conselor: Ridley Scott'ın yönetmenliği ve yıldız oyuncu kadrosuyla merak uyandıran The Conselor, ilk teaser'ını da hesaba katarsak beklentileri boşa çıkarmayacağını söyleyebiliriz. Daha fazlası için bakınız


8- The Conjuring: Tesetere'nin yaratıcısı James Wan'dan iddialı bir korku filmi daha geliyor. Karanlık kullanımı, atmosferi ve merak uyandıran hikayesiyle yılın ıskalanmaması gereken filmlerinden The Conjuring. Detaylar için bakınız


9- The Grandmasters: En son My Blubery Nights ile izlediğimiz Çinli yönetmen Wong Kar Wai'nin yaklaşık 5 yıldır üzerinde çalıştığı, 2 yıldır da çekimleriyle meşgul olduğu filmi The Grandmasters'ı nihayet tamamladı ve çeşitli festivallerde açılışını da yaptı. Bruce Lee'nin hocası Ip-Man'in hikayesi diyebileceğimiz yapım, uzak doğu dövüş sanatlarının estetik bir sunumu olacak gibi.


10- American Hustle: Son iki filmi The Fighter ve Silver Linings Playbook'la büyük bir çıkış yakalayan David O. Russell'ın çıtayı biraz daha yukarı çektiği yeni çalışması American Hustle, iddiasını gizlemeyen filmlerden. Kadroda kimler yok ki; Bradley Cooper, Jennifer Lawrence, Christian Bale, Robert De Niro, Amy Adams ve daha fazlası..



9 Nisan 2013

Aksiyon Patlaması "Star Trek: Into the Darkness"


60’lı yıllardan bugüne uzanan bir uzay macerası olan Star Trek ya da bizdeki adıyla Uzay Yolu; dostluk, fedakarlık ve onur gibi kavramların altını çizen ve kainatın dört bir köşesinde yeni maceralara yelken açan Atılgan ve ekibinin birbirinden bağımsız heyecan dolu hikayelerini perdeye taşır. 1994’te başlatılıp 2002’de son verilen ve adına yeni nesil denilen Star Trek’te Kaptan Kirk, Mr. Spock ve Scotty gibi bir Star Trek filminin olmazsa olmazı ana karakterlerin yer almamasıyla gelen başarısızlık, Star Trek’in 3. Kuşak sinema serüveninde efsanenin köklerine döndürülmesini sağlayıp, yepyeni bir serinin de fitilini ateşlemiş oldu. J. J. Abrams’ın yönetmenliğinde 2009’da karşımıza çıkan Star Trek, Kaptan Kirk’ün, Mr. Spock’un kısaca tüm Atılgan ve ekibinin bugüne dek hiç anlatılmamış olan gençliklerine ışık tuttu. Ve o filmin getirdiği başarı, yine Alex Kurtzman, Robert Orci ve David Lindelof üçlüsünün elinden çıkma senaryosuyla ‘Bilinmeze Doğru’ yoluna devam ediyor.

Aksiyon sinemasına olan hakimiyetiyle Star Trek filmlerine yeni bir soluk getiren Abrams, 2009’da çektiği Star Trek’le aynı çizgide seyreden yeni macerada aksiyonun dozunu iyice artırmış. Ancak, Abrams’ın Star Trek filmlerinde uyguladığı aksiyon, filmin dahil olduğu uzay operası alt türünün -örneğin Star Wars filmlerinin- o kıvrak ve eğlenceli aksiyonundan oldukça uzakta. Aksiyon sahneleri daha çok gerilim yaratıyor ve bu alanda da oldukça başarılı. Abrams’ın zaten seride eksik olan heyecanı getirme vaadiyle yönetmenlik koltuğuna oturduğunu biliyoruz. Abrams’ın türe ve Star Trek filmlerine yaklaşımının bu yönde olması, hedef alınan kitleyi memnun edecektir mutlaka.

Yaklaşık 10 dakika süren açılış sekansı adeta kısa bir Star Trek filmi havasında. Oldukça heyecanlı ve kendi içinde bir finale sahip. Ve işlevsiz de değil. Kaptan Kirk’ün ve Mr. Spock’un olaylara bakış açılarındaki farklılığı ve nasıl karakterlere sahip olduklarını kısa yoldan seyirciye geçirebiliyor. Bununla birlikte görselliği ve efektleriyle filmin iddiasını ortaya koyuyor.

Abrams, ilk filmi sıfır noktasında başlatıp, Kirk-Spock dostluğunun temellerini atarken, serinin geçmişine ihanet etmek şöyle dursun, sıkı bir bağ kurup Star Trek hayranlarını mest etmişti. Star Trek: Bilinmeze Doğru’da yine yapacağını yapmış. Kötü karakter olarak Kirk‘ün ezeli düşmanı Khan’ın seçilmesi, 1982 tarihli The Wrath of Khan’ı izlemiş seyirciler için bu filmi daha özel kılıyor. Abrams’ın yönettiği iki Star Trek filminin de birer ön bölüm (prequel) olduğunu düşünürsek, bu ön bölümlerde atılacak adımların orijinal seriyle herhangi bir çelişkiye düşmeme zorunluluğu olduğu gibi o filmlerde anlatılan hikayeleri ve karakterleri geliştirmek ve altını doldurmak gibi bir misyonu da var. Star Trek: Bilinmeze Doğru, bu misyonu layığıyla yerine getirirken, özellikle Star Trek evrenine hakim olan fanları hedef aldığını söyleyebiliriz. Bu bakımdan Star Terk: Bilinmeze Doğru, eski filmlere mesafeli olan seyirci için özel bir anlam ifade etmeyecektir.

Star Trek: Bilinmeze Doğru, klasik bir Star Trek filminde olması gereken tüm özelliklere sahip. Evet, belki bir “Işınla beni Scotty” repliği yok ama onun dışında her şey olması gerektiği gibi. İyi yazılmış senaryosunda yaratıcı fikir eksikliği göze çarpsa da Kirk ve Mr. Spock’un birbirlerini tamamlayıcı yanlarının üzerine gidip, karakterlerini biraz daha derinlemesine işleyerek bir fark yaratabildiğini ve dozunda mizahıyla seyrine doyum olmadığını belirtmekte fayda var.

Son söz: Abrams’ın Star Trek filmlerini birlikte değerlendirirsek, set ve kostüm tasarımları, görsellikleri ve düşmeyen tempolarıyla yeni neslin tüm beklentilerini karşıladığını söyleyebiliriz.

9 Şubat 2013

Shyamalan'ın son şansı: "After Earth"

Shyamalan, korku ve bilimkurguyu harmanladığı İşaretler'den sonra safkan bir bilimkurgu olan After Earth'le hayranlarınca heyecan ve umutla bekleniyor. Önce hikayeye bir bakalım. Çok uzak bir gelecekte (yaklaşık 1000 yıl sonrası), insan ırkı bir dizi felaketin ardından Dünya'yı terk etmek zorunda kalmış ve kendisine başka bir gezegeni yurt edinmiştir. Cypher Raige adlı bir adam 13 yaşındaki oğlu Kıtai ile dünyaya doğru bir yolculuğa çıkar. Mekiklerine bir göktaşı çarpması üzerine Dünya'ya düşerler, Cypher Raige yaralanır, oğlu Kıtai ise babasını kurtarabilmek için büyük bir savaş verecektir.

After Earth, son dönemde bilimkurgu sinemasının bolca ürün verdiği alt türlerden post apokaliptik bir bilimkurgu çalışması. Hikaye de oldukça tanıdık aslında. İnsanlığın dünyayı terkedip başka bir gezegene taşınması durumu en son Wall-e'de karşımıza çıkmıştı. After Earth'te Dünya'dan karantina altına alınmış bir bölge olarak bahsedilmekte. Dünya'nın artık insanlık için yaşaması son derece tehlikeli bir yer olduğunu anlıyoruz. Fragmanlardan gördüğümüz kadarıyla evrim geçirmiş hayvanların yurdu haline gelen dünyada doğayla girişilen mücadele gözümüze çarpmakta. Oyuncu kadrosunun darlığı kimi soru işaretleri bıraksa da görsel olarak iyi bir iş çıkartıldığını söyleyebiliriz. Shyamalan eğer klişelere saplanıp kalmazsa After Earth sınavından alnının akıyla çıkabilir. Film 28 Haziranda gösterime girecek.

Filmin eleştirisi için bakınız







28 Aralık 2012

İlk İzlenim: "Superman: Man of Steel"

Aynı hikayelerin yeniden ve yeniden anlatıldığı bir dönemden geçiyoruz. Adına 'reboot' denilen yeniden yapımların baş aktörleri hiç şüphesiz çizgi roman uyarlamalarıdır. Batman ve Spider-man'in ardından sıra Superman'e geldi. Aslında Christopher Reeve'le 70'li ve 80'li yılların en popüler çizgi roman uyarlaması olan Superman, 2006 yılında Brian Singer yönetiminde, Superman Returns adıyla karşımıza çıkmış ne var ki, yeni Superman Brandon Routh ve film kimseyi tatmin edememişti. Yeniden kolları sıvayan Warner Bros, Superman: Man of Steel adını verdikleri yeni filmin yönetmen koltuğuna da 300 ve Watchmen ile rüştünü ispatlayan Zack Snyder'ı oturttular. Yapımcı olarak Christopher Nolan ve senarist olarak da usta kalem David S. Goyer'in varlığı yeni filmden beklentileri yukarı çekiyor.

Superman'ın  hikayesini en baştan ele alacak olan projede, oyuncu kadrosu da tamamen yenilendi. Yeni Superman Henry Cavill olurken, biyolojik babası Jor-El'i Russell Crowe canlandıracak. Clark Kent'in dünyadaki anne-babasına Kevin Costner ve Diane Line, Louis Lane'e Amy Adams, ve kötü karakter General Zod'a Take Shelter'da harikalar yaratan Michael Shannon hayat verecek. Superman'in baş düşmanı Lex Luther'ı serinin muhtemel devam filmlerinde görebileceğiz. Görsel olarak serinin diğer filmlerinden ayrılan Man of Steel, yayınlanan fragmanlarıyla fanları memnun etmiş görünüyor. Superman: Man of Steel, Amerika ile aynı anda 14 Haziran'da sinema salonlarımızda olacak. Ve bu film, 2000'li yıllarda karşımıza çıkan Batman ve Spiderman filmlerinin yakaladığı başarıyı tekrarlayacak gibi görünüyor. Fragmanlar ve taze kan bambaşka bir Superman filminin bizi beklediğini söylemekte...

Superman filmlerinin kronolojisine ve olay akışına bakarsak, hikayenin baştan anlatıldığını ve fakat 1980 tarihli devam filmi Superman II'nin kötü karakterlerinden General Zod'un kötü karakter olarak yer aldığını görüyoruz. Bu da şu an için çok doğru bir tercih gibi görünüyor. Ama en önemli nokta Superman Returns'teki hataların görülüp, Christopher Nolan'ın Batman üçlemesinin örnek alınmış olması ve Nolan'ın da projeye dahil edilmesi şüphesiz. Yönetmen Zack Snyder'a da ayrı bir parantez açmak gerekir ki, söz konusu bir çizgi roman uyarlaması olduğunda, seyirciye güven veren isimlerin başında geliyor.

13 Aralık 2012

70. Altın Küre adayları açıklandı


13 Ocak 2013'te sahiplerini bulacak 70. Altın Küre ödüllerinin adayları açıklandı. Spielberg'in son filmi Lincoln 7 dalda adaylık alarak iddiasını ortaya koydu. Argo ve Tarantino'nun western çalışması Django Unchained 5, eleştirmen birliklerinden ödülleri toplamaya başlayan Zero Dark Thirty  ve Les Miserables 4'er adaylık aldı. 

En iyi film (Drama)
Lincoln
Argo
Life of Pi
Zero Dark Thirty
Django Unchained

En iyi film (Müzikal-Komedi)
Les Miserables
The Best Exotic Marigold Hotel
Moonrise Kingdom
Silver Linings Playbook
Salmon Fishing in the Yemen

En iyi yönetmen
Steven Spielberg (Lincoln)
Ben Affleck (Argo)
Kathryn Bigelow (Zero Dark Thirty)
Ang Lee (Life of Pi)
Quentin Tarantino (Django Unchained)

En iyi erkek oyuncu (Drama)
Daniel Day-Lewis (Lincoln)
Denzel Washington (Flight)
Richard Gere (Arbitrage)
John Hawkes (The Sessions)
Joaquin Phoenix (The Master)

En iyi kadın oyuncu (Drama)
Jessica Chaistain (Zero Dark Thirty)
Helen Mirren (Hitchcock)
Marion Cotillard (Rust & Bone)
Naomi Watts (The Impossible)
Rachel Weisz (The Deep Blue Sea)

En iyi erkek oyuncu (Müzikal-Komedi)
Bradley Cooper (Silver Linnings Playbook)
Hugh Jackman (Les Miserables)
Jack Black (Bernie)
Ewan McGregor (Salmon Fishing in the Yemen)
Bill Murray (Hyde Park on Hudson)

En iyi kadın oyuncu (Müzikal-Komedi)
Merly Streep (Hope Springs)
Jennifer Lawrence (Silver Linnigs Playbook)
Maggie Smith (Quartet)
Judi Dench (The Best Exotic Marigold Hotel)
Emily Blunt (Salmon Fishing in the Yemen)

En iyi senaryo
Django Unchained
Argo
Lincoln
Zero Dark Thirty
Silver Linnigs Playbook

Yabancı dilde en iyi film
Amour (Avusturya)
Rust & Bone (Fransa)
Kon-tiki (Norveç)
The Intouchables (Fransa)
A Royal Affair (Danimarka)

En iyi Animasyon
Brave
Hotel Transylvania
Frankenweenie
Rise of the Guardians
Wreck-It Ralph

En iyi Müzik
Cloud Atlas
Argo
Lincoln
Life of Pi 
Anna Karenina