6 Mart 2014

Dallas Buyers Club


Ron Woodroof adlı bir Teksas rodeocusunun HIV virüsüne yakalanmasının ardından tıp dünyasına karşı gelişinin hikayesini anlatıyor. 1985’de gerçekten yaşanmış bir hikayeden uyarlanan Dallas Buyers Club, Ron’ın illegal bir şekilde kanser tedavisinin satışını anlatıyor. Ron Woodroof’a eşlik eden partneri transseksüel Rayon’ın illegal ilaç satışına dahil olmasıyla işler karışıyor. Bu kanser tedavisi, Amerika’yı baştan aşağı sallarken kapitalizm, devlet ve insanların deney hayvanı olarak kullanılması gibi konuları harmanlayarak insan hayatının değerini sorgulatmaya çalışıyor. Matthew’in değişimini ve Leto’nun ustalığını ve karakter yaratmadaki başarısını da gösteren film, büyük ihtimal ikisine de Oscar olarak geri dönecektir.
Burç Karabulut yazdı

Kendi devrimini gerçekleştirmek…

Ron Woodroff kendi keyfine yaşayan, gününü gün eden bir rodoecudur. HIV teşhisi konulmasıyla birlikte işler yavaş yavaş değişmeye başlar. Zamanla hastanedeki doktorlar, ilaçlar ve prosedürler arasında kendi hayatının yani insan hayatının bir yeri olmadığını öğrenir. Kendi ilk önce kansere meydan okur. Sonra da keyfine keder yaşayıştan aktivistliğe geçer. Amerikan devletindeki ilaç hatta insana dair hiçbir yasanın onu korumadığını yani deney hayvanı yapıldığını öğrendiğinde kendi kaderini yazmaya başlayacaktır ama nasıl herkese cephe alacaktır?. Çıktığı bu yolun sonunda hem hayatını, hem işini hem de birçok hayatı kurtarabilecek midir?


Kanun kaçağı mı yoksa iyilik meleği mi?

Ron zorla yanına aldığı yol arkadaşı transseksüel Rayon ile birlikte kansere, FDA ve büyük ilaç şirketlerine savaş açmaya karar verir. Amerika’daki yasalara FDA etiketi almamış hiçbir ilacı satamaz o da indirekt olmayan yollara başvurmaya karar vermiştir. Kendi kurduğu düzeni belki de bir anarşist gibi devlete karşı insanların hayatta kalmasını sağlamaya çalışır. Buradan da para kazanmayı ihmal etmez. Bu davranışlarıyla Ron kimine göre kanun kaçağı kimine göre iyilik meleğidir.

Amerikan stereotip kanun kaçağı karakterine birebir uyan bir tiptir Ron. Adaleti bir western karakteri edasıyla kendi eliyle, kendi zevkine göre dayatmayı zorunlu olarak gören Ron, aynı anda da devletin varlığını sorgulatmayı da başarır. Eğer Ron kanun kaçağıysa yakalanmalı ve adalet mekanizması tarafından cezalandırılmadır. Eğer Ron bir iyilik meleği, cankurtaransa o zaman devlet iyilik yapma gayretinde olan birinin peşinden gitmektedir ama bu adil olan mıdır? Belki de can alıcı soru; devlet neyin peşindedir olmalıdır. Devletin koyduğu kanunlar gerçekten insan hayatını koruyor mu? Koruyorsa niye bazı insanları kurban etmesi gerekiyor. Eğer korumuyorsa kimin için çalışıyor? FBI sahneleri ile özellikle bu sorular daha da yüksek sesle gündeme geliyor.


Ötekilerin zaferi…

Filmin en önemli temalarından biri de homofobi eleştirisi oluyor. Rayon karakterine bir parantez açmak gerekiyor. Jared Leto’nun hayat verdiği bu karakter, transseksüel bir karakterdir.  Önyargı, nefret ve korkunun karışımıyla ortaya çıkan transseksüel düşmanlığını da mükemmel ele alıyor. HIV hastası olan Ron, aynı dertten müzdarip Rayon ile ilk karşılaşmasında kimsenin beklemediği bir şekilde nefret duyduğu bu kanserli kadını(trans) insanlık dışı bir bakışla hor görüyor. Aslında kendi gerçekliğini de bir anda görmeye başlıyor.

Aynanın karanlık tarafında kendisi gibi HIV virüsünü kapmış bir ötekisi oturuyor. Erkek desen erkek değil, maço desen maço değil bir öteki, yani Rayon. Kanser olması bir yana aynı kaderi paylaştığına lanet ediyor. İkisinin de öteki olduğunu anlıyoruz. Öteki olmaları bir yana hastandeki doktorlar tarafından kobay olarak kullanılabilir statüsündeler. 

Ötekilerin Zaferi birlik olmalarıyla sağlanıyor. Kanseri iyileştirdiğine emin olduğumuz ilaçları veriyor ve insanların hayatlarını kurtarıyorlar. Aynı zamanda bir arkadaşlık bağı kurarak karakterlerin kendi kaderlerini değiştirmelerini, kendi devrimlerini gerçekleştirmelerine tanık oluyoruz. Devlet mekanizmasını dışarda bırakacak kadar devrimsel bir hareket yapıyorlar. Öyle bir dışlanma ki Amerikan devleti, hegemonisini güçlendirmek için bu sözde anarşist durumu engelleme durumunda kalıyor. 

3 yorum:

  1. Bu sene ki Oscar'da insanı çelişkiye sokacak filmler arasında. Hikayesi insanın içini acıtsa da verdiği umut diğer yandan ısıtmıyor değil. Başrol oyuncumuz Matthew oyunculuğuyla belki belki Oscar kazandırabilir ama bence hiç önemi yok. Bana verdiği keyifli dakikalar için zaten gözümde Oscar'ı aldı. Ayriyeten oyunculuk konusunda da çok başarılı buldum kendisini. The wolf of wall street'te de sergilediği kısa performansı göz ardı etmemek lazım diye düşünüyorum. Jared Leto'ya gelince; O da bence kariyerinin en iyi rolünü oynamış...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten Oğuz Matthew uzun zamandır kendini farklılaştıran rollerde oynuyordu. Bunun belki de en şanslı anı Sınırsızlar Klübü oldu. Dallas Buyers Club'ın türkçeye çevrilmiş ismi bu. Neyse. Altın Küre'yi kazanması hakkı olduğunu gösterdi. Oyunculukta 1-2 senedir Lincoln Lawyer'dan beri o cool erkek rollerini bitirme yolunu seçmişti. Killer Joe ile geçen sene muazzam bir performansa imza attığını düşünüyorum. Onun devamında ise DBC'da ise hem rolün hakkını veriyor hem de filmin konusu farklılığıyla öne çıkıyordu. Akademi de bu filmi ciddiye aldı. Film artı oyunculuk diyelim bize ona. WOWS de aynı tarzdaki rollerine devam etmesinin bir örneğidir. Hasadını ektiği ürünün meyvalarını toplama aşamasında Matthew. Bu arada Leto her zaman farklı rollerde oynamıştır. Performansı bence hep üst düzeydeydi. Oyunculuk yeteneğini dediğin gibi şu ana kadar ki en iyi rolünü yaparak kanıtlamış oldu.

      Sil
  2. ben henüz izlemedim. Burç müsait olunca yazacak yorumunu :)

    YanıtlaSil