26 Kasım 2012

Melancholia


Lars Von Trier, Antichrist'le girdiği yolda devam etmekte kararlı görünüyor. Antichrist'in adındaki kıyamet iması filme bütünüyle yansımamasına karşın kötücüllüğü ve depresifliğiyle gerçek manasıyla bir kıyamet filmi olan Melancholia'ya geçiş anlamına da geliyor. Antichrist'teki dinsel motiften (Deccal'ın yeryüzüne inişi) Melancholia'da bilimi referans aldığı bir kıyamete (Melancholia adlı bir gezegenin dünyaya çarpması) yönelen Trier her iki filmiyle de uzunca bir süre tartışıldı.

Amerikan film eleştirmenlerinin 2011'in en iyi filmi ilan ettikleri Melancholia, beni içeriğinden çok biçimsel özellikleriyle çarptı. Bu öyle bir çarpma ki, filmi ilk izlediğimde bıraktığı etki zaman içinde farklı bir boyut kazandı. 1 yıl boyunca kafamda dönüp duran imgeler, bir sanat yapıtının değerinin neyle ölçülmesi gerektiği sorusunu düşündürdü uzun uzun ve de yalnız seyir halindeyken değil, o edimin sonunda yaşattıklarıyla, zihnimizde tekrar tekrar oynattığımız, kendimizi onu düşünmeden edemediğimiz bir sanatın varlığını gün yüzüne çıkardı. Kısaca bu film, izlerken zaman zaman yaşattığı "o kadar iyi film değil" hissiyatını, bittikten sonra "o kadar iyi film ki"ye çeviren; içeriği, anlatımı ve alt metinleriyle 'zor' bir başyapıt.

Trier, Melancholia'yı Prolog, Justine ve Claire olmak üzere üç kısma ayırıyor. Ben de sırasıyla gidip parçalardan bütüne ulaşmaya çalışacağım.

1. Kısım: 'Prolog'

Trier, giriş kısmını Prolog yani önsöz olarak adlandırıyor ve tüm filmi yaklaşık 8 dakikalık bir özete sığdırıp hazmı zor bir finale hazırlıyor bizi. Prolog'u filmin genel izleğinden ayırıp 'Slow Motion' çeken Trier'ın kafasında ne var peki? Antichrist'te de denediği bu stil denemesi, Melancholia'da bir çok şekilde okunabilir. Yalnız estetik kaygı ve farklı olma çabasının bir ürünü olmadığını düşündüğüm bu bölüm, tüm filmin seyrini değiştirebilecek materyale sahip. Prolog bir rüya sahnesi olabilir mi? Evet, olabilir ama sıradan bir rüya değil bu, Justine'in kimi öngörülerini (düğünündeki fasulye piyangosunun sonucunu bilmesi) açıklayan, geleceğin görüldüğü bir rüya. Prolog'un gerçeküstü anları ve filmin özeti olmasına rağmen tamamı filmden bağımsız farklı sahnelerden oluşması, rüya teorisini güçlendiren bir veri olarak karşımıza çıkıyor. Prolog'da sürreal betimlenmiş sahneler, filmin devamında oldukça gerçek seyrediyor. Örnek vermek gerekirse Prolog'da, kucakladığı oğluyla çimlerde bata çıka ilerleyen Claire (çimlerde neden batsın?), filmin sonlarına doğru, aynı sahnede karşımıza çıkıyor fakat bu kez  öncesini ve sonrasını izleyebiliyoruz sahnenin ve gerçeklikten ödün verilmiyor.

2. Kısım: 'Justine' Olağan bir döngü...

Bu bölümde Trier, sancılı bir düğünü -Justine'in düğününü- filmin ana temasından uzaklaşmak pahasına uzunca betimliyor. Justine başta olmak üzere tüm karakterler hakkında fikir ediniyoruz. Justine ve Michael'in düğünüyle hayatın süregiden döngüsünün altı çiziliyor ve sorunlu ama mutlu başlayan düğün, Justine'in nükseden melankolisiyle (depresyonu) bozulmaya başlıyor. Çıkmaza giren evlilikle yeni hayat kurmanın, bu döngüyü devam ettirmenin anlamsızlığı vurgulanırken, yaklaşmakta olan kıyamete de atıfta bulunuluyor. Justine'in düğününde başlayan ruhsal çöküntüsü, güneşin arkasına gizlenen ve dünyaya yaklaşmakta olan Melancholia adlı gezegenin etkisi olabilir mi? Rüya teorisine dönecek olursak, Justine'in dünyanın sonuna ilişkin gördüğünü varsaydığımız o rüyaya inanmaya başladığını varsayabilir ve önce bedensel (bacaklarını hissetmemesi) sonra ruhsal düşüşe geçişini, eşi olacak Michael'dan vazgeçmesini, patronuna rest çekmesini ve son olarak da golf sahasında kendisinden iş için slogan koparmaya çalışan gençle birlikte olması içten içe kabullendiği bir 'son'un yansıması olabilir.

3. Kısım: 'Claire'

Claire, eşi John ve biricik oğulları Leo; büyük bir arazi üzerinde bulunan malikanelerinde mutlu bir hayat sürüyor. Claire ve ailesi, kent yaşamından ve o yaşamın getirdiği sorunlardan kendilerini soyutlayabilen azınlığı, toplumun aristokrat kesimini temsil ediyor. Filmin bu kısmında, Melancholia adlı gezegen kendini göstermeye başladığında Claire, eşinin sağladığı yaşam koşullarının ve bir anlamda dünyadaki cennetin son bulması, daha da önemlisi oğlu için hayal ettiği geleceğin yok olması fikri doğrultusunda önüne geçemediği bir paranoyaya kapılıyor, panik yapıyor. İki kız kardeşten Justine, Melancholia'dan korkmak şöyle dursun ona hayranlık besliyor.

İki kız kardeşin hayatta gelmiş oldukları noktaya baktığımızda; Justine ilişkilerinde dikiş tutturamamış, mücadelesinde yenik düşmüş bir kaybeden iken kardeşi Claire; bir eş, bir çocuğa sahip ve varlıklı bir hayat sürüyor. Onun için de kazanan diyebiliriz. Şimdi Melancholia gezegeninin dünyaya çarpıp çarpmayacağı belirsizliğini korurken, Justine'in olası bir sonu umursamaması çok doğal çünkü kaybedeceği fazla bir şey yok. Claire için aynı cümleyi kuramıyoruz. Burdan baktığımızda olayın iki ana karakter üzerinde zıt biçimde yankı bulması daha anlaşılabilir.

İnanç ikilemi

Filmin sonlarına doğru iki kız kardeş arasında geçen bir diyalog, Claire ve Justine'e bakışımızı netleştiriyor. Justine'den şunları duyuyoruz: "Dünya kötü, dünya için üzülmemeliyiz, kimse özlemeyecek ki... ve başka bir hayat yok!" Claire ise oğlu Leo'nun nerde büyüyeceği endişesini dile getirip başka bir yerde hayat olabileceğini söylüyor. Bu konuşmadan yola çıkıp Justine'in inançsız, Claire'in ise inançlı bir insan olduğu kanısına varabiliriz. İşin tuhaf yanı da burada gün yüzüne çıkıyor. Justine bir daha varolmamak üzere yok olacağına kati bir şekilde inanmışken nasıl oluyor da soğukkanlılığını koruyabiliyor. Ya Claire? Başka bir yaşam formuna evrileceğini inansa da kardeşinin gösterdiği cesaretin ve duruşun zerresini göremiyoruz onda. İnanç ve inançsızlığın karakterler üzerindeki uzantısı aksi yönde olabilirdi. Lars Von Trier'ın girdiği depresyonla inancı da sorguladığı ve bu sorgulamanın Antichrist ve Melancholia'da kendini hissettirdiğini ve yönetmenin kafasında net bir cevabın olmadığını düşünüyorum.

Felaket filmlerine Trier'ın yaklaşımı

Dünya'nın sonuna işaret eden felaket filmlerinde; felaket ister dünyaya yaklaşmakta olan bir meteor (Armageddon, Deep Impact vb.) isterse de dünyayı işgale gelen uzaylılar olsun (War of the Worlds, Independence Day) sonuç değişmez, beklenen son gelmez çünkü seyirci kötü sonları sevmez. Bu konuda hayli ileri giden Knowing dahi filmin sonuna bir umut ışığı koyma ihtiyacı hisseder. Trier, bunu yıkıp kıyameti getiriyor ancak asıl derdi bu değil. Amaç, dünyaya farklı pencereden bakan iki kız kardeşin, kıyamet yaklaşırken geçirdikleri ruhsal değişimlerinin görsel karşılığını bulabilmek ve iç dünyalarını yansıtabilmek. Trier, felaket filmi klişelerinden uzak duruyor. Olayın yarattığı toplumsal paranoyayla ilgilenmediği gibi son büyük (!) felaket filmi '2012'nin çok zenginsen kurtulursun söyleminin üzerine gidip (filmin merkezine zengin bir aileyi yerleştiriyor) ne kadar zengin olursan ol kurtuluş yok diyor.

Sanat ve Melancholia 

Trier, klasik müzik kullanımı (film boyunca aralıklarla Wagner'in Tristan ve İsolde'si çalar) ve resim sanatının altın çağı Rönesans'tan seçtiği Pieter Bruegel eseri 'Hunter in the Snow' ve John Millais'in 'Ophelia'sına yapılan gönderme başta olmak üzere bir çok eseri, dünyanın sonunu getirdiği bir filmde neden kullanıyor, nasıl bir işlevi var bu sanat formlarının? Daha filmin ilk dakikasında Bruegel'in şaheserini yakarak bir mesaj veriyor Trier, yok etmeye sanattan başlaması da manidar. Bruegel ve bu eserin seçilmesi de tesadüf değil. Bruegel, eserlerinde doğa karşısında insanoğlunun çaresizliğini, güçsüzlüğünü işler ve genel olarak da ölümün kaçınılmazlığına vurgu yapar. Trier'ın Melancholia'da yaptığı da tam olarak bu; açılışta Justine'in iki yanından düşmekte olan kuşlar, asaletin simgesi atın kendini yere bırakışı ve insanın çaresizliği... Tüm sanatlar insan ruhunu besler ve yaşama sevinci verir, Melancholia'da Wagner'in ezgileri bir anlamda dünyanın yitip gidişine yakılan bir ağıta dönüşürken, sahneler daha etkileyici bir hal alır ve ruhumuzu okşar. Resim sanatının aktarımı  ise seçilen aristokrat kesimle ilintili şüphesiz. Genel olarak müzik ve resmin de katkısıyla daha estetik bir film çıkaran Trier, hikayenin sertliğini bu şekilde kırmayı denemiş.

Sonuç: Claire "güzel bir şekilde son bulmasını istiyorum" diyor. İşte bu cümle Melancholia'yı özetliyor.  Trier, kıyameti olabilecek en sanatsal biçimde anlatmak istiyor ve bunu da başarıyor.

Estetik: 10
Yönetmenlik: 9.5
Görsellik: 9.3
Film: 10

24 yorum:

  1. 10 numara bir inceleme olmuş eline sağlık Serdar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Orhun :) ilk ciddi analiz denemem oldu. sevindim başarılı bulmana

      Sil
  2. Bu yazıyı hazırlayan arkadaş sanırsam kendini aşmış :) Tebrik ederim Serdar şahane bir analiz olmuş. Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman estağfurullah Utku :) çok teşekkür ettim gerçekten sevindim beğenmene :)

      Sil
  3. Detaylı bir inceleme olmuş. Eline sağlık. Her ne kadar eleştirilse de bende filmi sevmiştim. Sanırım görsel anlamda doyurucu olan filmlerden daha fazla hoşlanıyorsun. Mesela The Fountain'de zira öyle. Trier'in sineması oldukça rahatsız edici. Bu yüzden herkes tarafından sevilemeyebiliyor. Ama bu tarz kışkırtıcı filmleri ben seviyorum. Nitekim P.T. Anderson'ında filmleri öyle ve fazlasıyla seviyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şöyle diyeli evet görselliğin katkısı yadsınamaz ve çok seviyorum ama hikaye ile bütünleştiğinde. yoksa sadece görsellik bir yere kadar. Rahatsız edici filmleri de ayrıca seviyorum. Trier da bu sebepten çok sevilmiyor. genel kitle tarafından diyelim :)Aynen P.T de öyle. çok sağol yorumun için

      Sil
    2. Tabi belli bir hikayesi olan filmler için söyledim. Yoksa görsel olarak güçlü ve çok ucuz film piyasada var. Bu insanlar birazda geçerli olan kalıpları kırdıkları için sevilmiyor. Millet yadırgıyor.

      Sil
    3. Evet evet hikaye ve görsellik birleştiğinde anlamlı oluyor. piyasada her türden var. yapı-bozucu filmleri kabullenmek-benimsemek zor oluyor. genel kitle böyle maalefes

      Sil
    4. Bu arada yeni blog tasarımın hoş. Şu ana başlığın(blog adı) yazı stilini değiştirmeyi düşünmüyor musun:)

      Sil
    5. Çok sağol arada bir değişiklik yapmak iyi oluyor. Tabii Bloggerda seçeneklerin sınırlı. Ben düz yazı olmasındansa böyle da çok seviyorum şimdilik düşünmüyorum ya :)) Düz mü olmalı diyorsun?

      Sil
    6. Bilmiyorum sanki çok aykırı duruyor. Ben daha klasik şeyleri tercih ediyorum. Tabi senin tercihin karışamayız:)Blog tasarımları malesef sınırlı. Bu işin ehli birilerini bulup onlara yaptırmak lazım:)

      Sil
    7. Ben de onu değiştirdiğimde ne güzel olduğunu düşündüm :)) eskiden düzdü. evet bloggerdan çıkıp başka bir tasarım yapmak gerek ama o da bizi aşıyor :)

      Sil
    8. Sen memnunsan problem yok o zaman:) Şimdilik öyle belki ilerde bir şeyler ayarlayabiliriz.

      Sil
    9. evet memnunum ya :) ben de düşünüyorum. bir sorun da blogspottan com'a geçtiğinde google aramalarında çok gerilere düşüyorsun. yani tıklanma rakamların çok düşüyor. neyse sonra düşünürüz bunu da

      Sil
    10. hmm onu bilmiyordum. Ama kodlarla blogunda değişiklikle yapabilirsin. İstediğin özel bir şey varsa kodunu ara eğer varsa nasıl yapılacağı gösteriliyor.

      Sil
    11. hadi ya bak bu da çok ilginçmiş. deneyeceğim sağol :)

      Sil
  4. Trier filmlerini hep sevmısımdır zordur,farklıdır cunku ve bu fılmde aynı sekılde benı zorlamıstı bıttıkten sonra melankolı melankolı gezmıstım :) yazın harıka olmus Serdarcıgım sankı brı cıta daha atlamıs ve kendını gelıstırme konusunda farklı bır perspektıften bakmıssın fılme ben cok begendım ellerıne saglık..Bluevalentıne

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorma beni de ilk izlediğimde sarsmayı başarmıştı. Evet bir adım attım umarım dediğin gibidir. zamanla daha iyilerini yazmak hedefim. çok çok sağol ayşecim :)

      Sil
  5. Melancholia'nın senin için önemini biliyorum ve buna yakışır bir analiz yapmışsın emeğine sağlık, çok başarılı. Filmle ilgili kafamda soru işaretleri vardı. Sende de aynı şeyleri görmek ve cevaplarını okumak büyük keyif verdi. Uzunca yazdım demişsin ama keşke biraz daha uzun olsaydı dedirtti :) Sanat ve Melancholia kısmı da ayrı leziz. Tebrikler Serdar ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sağol dostum yorumların ne değerli benim için inan :))

      Sil
  6. Estağfurullah sen de sağol, her zaman seve seve :)

    YanıtlaSil
  7. Çok güzel bir inceleme olmuş , tebrik ediyorum . Melankoli izleyiciyi çok zorlayan bir film . Daha doğrusu ben filmi sindirmekte çok zorlanmıştım . Değindiğin noktaları görebilmek için defalarca izlemek lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :) Evet çok doğru aynı sindirme zorluğunu ben de yaşamıştım ama zaman içinde bir kaç kez daha izleyerek ve üzerine bolca kafa yorarak bir bütüne ulaştım sanırım

      Sil