2 Ağustos 2017

Manifesto - Yönetmenin filme dair düşünceleri


Cate Blanchett'ı 13 farklı rolde izleyeceğimiz Manifesto, ülkemizde 11 Ağustos'ta gösterime girecek. 21. yüzyılda sanat tarihine yön vermiş Pop Art, Dadaizm, Fütürizm, Dogma 95 ve Minimalizm gibi tüm dünyada kabul görmüş manifestoların, Blanchett'ın canlandırdığı karakterlerle hayat bulacağı film, bir süredir merakla bekleniyordu.

Filmin yönetmeni Julian Rosefeldt, Manifesto'nun ortaya çıkış sürecini anlatıyor.

Bir gün başka bir projenin araştırma aşamasındayken, Fransız fütürist şair ve koreograf Valentine de Saint-Point tarafından yazılmış iki manifestoya rastladım ve beynimde şimşekler çakmaya başladı. Manifestoları okurken, diğer ünlü sanatçıların metinleri de aklıma gelmeye başladı ve Cate ile ortak bir proje fikrini buldum. Sonraki aylarda tiyatro, dans, mimari ve film manifestoları da dahil olmak üzere bulabildiğim her manifestoyu okumaya başladım. Aynı düşüncelerin tekrar tekrar ortaya çıktığını keşfetmek heyecan vericiydi. Bu manifestolar sadece, sanatı ve nihayetinde dünyayı kökten değiştirmek için tasarlanmış metinler değildi. Aynı zamanda kimlik arayışı için de birer aracı olup, güvensizce dünyaya haykırıyorlardı. Sanki sözcüklerin konuştuklarını duyabiliyordum. Bu durum, onların sadece tarihsel sanat belgeleri değil, canlı performanslar için de birer metin olduğunu fark etmemi sağladı. Bana özellikle tiyatroyu hatırlattılar ve bu manifestoları sanat tarihinin tozlu raflarından kurtulup, günümüzde yeniden konumlanmış birer performans olarak hayal etmeye başladım.

Tüm dünya politikasını, demokrasileri ve medyayı tehdit eden neo-milliyetçi, ırkçı ve popülist eğilimlerin olduğu, hoşgörü ve saygı gibi değerlerimizi savunmamız gereken bir dönemde Manifesto, bir eylem çağrısı haline geldi. Manifesto'nun ana fikri belli manifestoları sergilemek değil, Cate'in manifestolara hayat vermesine izin vermekti. Baştan beri çok karaktere bürüneceği belliydi.  13 farklı karakteri canlandırdı; borsacı, muhafazakar bir anne, yönetici, cenaze konuşmacısı, punk bir kadın, koreograf, öğretmen, fabrika işçisi, spiker, muhabir, bilim kadını, kuklacı ve evsiz bir adam. Berlin'de çekim için sadece 11 günümüz vardı ve günde ortalama 12 dakikalık görüntü elde etmeliydik. Fakat en önemlisi, bu şartlar altında çalışabilmek ve fazlasıyla cömert bir Cate'e ihtiyacımız vardı. Bu film, tüm ekip için bir yetenek gösterisine dönüşse de Cate, akıl almaz bir özveri ve hevesle hepimizi geride bıraktı. Cate'in üstesinden geldiği bir başka zorluk ise 12 farklı aksana hayat vereceği çok fazla metin olmasıydı. Bu karakterlerin hepsi tamamen farklı sosyal çevrelerdendi. Tüm bunlara rağmen Cate, tecrübesi, inanılmaz yeteneği ve fikirleriyle beni her gün şaşırtmaya devam etti. Cate olabilecek en üst seviyedeki konsantrasyonu, özverisi ve zorlu çalışma saatlerine rağmen espri anlayışını da korumayı başardı.


3 yorum:

  1. İzlemek isteği uyandı, yazınızı okuyunca. İzlemek için çaba göstereceğim. :)

    YanıtlaSil
  2. Ya ben bu filmi hiçbir yerde bulamadım, indirmeden izleyemeyeceğim sanırım ve merak ediyorum da. İzledin mi sen, sevgili Blanchett kalkmıştır altından bence.
    Geçen What Happened to Monday - geçen dediğim de herhalde 2 ay olmuştur - filmine gittim, orada da oyuncu 7 karakter canlandırıyordu; belki biraz sığ işlenmişti karakterler ama gayet başarılı oynamıştı kadın.

    Sanki bu aralar bir kişinin çoklu karakter canlandırmaları moda gibi, Split de böyleydi. Ay filmli tespit yaptım, kaldırın kameraları. ahaha.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha nete düşmedi. biz de izleyemedik maalesef. bekliyoruz. Evet art arda üç film geldi. Devamı da gelirse moda denebilir sahi hahah

      Sil