15 Temmuz 2013

Bakış açımızdaki 'Maniac'


Kim derdi ki, 1980 yapımı korku filmi Maniac'ın remake'i yapılacak ve biz de yılın en iyi korku filmi olarak selamlayacağız. Bir bakıma yılın sürpriz filmi de diyebileceğimiz Maniac, prömiyerini 2012 Cannes Film Festivali'nde yapmış, bir çok ülkede vizyona girmiş, biz de ise gösterime girip girmeyeceği hala belirsiz olan filmlerden. Yönetmen koltuğunda adını ilk kez duyduğum bir isim: Franck Khalfoun oturuyor. Ancak, bu başarıda en büyük pay, yakından tanıdığımız bir isme ait: filmin senaristlerinden biri olan ve yapımcılığını da üstlenen Alexandre Aja'ya.. Haute Tension ile son 10 yılın en iyi korku filmine imza atan Aja'nın varlığı Maniac'ın her anında hissediliyor. Öyle ki, filmi izlerken Aja'nın varlığından bihaberdim ve izleme sırasından aklıma sık sık Haute Tension ve Aja'nın tarzı geldi.

Bakış Açısı tekniği filmin en büyük kozu

Ailesinden kalma cansız manken dükkanında onarım işleriyle uğraşan Frank (Elijah Wood) adlı bir seri katilin hikayesi diyebileceğimiz filmin en dikkat çekici özelliği, tamamen katilin bakış açısını yansıtıyor oluşu. Korku filmlerinde sıkça rastladığımız ama genellikle bir sahne veya sekansta kullanılan bu tekniğin Maniac'da filmin bütününe yayılması pek alışık olmadığımız bir kullanım. The Bliar Witch Project sonrasında türeyen el kamerasıyla çekilmiş korku filmlerinin verdiği rahatsızlığın bir benzerini bakış açısı tekniğiyle çekilen Maniac'ın da verdiğini ve kameranın varlığını hatırlatmasıyla daha zor bir seyir vaat ettiğini söyleyelim. Seri katilimiz Frank'i aynalardaki yansımasından görebiliyoruz sadece. Buna ek olarak Frank hayal kurduğunda bakış açısından çıkıyoruz. Hikayeyle örtüşen bu teknik, Frank aracılığıyla bizi röntgenci konumuna düşürüyor. Şöyle de diyebiliriz: Frank'in gözleri seyirciye veriliyor, yarattığı vahşeti tüm çıplaklığıyla görebiliyor ve onun sapkın zihnine girebiliyoruz.

Referanslar.
.
Frank'in seri katilliğe ve saplantılarına giden yolun Michael Myers gibi çocukluk travmasıyla bağlantılı oluşu atlanmamalı. Orijinal Maniac'ın 1978 yapımı ilk Halloween'dan etkilendiğini ve dolayısıyla 2012 model Maniac'ın da bu etkileşimden nasibini aldığını söylemek lazım. Zaten Halloween'ın 80'li yıllarda hakim olan slasher korku filmlerinin tümünü etkilediğini ve sadece 2 yıl sonra çıkagelen Maniac'ın, Halloween'ın ticari ve eleştirel başarısını örnek alarak üretildiğini belirtelim. Bakış açısının kullanılmasıyla katilin yüzünü çok az görüyoruz. Böylece bu teknik, Maniac'da başka bir işlev daha kazanıyor. Michael Myers'in, Leatherface'in ve Jason'ın maskesi, filmdeki kurbanlar için olmasa bile biz seyirciler için benzer bir etki yaratıyor.

Manyaklığın altında basit ve öngörülebilir nedenler yatıyor

Frank'i diğer psikopat seri katillerden ayrın net bir çizgi olmadığı gibi dışavurduğu, dizginleyemediği vahşetin temelinde çocukluğu yatıyor. Peki, ne yapıyor bu adam? Frank, genç, güzel ve alımlı kadınlardan seçtiği kurbanlarının saçlarıyla birlikte kafa derilerini yüzüyor. Ve aynı zamanda yaşadığı yer olan cansız manken dükkanında yüzdüğü kafa derilerini, mankenlerin kafasına zımbalamak suretiyle kurbanlarını yaşatma eğilimi daha doğrusu yaşatma düşüncesi var. Kadınlara cinsel bir istek duymaması da bir hayat kadını olan annesinin tüm kötü alışkanlıklarına daha bir çocukken tanık olmasında yatıyor. -Spoiler- Frank'i bu yola iten belli ki bu şekilde annesinden intikam alabileceğini düşünmesi. Keza, kurbanlarından görece yaşlı olanını öldürürken bunu net biçimde anlıyoruz. -Spoiler sonu-

Şok edici açılıştan unutulmaz finale..

Frank'in kurbanı tespit et, takip et, adresini öğren ve vakti geldiğinde öldür biçiminde işleyen yöntemiyle açılışta tanışıyoruz. Filmin sertliğini, kan oranını ve bunların ne kadarını gösterebileceğini daha ne olduğunu anlamadan açılışta öğreniyoruz. Ve kendimizi sonrasında göreceklerimize hazırlıyoruz. İlk kurbanın katledilişiyle birlikte devreye giren müziğin de desteğiyle filmin adının bir anda ekranda belirmesi, insanın kanını donduruyor. Çarpıcı bir giriş. Seri katil ve kurbanları arasında gidip gelen basit bir örgüye sahip olan Maniac, bir yeniden yapımın nasıl ele alınması gerektiği konusunda ders verir cinsten bir çalışma. Senaryonun yetenekli ellerde, yeni bir biçimle modernize edilmesi önemli bir husus. Korkutmaktan çok eksilmeyen bir merak duygusu ve gerilimle süren Maniac, bakmakta zorlanacağınız sahnelerle bezeli bir korku filmi. Finalde George A. Romero'nun zombi üçlemesine yapılan saygı duruşu da unutulacak gibi değil.

Son söz: Fransa-ABD ortak yapımı olan Maniac, iki ülkeye ait son dönem korku örneklerinin bir melezi gibi duruyor. IMDB puanının 6.2 olması, Haute Tension gibi genel kitleye hitap etmemesinden kaynaklanıyor. 9/10

13 yorum:

  1. Bu filmi bir iki hafta önce seyrettim. Üst üste çok film seyrettiğim için bloga yazma fırsatım olmadı. 1980 yapımını göremediğim için karşılaştırma yapma şansım yok ama kendi türü içinde başarılı bir film olmuş. Senaryo içindeki mesajlar, kamera açıları, aynaların kullanışı etkileyiciydi. Tabi türünü dikkate almadan seyretmek sıkıcı gelebilir. Zira ilk 10-15 dakika odaklanmakta zorlandım, sonradan bağlandım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakın zamanda izlemiş ikimizde demek ki. katılıyorum yorumlarına.. bir de korku filmi sevenlerin dahi olayları katilin bakış açısından izlettiği için filmden soğumaları olası diye düşünüyorum. IMDB'si belki de bu yüzden düşüktür. :) Evet sonradan iyi sarıyor, ben çok beğendim :) Beğenmene sevindim filmi

      Sil
    2. Maniac sevmemek için neden yok gibi. Eline sağlık Serdar döktürmüşsün. :)

      Sil
    3. evet farklı bir korku filmi izlemek isteyen bir sinemaseverin sevmemesi için hiçbir nedeni yok. teşekkür ederim Burç :)

      Sil
    4. şimdi indiriyorum Serdar... Epeydir uzaktım korku sinemasından...

      Sil
    5. şimdi indiriyorum filmi. son bir haftadır Ken Loach takılıyorum. Artık gerçekçilikten bunalıma gireceğim.

      Sil
    6. Hahahha Vay! Asil gelmiş :)) Aşırı doz loach aldın demek, korku iyi gelir iyi.. O : dengeyi iyi kurmak lazım asilcim :)

      Sil
  2. Filme bayıldım :) Pov tekniğini (Birinci tekil kişinin gözünden) müthiş kullanmış. Bu nedenle resmen karakterle yatıp kalkıyoruz. TÜm duygularını hissediyoruz. Özellikle o fenalaşma sahnelerinde sanki ben kötüleşiyormuşum gibi hisettim:) Stilize tavrı ve müzikleri Drive'la kapışacak cinsten. Puanları ve yorumları görünce şaşırdım. Çoğu kişi filme yardırmış. Ana akım tekniklerini kullanmadığından olsa gerek. Neyse çok uzattım. Ben çok sevdim. Bütün gün müziklerini dinledim, hala dinliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah sevindim buna Faruk :)Evet o teknik filmi alıp götürmüş. başlarda endişem vardı ama sonra hepsinin yersiz olduğunu anladım. Evet nedense bizim kadar sahiplenen insan çok yok. yani yazar ve sinefil cephesinde diyorum. yoksa genel kitlenin sevmeme sebebi dediğin gibi ana akımdan uzak durması.yurt dışında da çok iyi tepkiler almış ama. kült olma yolunda işin aslı.Müzikler de çok iyiydi :)

      Sil
    2. Tabi filmin nasıl yaşlanacağıda önemli. Kült olmaması için herhangi bir neden yok bence. Valla ben beğendim filmi. Kimsenin zevkine karışamayız. Hem sevdiğim filmleri daha az kişi severse bana daha özel hissettiriyor. (Manyakça gelebilir.) Böyle korku filmlerine can kurban :)

      Sil
    3. Evet zaman gösterecektir ama gidişat o yönde... hahah katılıyorum biraz.. herkes seevince tadı kalmıyor ya :))

      Sil
  3. Bu abiye psikopatlık yakışıyor vesselam. Biz bu abiyi Sin City' den de tanırız. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet evet katılıyorum. Elijah Wood psikopat rollerinin altından başarıyla kalkıyor. Yüzüklerin Efendisindeki froda'dan sıyrılmayı da başardı bu sayede :)

      Sil