Edgar Allan Poe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edgar Allan Poe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2015

Sinema uyarlamasını bekleyen romanlar - #5 Poe Gölgesi


New York Times’ın uluslararası en çok satanlar listesine layık görülen Dante Kulübü’nün yazarı Matthew Pearl’ün ikinci romanı Poe Gölgesi edebi yönü güçlü bir eser. Altı romanı (Dilimize çevrilmemiş dört romanı daha var) da henüz sinemaya uyarlanmamış yazarın, daha geniş kitlelere ulaşabilmesi ve tanınabilmesi için yolunun sinemayla kesişmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazarın özellikle ülkemizde pek tanınmaması üzücü.

Hikaye

1949 Baltimore. Edgar Allan Poe mezar taşı bile olmayan bir mezara, dokunaklı ve kısa bir törenin ardından, neredeyse apar topar gömülür. Rahip bile konuşmasını kısa keser. Baltimore sakinleri başta olmak üzere tüm bir ülke, Poe’nun alkolizmin pençesinde sonu kötü biten ikinci sınıf bir yazar olduğunu düşünmektedir. Quentin Clark dışında…

Genç bir avukat ve ateşli bir Poe hayranı olan Clark,, tesadüfen tanık olduğu cenazenin ardından, Poe’nunkini kurtarmak için kendi ününü ve kariyerini riske atar. Yazarın son günlerinin polisin ilgi göstermediği pek çok soruyu barındırdığını görünce, bu sırların peşine düşer ve kendini iki farklı ülkenin ajanlarının, politik dolapların, bir kadın katilin, Baltimore’daki yoz köle ticaretinin ve Poe’nun son saatlerinin kayıp gizemlerinin arasında bulur. Quentin kendi yaşamını kötü bir sondan kurtarmak için Poe hakkındaki hakikati bulmak zorundadır.

Nedir?

Yazar Matthew Pearl, Poe’nun ölümüyle ilgili hiçbir zaman aydınlatılamamış gerçekleri, ustalıklı kurgusuyla birleştiriyor ve çeşitli teoriler üretiyor. Edebiyat tarihinin asla aydınlatılamamış kara deliklerinden biri olarak adlandırılan sır dolu ölüm, yazarın hayranları başta olmak üzere, gizemli öyküleri, dönem eserlerini ve dedektiflik hikayelerini sevenleri memnun edecek bir roman. Poe Gölgesi, Poe’nun ölümü hakkındaki ayrıntıları ortaya koyan ve hiçbir zaman yayınlanmamış orijinal keşiflere de yer veren özgün bir yapıttır. Poe’nun ölümüyle ilgili tüm kuramlar ve analizler tarihsel olaylara ve buna bağlı kanıtlara dayandırılmıştır.

Olası uyarlamayla ilgili düşüncelerim

Poe Gölgesi hikayesi gereği biyografik nitelik taşıyan bir eser değil. Dolayısıyla da yazarın esrarengiz ölümünü araştırdığını ve olayların 19. yüzyılın Amerika'sında vuku bulduğunu düşündüğümüzde Sherlock Holmes tarzına yakın duran bir film bekleyebiliriz. Uyarlama sonucunda ortaya bir tür filmi çıkacak olmasına karşın, romanın edebi yönünü yansıtabilecek bir senaryo yazılmalı. Film aynı zamanda Poe’ya saygı duruşunda bulunmalı diye düşünüyorum. Gerçekle kurgunun nefis bir birleşimini sunan romanın, sinema için biçilmiş kaftan olduğunu ve oldukça sinematografik durduğunu söyleyebilirim. 19. yüzyıl Amerika'sının layığıyla canlandırılması ve hikayenin giriş kısımlarının Poe eserlerini andırırcasına karanlık bir tonda çekilmesi iyi olacaktır.

20 Kasım 2012

The Raven


Polisiye ve korku edebiyatının öncülerinden Amerikalı yazar Edgar Allan Poe, Kafka gibi yaşadığı dönemde kıymeti bilinmemiş ve yine Kafka gibi genç yaşta ölmüş bir değer. Yazarın esrarengiz ölümü bugün hala aydınlatılamamış olup bu esrar, edebiyat (Poe Gölgesi) ve sinemada (The Raven) yeni hikayelere ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.

Yönetmenliğini, V For Vendetta ile tanıdığımız James McTeigue'nin yaptığı filmin konusu şöyle: Bir psikopat, Edgar Allan Poe'nun yazdığı dehşet verici öykülerden esinlenerek korkunç cinayetler işlemeye başlar. Baltimor'lu genç bir dedektif ve Poe el ele vererek, yazarın şiddet dolu öykülerinin birer birer gerçeğe dönüşmesini önlemek için katilin peşine düşerler.

Polisiye edebiyatın sinemadaki ilk yansıması Sherlock Holmes, 19. yüzyıl İngiltere'sini mesken tutan bir dedektif hikayesiydi ve hem polisiye örgüsü hem de o dönemi bu tip bir hikayede kullanmasıyla polisiye - dönem filmi modelini kullanan yeni filmlerin türemesini sağlamıştı. Yakın tarihli From Hell (2001) 19. yüzyıl İngiltere'si, Vidocq (2001) ise 19. yüzyıl Fransa'sında geçen seri katil hikayeleriyle benzer bir estetiğe sahiptirler. Bu alt türün son temsilcisi The Raven, hikayesi, mimari dokusu ve görselliğiyle From Hell'in yakın akrabası diyebiliriz. The Raven'ın örneklediğimiz filmlerden ayrıldığı nokta hikayesinin merkezine olayı araştıran dedektif yerine, bir yazarı oturtması. From Hell ile kurduğumuz akrabalık bağı çerçevesinde şunu net bir biçimde belirtmekte fayda var: From Hell'de olayı araştıran dedektif işlenen cinayetleri rüyalarında görerek farklı bir bağlantı kuruyor, bu da onu seri katili durdurabilecek tek kişi konumuna getiriyordu. The Raven da bu formülü harfiyen uyguluyor; seri katil, Edgar Allan Poe'nun öykülerindeki vahşi yöntemleri kullanarak yazarı olayın içine çekiyor ve olayı çözebilecek tek kişi Poe olarak gösteriliyor.

The Raven, Edgar Allan Poe'yu kurgusal bir hikaye içine yerleştiriyor fakat Abraham Lincoln: Vampire Hunter'ın yaptığı gibi gerçek hayattan aldığı şahsiyeti fantastik bir yapı içine hapsetmektense gerçekçi bir betimlemeyi yeğliyor. Film biyografik bir özellik taşımamasına rağmen yazarın eserlerinin hikayenin bir parçası yapılması, kişiliğinin kısmen yansıtılabilmesi ve gerçek hayatıyla kurduğu kritik bağlantı, gerçek ve kurgu arasında bir denge yakalamalarına olanak tanımış. The Raven'la kuracağınız ilişkide Poe sevginiz önemli bir rol üstlenecektir dolayısıyla.

Film, 19. yüzyıl İngiltere'sinin görsel karşılığını bulabilmiş. Kostüm ve dekor gibi ayrıntılarda da sınıfı geçiyor ancak hikayesini derinleştirememesi (katilin yakalanması, esas kızın kurtarılmasının dışına çıkılamamış), merak unsurunu ayakta tutmayı başarsa da zamana karşı yarış mevzusundan beklenen gerilimi çıkaramaması elini zayıflatıyor. Seri katilimizin silik profili sebebiyle de türe hakim seyirci için tatmin edici bir seyirlik olamıyor. McTeigue'nin vasat yönetmenliği de filmin künyesine koca bir eksi olarak yansıyor.

Son söz: Edgar Allan Poe hayranları mutlaka görmeli, seri katil filmi sevenler görebilir, vasat filmleri baştan eleyenler uzak durabilir. 5.7\10