27 Şubat 2012

In Time

The Truman Show'ın senaryosunu yazarak dikkatleri üzerine çeken Andrew Niccol, Gattaca, Simone ve Lord of War'ın yazar ve yönetmeni olarak Amerikan sinemasını besleyen, özgün olmayı başarabilen ve artık her öyküsü merakla beklenen önemli bir sinemacıdır. Niccol'ın ilk yönetmenlik denemesi Gattaca'nın ardından bilim-kurgu türüne dönüş filmi In Time (Zamana Karşı) seyirciyi çar çabuk avucunun içine alan ve beklentileri boş çıkarmayan başarılı bir popüler sinema örneği.

Öncelikle Niccol'ın nasıl bir distopik dünya yarattığına bakalım. Her insanın 25 yıllık sabit bir yaşam süresi vardır. 25 yaşını dolduranlar artık hep o yaşta görünecek ve daha fazla yaşayabilmek için durmadan çalışmak ve kazandığı zamanla günü gününe yaşamak durumunda kalacaktır. 25 yaşını dolduran her bireyin sol kolunda derisinin altında bulunan saat aktif hale gelir ve insan bir başkasına yaşayacağı zamanı verebilmekte hatta birinin zamanını çalabilmektedir. Bu distopik dünyada birey, otobüs biletinin ücretini, içtiği kahveyi kısacası her şeyi zamanıyla ödemek zorundadır. Paranın yerini zaman almıştır. Zamanı sıfırlanan ölmekte zenginler ise sonsuza dek yaşayabilmektedir. Toplum eskiden olduğu gibi bir çok sınıfa ayrılmıştır. En büyük problem ise insan nüfusunun hiç azalmamasıdır. Bunun önüne geçmek için kapitalist sistem devreye girecektir.


Ana karakterimiz Will Salas, en alt sınıfı oluşturan Getto'da yaşamaktadır. Bir gün hayatını kurtardığı bir adam 116 yıllık yaşam süresini Will'e aktarır ve ölümü seçer. Yaşamak anlamsızlaşmıştır onun için. Zaman  hırsızı durumuna düşen Will'in peşine 'Timekeeper' adı verilen polisler düşecek ve film bu noktadan sonra bir kaçış öyküsüne dönüşecektir.

In Time, her ne kadar hikayesiyle 1976 yapımı Logan's Run'a benzetilmeye çalışılsa da özgün bir çalışma. Andrew Niccol, In Time'da bir yandan insanın varoluşunu sorgularken öte yandan Will ve Sylvia'nın ellerinde silahlarıyla banka soyan ve çaldıkları zamanı insanlara dağıtan Bonnie and Clydevari iki kanun kaçağına ve ayrıca ikilinin Robin Hoodvari kahramanlara dönüşümünü aksiyonla harmanlayarak geniş kitlelere seslenen bir bilim kurguya imza atmış. Niccol, popüler-aksiyonlu bilim kurgularla felsefik-derinlikli bilim kurgular arasında bir tat tutturmaya çalışmış ama ne derece başarılı olmuş derseniz daha çok aksiyona meylettiğini ve büyük bir fırsatı teptiğini söyleyebilirim. Filmin rahatsız edici bir yapısı olsa da bilim-kurgu türünü sevenleri tatmin edecektir. In Time'ın bir zayıf tarafı da başrolün Justin Timberlake'e teslim edlmesi. Amanda Seyfield'e diyecek sözüm yok. Yine de filmin tadını kaçırmadıklarını belirteyim. IMDB puanından anladığım kadarıyla (6.5) In Time, genel olarak seyirciyi arkasına alamamış görünüyor. Burdan çıkaracağımız sonuç şu: filmin daha çok yönetmenin hayranlarına ve özgün bilim-kurgu hikayelerini koşulsuzca seven kitleye hitap ettiğini söyleyebiliriz. 
Son söz: Bu tip hikayelerle pek sık karşılaşmadığımızı düşünürsek eksiklerine rağmen In Time'nin yerinde bir seçim olacağını düşünüyorum. 7\10

6 yorum:

  1. serdar anlaşıldı senin bu blog ve yazıların sayesinde ben yeniden o çok film izlediğim dönemlere döneceğim :)

    valla ben böyle uçuk kaçı, fantasik , bilim kurgusal sonra ekşınsal filmlere bayılırım.filmlerdeki eksikleri tespit ederim ama bütüne odaklanmaya çalışırım.

    in time ı izlediğimde senin belirttiğin detaylara dikkate derim ama konu çok ilginç geldi :)

    YanıtlaSil
  2. Ahahah :D öyle bir katkım olduysa ne mutlu :) saydığın türde filmleri ben de çok severim. evet konu fazlasıyla ilginç türü de sevdiğine göre beğenme ihtimalin çok yüksek :)

    YanıtlaSil
  3. Geçen hafta arkadaşlar arasında sohbette adı geçmişti. Justin Timberlake in oynadığını duyunca küçümsedim başta ama konu ilgimi çekti. Güzel olabilir, izleyeceğim. Yazı için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. evet Timberlake filmin zayıf karnı ancak hikaye özgün ve işlenişi itibariyle de ilgiyi hak ediyor. beğeneceğinizi düşünüyorum ben teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  5. İn time olmamış bir film bence. Bildiğin olmamış, hani ergin derler ya işte öyle. Ağzına bal sürüp doyurmayan cinsten. Bir duruş oluşturmaya çalışmış ama onuda becerememiş. Filme dair iyi diyebileceğim tek şey Cillian Murphy'nin performansı.
    Bence :)

    YanıtlaSil
  6. genel olarak eleştirmenlerden de ilgi gördü aslında. Andrew Niccol boş film yapmamış bana kalırsa. eksikleri var ve bu hikayeden neden daha büyük bir film çıkaramadığı sorgulanabilir pekala. zevkler elbette bir şey diyemem görüşünüze saygı duyuyorum ve yorum için de teşekkürler :)

    YanıtlaSil