20 Nisan 2012

Match Point

Komedi sinemasının en önde gelen, en yaratıcı isimlerinden büyük usta Woody Allen, zaman zaman komediyi bir kenara bırakıp dramalara da imza attı ancak komedi-drama dışına hiç çıkmamıştı. Her yeni filmiyle yenilik peşinde koşan Allen, 2005 tarihli filmi Match Point (Maç Sayısı) ile polisiye\drama diyebileceğimiz bir suç öyküsüyle çıktı karşımıza. Allen, radikal bir değişiklik yaparak öncelikle farklı bir türe soyundu ve hikayeyi İngiltere'ye taşıyarak bu değişimi daha gözle görünür kıldı.

Genç tenis eğitmeni Chris Wilton, zengin bir ailenin oğlu olan Tom'a verdiği özel dersler sayesinde yüksek sınıftan insanlarla yakınlaşma şansına sahip olur. Chris, Tom'un kız kardeşi Chole ile flört ederken yine Tom'un Amerikalı aktris sevgilisi Nora'ya aşık olur. Chris, Chole ile evlendikten sonra da yasak ilişkisine sürdürür. Nora'ya sahip olmayı, aynı zamanda da evlilikle kazandığı zenginliğin devam etmesini istemektedir. Chris, sahip olduklarını kaybetmek veya aşkı tercih etmek arasında bir seçim yapmak durumunda kalacaktır.

Her ne kadar Match Point'e polisiye etiketi yapıştırılmış olsa da Woody Allen, bir suç öyküsünü -son yarım saatini saymazsak- polisiye kalıplarının dışında kendi üslubuyla anlatıyor. Dramalarında ucundan kıyısından gördüğümüz mizahı hiç göremezken ustanın entelektüel dokunuşunu filmin her anında görmek mümkün. Allen'ın Match Point'te altını çizdiği ana unsur şans faktörü. Zira tenis kortundaki açılış sekansı ve finalin bu sekansla ustaca bağlanması (polisiye örgü tamamen şansa bırakılmış) kimi seyirciye inandırıcılıktan uzak gelirken kimine de şansın hayatımızdaki yerini sorgulamamıza sebebiyet veriyor. Match Point'in ikinci odak noktası ise 'tercihler'. Allen, Chris karakteri üzerinden önce aşk için ne kadar ileri gidebilirsiniz diye soruyor ardından da kurulu hayat düzeninizi (evlilik, kariyer vs.) riske attığınızda onu koruyabilmek için neleri göze alabilirsiniz sorusu ile baş başa bırakıyor bizi.

Match Point, Allen'ın gerek karakterleri gerekse de mekanlarıyla en soğuk filmi diyebiliriz. Özellikle İngiltere'nin üst sınıfını temsil eden karakterleri ve içlerine girmeye çalışan Chris karakteri empati kurabileceğimiz tipler değil. Bu noktada oyuncu ve oyunculukları doğal bulmadığımı (kötü değil kesinlikle) ve filmin tek zayıf yönünün bu olduğunu söyleyebilirim.
Son söz: Match Point son dönem Woody Allen filmleri içinde eleştirel anlamda en çok takdir toplayanı oldu. Bana kalırsa da Allen'ın son 15 yıldır yaptığı filmler arasında en iyisi 8.2\10

4 yorum:

  1. Filmi ilk izlediğimde inanamamıştım bu kadar başarılı olabileceğine! Tam bir İngiliz filmi! Oyunculuklar da harikaydı

    YanıtlaSil
  2. Bu kadar beğenmiş olabileceğini hiç tahmin etmezdim şaşırdım :) Haklısın tam bir ingiliz filmi olmuş. Allen işte ne zaman ne yapacağı hiç belli olmuyor.

    YanıtlaSil
  3. Beğeneceğime ben de inanarak başlamamıştım. Hatta yazından sonra tekrar izleyesim geldi :)

    YanıtlaSil
  4. anladım ben de şüpheyle yaklaşmıştım birazcık. bir kez izlediysen eğer ikincinin zamanı gelmiştir :)

    YanıtlaSil