29 Mart 2015

Bir Zamanlar Sinema öneriyor - #20 The Stendhal Syndrome


Suspiria, Inferno, Profondo Rosso gibi iz bırakmış korku filmleriyle tanınan türün ustalarından Dario Argento'nun daha az bilinen ve düşüşe geçtiği döneme denk gelen çalışması The Stendhal Syndrome'da; tecavüzcü bir seri katilin peşine düşen dedektif Anna Manni'nin Floransa'daki Uffizi Müzesi'nde bu sapık tarafından tuzağa düşürülmesi ve daha sonra da kaçırılmasıyla gelişen ve ilginç noktalara varan bir polisiye hikaye anlatılıyor.

Kadın dedektiflerin merkeze yerleştirildiği polisiyelere pek rastlamıyoruz. Bu anlamda The Stendhal Syndrome önemli bir örnek denilebilir. Tabi dedektif karakterimizin avcıyken av durumuna düşmesi, kadına yine kurban rolü biçilmesi sonucuna götürüyor bizi. Argento filmlerinde kurbanlar zaten çoğunlukla kadındır. Ana karakter bir dedektif olsa da bu durumun değişmediğini görüyoruz. Dedektifimizin Stendhal Sendromu'na yakalanması hikayenin çekiciliğini artırırken, estetik açıdan hep hatırlanacak bir polisiye filmin doğuşunu olanaklı kılıyor. Film, ilk dakikasından başlayıp son anına dek merak duygusunu ve gerilimi ayakta tutan, diğer Argento filmlerinde olduğu gibi kanlı sahnelerle bezeli ve doğa üstüne de göz kırpan şaşırtıcı bir deneyim. Korku\gerilim\polisiyenin yanı sıra resim\heykel\mimari gibi sanat dallarına da ilgi duyuyorsanız Stendhal Sendomu tam size göre. Filmin aksayan tek yönü oyunculukları diyebiliriz. Daria Argento'nun kızı Asia Argento, Anna Mannia rolü ile tatmin etse de diğer oyuncular vasatı aşamadığını söyleyelim.

Stendhal Sendromu'nun Uffizi Müzesindeki açılış sekansı görmelere seza. Anna Manni müzeyi gezmeye başlıyor ve resim sanatının en gözde örneklerinden oluşan koleksiyona baktıkça fenalaşıyor ve tabloların içinde kayboluyor, bir çeşit kabus görüyor. Argento, Rönesans ve Barok tabloları birer gerilim öğesine dönüştürüyor. Filmin bütününde gerilime hizmet eden Ennio Morricone'nin ezgileri bu sahneyi unutulmaz kılıyor.

Son söz: 90'lı yılların bu az bilinen polisiyesini türü seven herkese tavsiye ediyorum.  8\10

Not. Fransız yazar Stendhal, 1817 yılında Floransa'daki Santa Croce kilisesini ziyaret eder ve sanat eserlerini gördüğünde kendinden geçer. Sanat eserleri karşısında heyecana kapılmak, yanılsamalar görmek ve baygınlık geçirmek gibi semptomları olan bu hastalık daha sonraları Stendhal Sendromu olarak adlandırılmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder