3 Ocak 2014

Yılın En İyisi: "Oyunbozan Ralph"


The Simpsons ve Futurama gibi çizgi serilerin yönetmenliği yapmış, bu alanda oldukça deneyimli bir yönetmen olan Rich More, ilk uzun metraj çalışması Wreck-It Ralph ile sadece geride bıraktığımız yılın değil, genel olarak animasyon sinemasının da en iyi filmlerinden birini yaratmış. Son yıllarda Pixar ve Dreamworks'le beraber animasyonda çıtayı iyice yukarı çeken Walt Disney, büyük oynamaya devam ediyor. 80'li ve 90'lı yılların atari oyunları ve bu oyunların iyi ve kötü karakterlerine can veren Wreck-It Ralph'te, yer aldıkları oyunda kötü, kaybeden ve yalnız olmaktan sıkılan dev cüsseli Ralph'in bir kahraman olmak için çıktığı macera dolu yolculuk konu edilmekte.

Bir anti-kahramandan kahramana doğru...

Ralph, yaratılışı gereği kötü bir karakter. Öyle programlanmış. Bu kodlama her şeyi tamir eden Felix'e iş arkadaşları arasında saygın bir konum ve mutlu bir hayat bahşederken, Ralph dışlanıyor. O da kahraman olmak için düzene karşı gelip, illegal yoldan altın madalyaya ulaşmayı deniyor. Madalya gerçek hayatta olduğu gibi oyunlarda da başarının simgesi. Ralph, ona sahip olduğunda yani başardığında bir kahraman olabileceğini ve artık sevileceğini düşünüyor. Ancak kader ona başka sürprizler hazırlamış. Sugar Rush adlı başka bir oyuna düştüğünde, aradığı arkadaşlığı ve sıcaklığı bulacak ve gerçek bir kahraman olmanın nasıl bir şey olduğunu deneyimleyecektir.


Oyunbozan Ralph'in atası Toy Story

Toy Story'de çocukluk döneminin vazgeçilmezleri oyuncaklar, özgür iradeye sahip canlı varlıklar olarak resmedilmişti hatırlarsanız. Dolayısıyla filmin kahramanları oyuncaklar, bizi ilgilendiren de onların başından geçenler ve aralarındaki tatlı rekabetti. Oyunbozan Ralph'in de benzer bir altyapı kullandığını hemen görüyoruz. Değişen tek şey teknolojiyle birlikte değişen oyunlar. İki filmin ortak teması oyun ve oyuncakların zamana yenik düşmesi. Toy Story 3'te büyüyen çocuklar oyuncaklarla oynama devrini kapatınca, kahramanlarımız türlü tehlikeyle yüzleşiyordu. Oyunbozan Ralph'te ise 30 yıllık bir zaman diliminde gerçekleşen değişimin altı çiziliyor. İki film arasındaki en önemli benzerlik sanal veya gerçek oyuncakların içini özgür iradeyle doldurup, yaşayan ve ölebilen birer varlık olarak önümüze sürmesi. Bu fikrin uygulaması oldukça başarılı.  Toy Story'de çocuklar kendileriyle oynarken rol yapan oyuncaklar, yalnız kaldıklarında kafalarına göre takılıyorlardı. Oyunbozan Ralph'deki duruma baktığımızda, biri atariye jeton atıp oyunu başlattığında görev bilinciyle yapması gerekeni yapan sanal karakterler, boş vakitlerinde benzer şekilde 'özel' hayatlarını yaşayabiliyorlar. İçmeye gidiyorlar, parti yapıyorlar vs...


Sanal gerçeklikte yeni bir sayfa açılıyor

Sanal gerçeklik bilimkurgularında, karakterlerin sanal dünyaya adım atmaları, bu dünyaya sonradan dahil olmaları, girip çıkabilme gibi varyasyonlarına Oyunbozan Ralph gerek duymuyor. Çünkü henüz filmin açılışında sanal dünya veya sanal gerçeklik devreye giriyor ve kendi kurallarıyla yaşayan atari kahramanlarının evrenine dalıyoruz. Oyunbozan Ralph, The Matrix ve Tron gibi sanal ve gerçek hayat olmak üzere çift katmanlı yapıyı kullanan filmleri örnek alıp (hikayenin bir bölümü veya çoğunun sanal ortamda gerçekleşmesi), onlardan bir çırpıda ayrılıyor. Karakterlerimizin tamamı oyunlarda varolabilen, o kutunun -atarinin- dışına çıkamayan fakat oyunlar arası geçiş yapabilen varlıklar. Yani sanal olanla gerçek hayatın birbirine karışma ve iç içe geçme gibi bir durumu söz konusu değil. Hikaye gerçek dünyayı göstermesi gerektiğinde, buna ihtiyaç duyduğunda kısa kısa uğrayıp, asıl mekanına geri dönüyor.

Wreck-It Ralph usulü başka gezegenlerde macera düşüncesi ve uygulanışı

Pek çok bilimkurgu filminde ve fantastik örneklerde ana karakterin ister başka boyuta açılan bir kapı vasıtasıyla olsun, isterse de bir uzay mekiğiyle kendi gezegeninden oldukça farklı bir dünyaya adım atıp, orada 'öteki' konumuna düşmesi ve aradığı cevapları bulurken kendi değişimiyle birlikte gezegeni de değiştirme durumunu Oyunbozan Ralph'in birebir kullandığını söyleyebiliriz. Burada gezegenler arası yolculuk fikri başka oyuna sızma şeklinde gerçekleşiyor. Bu yolla karakter gelişimi sağlanırken, egzotik mekanda macera formülü de harfiyen uygulanmış oluyor.

Son söz: Atari oyunlarıyla yarattığı nostaljiyi, özgünlüğünü, yaratıcılığını, referanslarını ve mizahını düşündüğümüzde son yılların en iyi animasyonunu izlediğimizi rahatlıkla söyleyebiliyoruz. 10/10

6 yorum:

  1. Benim puanım senin kadar yüksek olmazsa da sevdim filmi. Bir nostalji tadında. Herkes gönül rahatlığıyla izleyebilir. Puanın yüksek Wall-e'nin yerini mi aldı yoksa senin için? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahha yok canım :)) Wall-e ulaşılmaz bir noktada duruyor. Aklıma gelmişken en iyi animasyon listemi de güncelleyeyim. Wreck-It Ralph'i yerleştireyim. Gerçekten çok keyifliydi ama çok daha fazlasını sunuyor bence :)

      Sil
    2. Bence de Wall-e :) Baya güzeldi. Güzel noktalara değinmişsin. Kaçınılmaz değişim üzerine anlamlı şeyler anlatıyor.

      Sil
    3. Teşekkür ederim Faruk :) kesinlikle..

      Sil
  2. Sadece nostaljik bir hatırlamadan çok fazlası, karakter dramatizasyonu da ders niteliğinde.

    YanıtlaSil
  3. evet evet nostaljisi sadece bir ayağı, çok daha fazlası var. sen de beğenmişsin belli ki sevindim .)

    YanıtlaSil