13 Nisan 2012

A Dangerous Method


Kariyerini daha çok korku ve bilimkurgu filmleriyle şekillendiren, Kanadalı usta yönetmen David Cronenberg, 2011 yapımı son filmi A Dangerous Method (Tehlikeli İlişki) ile bir dönem filmine imza atmış ancak ana temasından sapmamış. İnsan bedenine olan ilgisini Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung sayesinde zihinsen bir boyuta taşımış. John Kerr'in 1992'de yayınlanan ve psikanalizin gelişim tarihini anlattığı kitabı "A Most Dangerous Method"dan uyarlanan filmin konusuna kısaca değinelim: sebebi tam olarak bilinmeyen bir rahatsızlığı olan Sabina, 1904 yılında tedavi olması için Carl Jung'a teslim edilir. O sırada evli olan ve baba olmaya hazırlanan Jung, çalışmalarına hayranlık duyduğu Sigmund Freud'un tartışmalı tedavi yöntemini uygular. Tedavi ilerledikçe de hastasıyla yakınlaşmaya başlar. Sabrina, Jung ve Freud arasındaki ilişki zamanla farklı bir boyut kazanacaktır.

A Dangerous Method, son dönem Cronenberg filmleri içerisinde en az takdir toplayanı oldu. Bunun birinci sebebi tam bir "David Cronenberg filmi" bekleyen seyircinin bir dönem filmiyle karşılaşması diyebiliriz. İkinci sebep Cronenberg'in yönetmenlik bazında kendini geriye çekmesi ve varlığını hissettirmemesi bana kalırsa. Üçüncü ve en önemlisi ise filmin vaatlerini yerine getirememesi. Bir Cronenberg filmi söz konusuysa beklentiler hep yüksek tutulur çünkü.

A Dangerous Method'un ilk bölümüne 'A' ortalarına 'B' ve son kısmına da 'C' dersek eğer, film A noktasında hangi tonda başladıysa o tonda B noktasına ulaşıyor ve C noktasında A'dan düşük bir tonda bitiriyor. Böyle olunca da havuz bir türlü dolmuyor. İşin esprisi bir yana minimalist bir filmde olağan karşılayacağımız bu durum söz konusu bir Cronenberg filmi olunca seyircide tatminsizlik hissi yaratıyor. Bir dönem filmi de olsa seyirci inişleri ve çıkışları olan bir hikaye izlemek istiyor. Diğer bir eleştiri konusu da hikayenin Carl Jung üzerine kurulup Sigmund Freud'un ikinci plana itilmesi. Filmin hikayesini Jung merkezli anlatmasına itirazım yok ancak Freud'un derinlemesine bir karakter olmaması -bu şekilde çizilmesi- düşündürücü. Aslında ana karakterlerimizin üçü için de benzer şeyler söyleyebiliriz. Özellikle Freud ve Jung arasındaki fikir ayrılıkları üzerine gidilebilseymiş işin rengi değişebilirmiş. Son olarak hikayenin zamansal olarak devamlı atlayarak ilerlemesi de filme zarar vermiş diye düşünüyorum. Tüm bu eksikliklerine karşın Freud ve Jung'ın sohbetleri ve yazışmaları, döneme ilişkin ayrıntılar, Viggo Mortensen, Michael Fassbender ve Keira Knightley'in performansları seyir keyfi almanızı sağlıyor. Ortalama bir film. Yine de görülmeli...