14 Mayıs 2015

The Adjustment Bureau - Kader Ajanları


Eserleriyle bilimkurgu sinemasına Blade Runner, Total Recall ve Minority Report gibi başyapıtlar kazandıran bilimkurgu edebiyatının en önemli yazarlarından Philip K. Dick’in Adjustment Team adlı kısa öyküsünden uyarlanan The Adjustment Bureau (Kader Ajanları), Paycheck, A Scanner Darkly gibi ortalama bir Dick uyarlaması denilebilir. Bir kısa öykü uyarlaması olduğu için film çok başarılı olmasa da “Bir Philip K. Dick’in eseri daha heba edildi” şeklinde yorum yapmak doğru olmayacaktır.

Özgür iradenin dayanılmaz çekiciliği

The Adjustment Bureau’nun iyi bir hikâyesi var. Temeli insanlık eleştirisine dayanan bir hikâye denilebilir. İnsanoğlu dünyayı yok oluşa sürüklediği için yukardan müdahalenin zorunlu hale geldiği bir dünyadayız. Takım elbiseli, şapkalı şık giyinen meleklerden oluşan bir birim, insanoğlunu kontrol altında tutmakla, dünyadaki düzeni sağlamakla görevli. İstedikleri zaman hayatın akışına müdahale edilebiliyor, istedikleri insanları yukarı çıkarıyor, istediklerini aşağı indirebiliyorlar. Kısacası insanoğlunun kendi başına bırakılamayacak kadar tehlikeli bir canlı türü olduğu için gözetim altında tutulması gerektiği önermesinde bulunan filmde, özgür irade meselesi de masaya yatırılıyor. İnsanı insan yapan düşünme ve kendi kararlarını verme özgürlüğü elinden alınıyor. Kararlarımızı kendimiz verdiğimizi düşünsek de -kendi iyiliğimiz için bile olsa- özgür olmadığımız ve bize dayatılan bir hayatı yaşamak zorunda bırakılmamız doğamıza aykırı olduğundan mücadele etmemiz gerektiği, insan olmanın bunu gerektirdiği fikri savunuluyor. Film insanlık eleştirisine soyunurken, geleceğin Amerikan Başkanı olma yolunda ilerleyen genç senatör adayı David Norris karakteriyle devlet adamlarının-siyasetçilerin dünya savaşları ve insanoğlunun kendi sonunu hazırlamasındaki rolüne vurgu yapmaktan geri durmuyor. Dünyayı daha iyi bir yer yapmak onların elinde diyor kısacası.

Seçimlerimiz mi kaderimizi belirler, kaderimiz mi seçimlerimizi?

Kaderimizi değiştirebilir miyiz? Bu soru filmde önemli bir yer tutuyor. Seçimlerimizin kaderimizi belirlediği, ancak özgür irademizle seçim yapamadığımızda kaderimizin seçimlerimizi belirlediği bir durum ortaya çıkıyor. The Adjustment Bureau, bu noktada eskimeyen bir formülü devreye sokuyor: ‘Aşk’ı… Senatör adayı David Norris ile dansçı Elise’in karşılaşması ve bir müddet sonra âşık olmaları karakterlerimiz için bir yasağın delinmesi anlamına geliyor. Görevli meleğin anlık hatası bir sapmaya sebep oluyor ve birbirlerini tekrar görmemesi gereken David ile Elise karşılaşıyorlar. Aslında bu sapma David’in uyanması anlamına da geliyor. The Matrix’te Neo’nun simülasyonda yaşadığını öğrenmesi, gerçek dünyaya adım atması ve farkındalık durumu David için de geçerli. Adjustment Birimi tarafından bir seçim yapmak zorunda bırakılan David, kaderine razı gelmekle meydan okumak arasında bir bocalama yaşıyor. Ancak söz konusu aşk olduğunda nihai sonucu kestirmek çok da zor değil.

Eksiklerine rağmen seyir keyfi veriyor

Filmin ana problemi güçlü bir senaryodan yoksun oluşu ve George Nolfi’nin ilk filmini çeken tecrübesiz bir yönetmen oluşu denilebilir. Bununla birlikte karakterlerin zayıflığı da The Adjustment Bureau’nun çabuk unutulmasında önemli bir etken diye düşünüyorum. Nolfi’nin filmiyle Alex Proyas başyapıtı Dark City arasında mekânsal açıdan benzerlikler var. Mesela şehri yönetenlerin onu istedikleri gibi tasarlayabilmeleri veya kullanabilmeleri iyi bir örnek. Adjustment Birimi ve Dark City’nin gizemli karakterlerinin giyim kuşamından tutun, hafıza silme gibi işlemlere ve şehri kontrol altında tutma istekleri gibi çeşitli ortak noktalar görüyoruz. Tabi temelde çok farklı filmler olduğunun altını çizmek de istiyorum. 

Son söz: The Adjustment Bureau, meselesinin felsefesine kafa yormayan ortalama bir film. 6.2\10

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder