20 Kasım 2012

The Raven


Polisiye ve korku edebiyatının öncülerinden Amerikalı yazar Edgar Allan Poe, Kafka gibi yaşadığı dönemde kıymeti bilinmemiş ve yine Kafka gibi genç yaşta ölmüş bir değer. Yazarın esrarengiz ölümü bugün hala aydınlatılamamış olup bu esrar, edebiyat (Poe Gölgesi) ve sinemada (The Raven) yeni hikayelere ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.

Yönetmenliğini, V For Vendetta ile tanıdığımız James McTeigue'nin yaptığı filmin konusu şöyle: Bir psikopat, Edgar Allan Poe'nun yazdığı dehşet verici öykülerden esinlenerek korkunç cinayetler işlemeye başlar. Baltimor'lu genç bir dedektif ve Poe el ele vererek, yazarın şiddet dolu öykülerinin birer birer gerçeğe dönüşmesini önlemek için katilin peşine düşerler.

Polisiye edebiyatın sinemadaki ilk yansıması Sherlock Holmes, 19. yüzyıl İngiltere'sini mesken tutan bir dedektif hikayesiydi ve hem polisiye örgüsü hem de o dönemi bu tip bir hikayede kullanmasıyla polisiye - dönem filmi modelini kullanan yeni filmlerin türemesini sağlamıştı. Yakın tarihli From Hell (2001) 19. yüzyıl İngiltere'si, Vidocq (2001) ise 19. yüzyıl Fransa'sında geçen seri katil hikayeleriyle benzer bir estetiğe sahiptirler. Bu alt türün son temsilcisi The Raven, hikayesi, mimari dokusu ve görselliğiyle From Hell'in yakın akrabası diyebiliriz. The Raven'ın örneklediğimiz filmlerden ayrıldığı nokta hikayesinin merkezine olayı araştıran dedektif yerine, bir yazarı oturtması. From Hell ile kurduğumuz akrabalık bağı çerçevesinde şunu net bir biçimde belirtmekte fayda var: From Hell'de olayı araştıran dedektif işlenen cinayetleri rüyalarında görerek farklı bir bağlantı kuruyor, bu da onu seri katili durdurabilecek tek kişi konumuna getiriyordu. The Raven da bu formülü harfiyen uyguluyor; seri katil, Edgar Allan Poe'nun öykülerindeki vahşi yöntemleri kullanarak yazarı olayın içine çekiyor ve olayı çözebilecek tek kişi Poe olarak gösteriliyor.

The Raven, Edgar Allan Poe'yu kurgusal bir hikaye içine yerleştiriyor fakat Abraham Lincoln: Vampire Hunter'ın yaptığı gibi gerçek hayattan aldığı şahsiyeti fantastik bir yapı içine hapsetmektense gerçekçi bir betimlemeyi yeğliyor. Film biyografik bir özellik taşımamasına rağmen yazarın eserlerinin hikayenin bir parçası yapılması, kişiliğinin kısmen yansıtılabilmesi ve gerçek hayatıyla kurduğu kritik bağlantı, gerçek ve kurgu arasında bir denge yakalamalarına olanak tanımış. The Raven'la kuracağınız ilişkide Poe sevginiz önemli bir rol üstlenecektir dolayısıyla.

Film, 19. yüzyıl İngiltere'sinin görsel karşılığını bulabilmiş. Kostüm ve dekor gibi ayrıntılarda da sınıfı geçiyor ancak hikayesini derinleştirememesi (katilin yakalanması, esas kızın kurtarılmasının dışına çıkılamamış), merak unsurunu ayakta tutmayı başarsa da zamana karşı yarış mevzusundan beklenen gerilimi çıkaramaması elini zayıflatıyor. Seri katilimizin silik profili sebebiyle de türe hakim seyirci için tatmin edici bir seyirlik olamıyor. McTeigue'nin vasat yönetmenliği de filmin künyesine koca bir eksi olarak yansıyor.

Son söz: Edgar Allan Poe hayranları mutlaka görmeli, seri katil filmi sevenler görebilir, vasat filmleri baştan eleyenler uzak durabilir. 5.7\10

2 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. beni tatmin edemedi ama belli ölçüde seyir zevki de var :)

      Sil