Yüzüklerin Efendisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yüzüklerin Efendisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2016

Fantastik Sinemanın Altın Çağı

18. yüzyılda ilk Fransa'da ortaya çıkan ve gelişen, ardından tüm Dünya'ya yayılan bir edebi tür olan 'fantastik' kelime anlamı itibariyle hayal gücüyle yaratılan ve gerçekliği tamamen dışarıda bırakan geniş bir olgular bütünüdür. Sinemada hemen hemen her tür içine dahil edilebilen fantastiğin beslendiği iki ana materyalden birincisi fantastik edebiyat, ikincisi ise çizgi romanlardır. Fantastik sinema 2000'li yıllara gelene kadar hiçbir dönemde baskın tür olmayı başaramamıştır. Çizgi roman uyarlamaları, korku ve bilim kurgu gibi türlerle varlığını sürdürebilmiştir.

Fantastik Sinemanın Altın Çağı ise iki dev fantastik edebiyat ürünü J. J. R. Tolkien'in 3 kitaplık Lord of the Rings serisi ve J. K. Rowling'in 7 kitaptan oluşan Harry Potter serisinin 2001 yılında sinemaya uyarlanması ve daha ilk filmleriyle birer fenomene dönüşmesi ile başladı ve tür bir anda şaha kalktı. Yüzüklerin Efendisi serisi, fantastiğin yanında tarihi-epik filmleri seven kitlenin de gönlünü fethederken Harry Potter, tüm çocuk ve ergenleri sinema salonlarına çekmeyi bildi. İki film de görsel efekt desteğiyle kurduğu dünyayı inandırıcı kılabildi seyircinin gözünde. Yüzüklerin Efendisi, ilk filmi Yüzük Kardeşliği ile dünya çapında 871 milyon dolar, Harry Potter ise Felsefe Taşı ile 974 milyon dolar gibi inanılmaz rakamlara ulaştı. Serilerin devam filmleri de düşünüldüğünde Hollywood'un fantastiğe yönelmesi kaçınılmazdı artık. Yüzüklerin Efendisi'nin türe yaptığı katkı o kadar büyük ki ardından gelecek filmleri etkilemek bir yana fantastik film dendiğinde akla gelen ilk örnek olması da yabana atılmamalı. Fantastik film türünün doruk noktası hiç şüphesiz. Aynı yıl gelen Indiana Jones'un fantastiğe bulanmış versiyonu diyebileciğimiz 1999 yapımı The Mummy'nin devam filmi The Mummy Returns de yüksek gişe getirisi ile bazı formüllerin kolay kolay eskimeyeceğini kanıtladı. Mısır mistisizmi ile yoğrulan The Mummy Returns, hiç bitmeyen enerjisiyle doyumsuz bir fantastik-macera örneğiydi.


2002 yapımı Spider Man'in de sahneye çıkışıyla fantastik sinemanın ikinci kolu olan çizgi roman uyarlamalarında da gözle görülür bir patlama yaşanmıştır. Bu dönemde fantastik sinema adına üretilen filmlerin büyük kısmı vasat ve orta şekerli örneklerdir. bir bölümü daha çok çocuklara hitap eder ancak ne olursa olsun; fantastik-epik, fantastik-drama, fantastik-macera ve fantastik-bilim kurgu olmak üzere çok fazla film üretilen tür 2000'li yılların yükselen değeri olmaya devam ediyor. 2002 yapımı fantastik ve post apokaliptik bir bilim kurgu olan Reign of Fire (Ateş Krallığı) ve 2006 yapımı Eragon, bir şeyi net olarak gösterdi. Ağzından ateş püskürten dev ejderhalar, görsel ve estetik açıdan hoş durmuyor ve içinde bulunduğu filmi nitelik bakımından aşağıya çekiyor. Türlü yaratığın arz-ı endam etiği bir çok fantastik film ya özgün fikir yoksunluğundan ya da yaratıcı bir yönetmenle buluşamama gibi nedenlerle sınıfta kalıyor. Belki gişesiyle kurtarıyor ancak yarına kalamıyor. 2003 yılının hit fantastik macerası Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl (Karayip Korsanları: Siyah İncinin Laneti), unutulmuş bir alt tür olan korsan filmlerini diriltirken enfes bir eğlence sunuyor ve fantastik yönüyle kendi türü içinde diğer örneklerden ayrılmayı başarıyordu. Jack Sparrow karakteri ve yaratıcısı Johnny Depp, bu başarıdaki ana faktördü kuşkusuz. 3 devam filminden ilk ikisi başarılı bulunurken son film sınıfta kalmaktan kurtulamadı.


Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter'ın izinden giden; The Narnia Chronicle serisi, Eragon, Stardust, Bewolf, The Golden Compas, The Spiderwick Chronicles, Where the Wild Things are ve The Sorcerer Apprentice gibi fantastik filmler o başarıların çok uzağında kaldı. Kimisi gişede, kimisi eleştirel anlamda... Fazla örneği olmamakla beraber Big Fish ve Pan's Labyrinth gibi fantastik dramalar haklı bir başarı kazandı ve seyircinin kalbine dokunarak türün en klas örnekleri arasına girmeyi başardılar. Pan's Labyrinth, fantastik filmleri çocukça bulan kitleyi bile avucunun içine alabilecek, türü sevenlerin ise hemen bir başyapıt ilan edebilecekleri bir film. Pan's Labyrinth, derinlikli hikayesini birer görsel efekt ürünü olan mitolojik yaratıklarıyla harmanlayarak muazzam bir başarı elde etti.

Sinemada 2002'de Spider Man ile başlayan çizgi roman hareketi 2012'ye gelindiğinde çığ gibi büyüdü. Hulk, Hellboy, Superman Returns, Fantastic Four, Hancock, Ghost Rider, X-Men serisi, Batman serisi, Sin City, Watchmen, The Green Lantern, Thor, Captain America, Daredevil, The Avengers vb. Süper kahramanlar popüler kültürün en vazgeçilmez öğelerindendir. Sinema seyircisi genel olarak eğlenmek için sinemaya gidiyor ve mutlu sonla biten hikayeleri doğal olarak daha çok seviyor. Bu noktada kötücül bir sonla biten bir çizgi roman uyarlaması görmediğimizi ve çizgi roman uyarlamalarının katıksız bir eğlence vaat ettiğini düşünürsek her geçen gün bir yenisinin sinema evrenine katılması anlaşılır bir durum. Stresten uzaklaşma, gerçeklikten kopma ve sıkıntılardan kısa bir süreliğine de olsa kurtulma isteği sonucunda sinemaya kaçış, en etkin deşarj yolu. Bilimkurgu, fantastik, macera ve komedinin bu kadar prim yapmasının ana sebebi de bu kanımca. Sinema sanat olduğu kadar popüler bir eğlence sirki, çizgi romanlar da bu sirkin baş aktörleri. Diyeceğim o ki fantastik sinemadaki yükselişin görünen ana sebebi seyircinin talebi. Arz talep meselesi... Özellikle de sanatın hızla tüketildiği günümüzde yeni jenerasyonun sinemanın sanat yönünden çok eğlence alanına kayması, sinemada gerçeklikten çok gerçek dışı olanın prim yapmasına neden oluyor.

Son söz: Fantastik sinemada 2001'de başlayan altın çağ, belki de hiç bitmeyecek...

17 Aralık 2012

Hobbit: Beklenmedik Yolculuk

Peter Jackson'ın J. R. R. Tolkien'in fantastik edebiyat serisi Yüzüklerin Efendisi'nden yaptığı uyarlama fantastik sinemanın gidişatını kökünden değiştirmişti. Türün kodlarını kendi kodlarıyla değiştiren ve fantastik film çatısını tarihi\epik ile kusursuz biçimde kesiştiren üçleme, bugün ilk bakılan-model alınan film olma ünvanını elinde tutuyor. Tolkien'in Orta Dünya'sını kendi hayal gücüyle yeniden biçimlendiren Jackson, elini taşın altına koydu ve çok daha zor bir işe kalkıştı: Bir çocuk romanını alıp ondan tüm yaş gruplarına hitap eden bir film çıkarttı. İlk film Hobbit: Beklenmedik Yolculuk, seyircinin ne kadarını tatmin edebilecek bilmiyoruz ancak o çok sevdiğimiz Orta Dünya'ya geri dönebilmek mutluluk verici, bunu biliyoruz.


Aynı formüllerle yola devam
Peter Jackson, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin uyguladığı tüm formülleri Hobbit'te de harfiyen uyguluyor. Shire, Hobbitlerin kentinde başlar hikaye. Gandalf'ın gelişi, ekibin toplanışı ve amansız yolculuğun başlaması... Orta Dünya'da karşılaşılan tehlikeler ve mekan değiştikçe yeni durumlar, yeni maceraların birbirini kovalaması Hobbit: Beklenmedik Yolculuk'un kısa özeti. Hobbit, Yüzük Kardeşliği'nin başladığı zaman diliminde açılıyor ve tüm film bir 'flashback' olarak kurgulanıyor. Bu flashback içinde de yine başka flashback sahneleriyle film mitolojisini anlatma imkanı buluyor. Hobbit'in en göz alıcı sahnelerinin bu kısa geri dönüşler olduğunu söyleyebiliriz.

Filmin zayıf karnı hikayesi
Cüce Kral Thorin ve bir grup cücenin yurtlarını geri alma mücadelesi tek başına, eğer bir filmde anlatılabilseydi doyurucu olabilirdi. Hikayenin üçe bölünmesi ticari bir hamle ve hiç şüphe yok ki hedefine de ulaşacak. Jackson'ın yaptığı tek hata filmi çok uzun tutması. Elinde 169 dakikada anlatılabilecek bir hikaye yok. Misal cücelerin Bilbo Baggins'in evinde toplandıkları sahne tahminen bir 20 dakika sürüyor ve gereksizce uzatıldığı aşikar. İlk yarı giriş hikayesi olması sebebiyle sallantılı geçiyor ama ikinci yarıda taşlar yerine oturdukça Orta Dünya'nın tadına varıyoruz.


Hobbit: nostaljik fantezi
Hobbit: Beklenmedik Yolculuk'u değerli kılan arkasındaki epik fantezi şaheseri Yüzüklerin Efendisi.  Karakterlerden başlayalım. Frodo, Gandalf, Elflerden Elrond ve Galadriel, Saruman ve Gollum'dan Gandalf  dışında tamamı hikaye içinde sahne alacakları anı bekliyor ve misyonlarını tamamlayıp çekiliyorlar. Bu anlarda özellikle Gollum'la genç Bilbo Baggins arasında geçen sahne bir Yüzüklerin Efendisi nostaljisi olarak serinin hayranları için büyük anlam taşıyor. Başını cücelerin çektiği yeni karakterle ısınabilmek için biraz çaba göstermek gerekiyor. Filmi izlerken salondan yükselen sesler, eski karakterlere olan özlemi ortaya koyuyor. Jackson'ın Yüzük Kardeşliği'ne yaptığı gönderme ise filmin en büyük sürprizi. Gerek göndermeleri gerekse de eski karakterlerin adaptasyonu ve iki hikayenin de aynı zaman dilimine denk düşürülmesi, hikayeler arasındaki mevcut akrabalık bağını daha da kuvvetlendiriyor.

Yeni mekanlar ve yeni fantastik yaratıklarla Orta Dünya genişliyor. Görsel olarak üçlemenin de üzerine çıkabilen Hobbit: Beklenmedik Yolculuk, teknik olarak yakaladığı kusursuzlukla ve Jackson'ın iyi yönetimiyle ilk filmden bekleneni veriyor. Yüzüklerin Efendisi'ni örnek alarak yeni fantastik dünyalar kuran pek çok film üretildi ancak hiçbiri Peter Jackson ve Tolkien'in vizyonuna sahip olmadığından başarılı olamadılar. Seyirci, epik fantezi ihtiyacını Game of Thrones gibi bir diziyle gidermeye çalışadursun fantezinin altın çağına girdiği 2000'li yıllarda bu yükselişin baş aktörü Peter Jackson'ın dönüşü küçümsenecek bir olay değil.

Son söz: Yeni üçlemenin ilk halkası vasat değil, başyapıt hiç değil. Öngördüğümüz gibi Jackson'ın romanın üzerine çıktığını söyleyebiliriz. 7\10





11 Aralık 2011

Garip ülkemin garip gişe macerası

Aşağı yukarı her konuda olduğu gibi gişe rakamları konusunda da ilginç bir noktada duran güzide bir ülkemiz var. Son yıllarda Türk Sinemasının gerçekleştirdiği atılımla birlikte Türk filmleri seyirci rakamları ile Amerikan filmlerinin hakimiyetine son verdi. Dünya'da bir kaç ülke dışında Hollywood filmlerinin önüne geçebilen ülke yok denecek kadar az. Bu durum bizi olduğu kadar Amerikalı yapımcıları da bir hayli şaşırtmış. Bu gişe getirisini topu topu 5-6 isime borçluyuz. Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar, Ata Demirer, Yavuz Turgul, Çağan Irmak ve Mahsun Kırmızıgül. Bunun yanına Kurtlar Vadisi, Asmalı konak gibi dizilerin sinema uyarlamalarını da ekleyebiliriz. Türk Sineması gişede son yıllarda büyük sürprizlere gebeydi. Sessiz sedasız ve reklamsız vizyona giren Babam ve Oğlum'un tahmin edilemez seyirci rakamı (3.837.885) gerçek reklamın  kulaktan kulağa yayılanı olduğunu ve ağlatma potansiyeli yüksek filmlerin de gişe başarısını getirebildiğini gösterdi. Çağan Irmak'ın bir diğer filmi Ulak büyük reklam kampanyaları ile vizyona girdi. Yüksek bütçeli film 600 bin civarı bir seyirciyi ancak çekebildi sinema salonlarına. Neden Peki? Sanırım genel seyirci kitlesinin alışık olmadığı bir anlatısının olmasından kaynaklandı bu durum. Dedemin İnsanları en iyi Çağan Irmak açılışını yapsa da hayal kırıklığı yarattı bende. Babam ve Oğlum'un izinden gidiyor gibi görünse de 1.5 milyonun üzerine çıkması zor görünüyor.

Hollywood filmlerinin gişelerinde de ciddi gariplikler var. Örneğin Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk filmi Yüzük Kardeşliği 1.755.812 rakamına ulaşırken ikinci film İki Kule 1.456.646 bin ve serinin en iyisi olan son film Kralın Dönüşü'nün 1.248.367 gibi bir rakamda kalması işin en garip kısmı. Amerika ve Avrupa'da serinin gişesi her filmde artarken (Doğal olanı da bu) bizde büyük bir düşüş gözlenmekte. Bahsettiğimiz durumun farklı bir boyutu daha var. Karayip Korsanları, Alacakaranlık ve Testere gibi serilerin ilk filmleri vizyona girdiklerinde henüz bir efsaneye dönüşmediklerinden 250-350 bin arasında bir seyirci yakalayabildiler (Testere'ninki çok daha düşük) ancak. Daha sonra Alacakaranlık ve Karayip Korsanları devam filmleriyle 1 milyonun üzerine çıkmayı başardı. Testere serisi ise devam filmleriyle 500 binleri gördü. Bu ne demek? Seyirci (Özellikle devam filmlerinde) filmin iyi olup olmadığına pek bakmıyor. (İstisnalar mevcuttur) Belki de koşulsuzca bağlandığı karakterleri yeni maceralarıyla tekrar görebilmek için. (Karayip Korsanları için geçerli bir sebep)

Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde
Tüm Dünya'yı kasıp kavuran çizgi roman uyarlamaları aynı başarıyı ülkemizde gösteremiyor. Örümcek Adam ortalama 700-800 bin rakamıyla en başarılı çizgi roman uyarlaması oldu. Batman ve Süpermen filmleri 250-300 binini üzerine çıkmakta zorlanıyor popülaritelerine rağmen. (The Dark Knigth istisnadır) Epik filmler ise rahatlıkla 500 bin barajını geçebiliyor. Topraklarımızda geçen hikayesiyle Truva, 1.700.000 bine yakın seyircisiyle şaşırtıcı bir örnek oldu. Oscar yarışındaki filmler ise genellikle 150-200 binlerde takılıp kalıyorlar. (Oyuncu kadrosu yıldız isimlerden oluşsa dahi) Hemen hemen herkesin sevdiği korku\gerilim filmleri de beklenenin çok altında kalıyor. Altıncı His gibi sansasyonel işler 1 milyonun üzerine çıkabilirken ortalamanın üzerinde bir korku filmi 400 bin civarında geziniyor genellikle. Korku filmlerinin vasatlaştığı ve yeniden çevrimlerle dolduğu günümüzde 250-300 binleri normal karşılamak gerekiyor.

Bir Zamanlar Anadolu'da
Türk filmlerine dönecek olursak Fatih Akın, Nuri Bilge Ceylan gibi dünyaca tanınan yönetmenlerimizin filmleri de 200-250 binin üzerine çıkamıyorlar. Aldıkları ödüllere rağmen. Semih Kaplanoğlu, Reha Erdem ve Zeki Demirkubuz'un yaptıkları minimalist filmler 100 bini görürse başarılı sayılabiliyor. Bunun yanında birer diziden farksız Çılgın Dershane gibi sözde gençlik filmlerimizin şaşırtıcı gişe rakamlarına ulaşması endişe verici. Sonuç olarak seyirci rakamlarımız Avrupa ülkeleriyle kıyaslanamayacak kadar geride hep övündüğümüz genç nüfusumuza rağmen. Eğitim seviyemizi ve ekonomik durumumuzu yukarıya çekemedikçe değişim beklemek hayalcilik olur.